Blank white book on white background.

PEMBE FİLİ DÜŞÜNME


Kendinizi bir şeyi düşünmemeye zorladığınızda, zihninizin nasıl çalıştığını ve düşünmek istemediğiniz şeyin zihninizi nasıl meşgul ettiğini hiç düşündünüz mü? Zeynep Selvili Çarmıklı, “Pembe Fili Düşünme” adlı kitabında acı veren deneyimlerden kaçınmanın değerlere odaklanmamızı nasıl engellediğini ele alıyor.

Pembe fili düşünme” dediğinizden beri pembe fili düşünüyoruz. Pembe fille kurduğumuz bu ilişki bize ne anlatmak istiyor?

Amacıma ulaştım demek ki (gülüyor). Hakikaten çok enteresan, değil mi? Nasıl oluyor da zihnimiz “pembe fili düşünme” komutuna sanki tam tersi emredilmiş gibi bir tepki veriyor? Nasıl oluyor da “düşünmemek” kadar basit bir direktif, birçok baş döndürücü buluşa imza atan insan zihnini bu denli zorluyor? Zihnimiz bir şeyi düşünmeme komutu aldığında, iki şeyi aynı anda yapmaya çalıştığı için bocalıyor. Zihnimiz herhangi bir şeyi düşünmeme komutu aldığında, bir yandan düşünmememiz söylenen şeyin akla gelmesini konudan alakasız şeyleri düşünerek engellemeye çalışıyor, diğer yandan düşünmememiz gereken şeyi düşünüp düşünmediğimizi kontrol etmeye uğraşıyor. Birinci girişim işe yarasa bile, düşünmememiz gereken şeyi düşünmediğimizden emin olma süreci olan ikinci işlem, o şeyin gündemimizde kalmasına neden oluyor. Pembe fil, bize acı ve rahatsızlık veren, bastırmaya çalıştığımız duygu düşünceleri temsil ediyor. Pembe fille, yani bize rahatsızlık ve acı veren içsel deneyimlerimizle kurduğumuz ilişki genelde onları bastırmak, onlardan kaçmak, kaçınmak üzerine. Halbuki bu yöntemler uzun vadede işe yaramıyor. Misal, düşünmememiz gereken düşünce, yerine geçici olarak bir başka düşünce yerleştirsek dahi, büyük olasılıkla defalarca kontrolümüz dışında bizi ziyarete geliyor. Pembe fille kurduğumuz ilişkiye kabul temelli bir alternatif sunuyorum kitabımda. Zira çoğu zaman bize acı veren içsel deneyimlerimizden kaçayım derken hayatı kaçırmaya başlıyoruz.

Duygu ve düşüncelerimizi olduğu gibi kabullenmek deneyimlerimizi nasıl değiştirir?

Kabul etmenin karşıtı direnmektir. Kabul etmediğimiz zaman direniyoruz demektir. Direnç, deneyimimizin olan şeyden farklı olmasının gerektiğine inandığımızda verdiğimiz mücadeledir. Hepimiz direniriz. Direnmeliyiz de. Direnç olmazsa sıradan deneyimlerimizin yoğunluğu bize fazla gelebilir. Direnç, günlük yaşamımızı sürdürmemizi sağlar. Fakat bazı zamanlarda, özellikle de içsel deneyimlerimize direndiğimiz zamanlarda, kendimizi gereksiz yere sıkıntıya sokarız. Hayatın normal işleyişi esnasında başımıza gelen üzücü olaylar, rahatsızlık verici duygu ve düşünceler karşında hissettiklerimiz saf, insan olmanın bir parçası olan acıdır. Temiz acıdır. Başımıza gelen olayın sebebiyet verdiği acımızı kontrol etmeye, azaltmaya, yok etmeye çalışmamız sonucu oluşan, bir başka deyişle dirençten ötürü oluşan acı ise kirlidir. Kirlidir çünkü içinde, başımıza gelen olayla ilgili duygumuzu gerektiğince yaşamamıza izin vermeyen yargılardan, yorumlardan, inançlardan, gelecek tahminlerinden, geçmişe atıflardan oluşan katkı maddeleri vardır. Duygu ve düşüncelerimizi olduğu gibi kabul ettiğimizde, yani direnmeyi bıraktığımızda, duygu ve düşüncelerimizi kontrol etmeye, onları değiştirmeye, yok etmeye çalışma esnasında oluşan gerginlik, stres ve direnç ortadan kalkar. Dikkatimizi genişletip tüm enerjimizi ve odak noktamızı kontrol edilemezi kontrol etmekten aldığımız zaman, şu anın farklı boyutlarını da fark edebiliriz. Ve böylece daha iyi kararlar verebilir, daha etkili, daha işe yarar davranışlarda bulunabiliriz.

Şefkatli yönümüzü ortaya çıkarmak, güçlendirmek birçoğumuz için neden bu kadar zor?

Bu da başka bir direnç türü olabilir: Öz-şefkate karşı direnç. Şefkat odaklı terapinin kurucusu Paul Gilbert, birçok kişinin “şefkat korkusu” yaşadığından bahseder. Peki, acaba gerçekten korktuğumuz (öz-)şefkat midir, yoksa öz-şefkati deneyimlediğimizde ortaya çıkabilecek zorlayıcı anı ve duygular mıdır? Doğrusu kendimize şefkat gösterdiğimiz bazı zamanlar kendimizi daha kötü hissedebiliriz. Neden mi? Zihnimiz bir şeyi bilmek için o şeyin zıddına ihtiyaç duyar da ondan. Biz ışığı karanlığı bildiğimizden biliriz. Mutluluğu biliyorsak mutsuzluğu bildiğimizdendir. Ve kendimize şefkatle yaklaştığımız zamanlarda, kendimize şefkatle yaklaşmadığımız tüm o diğer zamanların farkına varabiliriz. Kendimize iyi davrandığımızda bize iyi davranılmayan durumları hatırlayabiliriz. Kendimize destek çıktığımızda, yalnız kaldığımız, kendimizi yalnız hissettiğimiz zamanlar zihnimizde canlanabilir. Bu durum, aslında öz-şefkate giden sürecin bir parçasıdır zira öz-şefkatli farkındalığı, acı dışarı çıktığında ve yeniden canlandığında acıya öz-şefkatle yaklaşarak geliştirebiliriz.

Öz-şefkatli farkındalık kendimize bakışımızı nasıl değiştiriyor?

Öz-şefkatli farkındalık becerileri en çok utanç duygusuyla olan ilişkimizi değiştirmemizde işe yarıyor diyebiliriz. Utanç çoğumuz için acı verici ve istenmeyen, korkutucu bir duygudur. Ama aynı zamanda da bir o kadar da masumdur, çünkü ait olma isteğinden, dahası sevilme isteğinden doğar. Sevilmek hepimizin en temel ihtiyacıdır ve bu ihtiyaç tüm hayatımız boyunca devam eder. Bu bağlamda utanç, sevilmeye layık olmadığımıza dair bir inançtır. Başkaları tarafından kabul edilmek için fazlasıyla kusurlu olduğumuz düşüncesine sahip olmaktır. Böylece başlarız bir şeyleri saklamaya; onaylanmayacağını, kabul görmeyeceğini düşündüğümüz taraflarımızı saklamaya çabalarız. Utanç, sessizlikten beslenir. Utancı besleyen, kabul görmeyeceğini, sevilmeyeceğini düşündüğümüz yönlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi başkalarından ve kendimizden saklamamızdır. Başka insanların da aynı hislere sahip olduğunu unuturuz ve kendimizi anormal, dışlanmış ve yalnız hissederiz. Öz-şefkatli farkındalık becerileri, tüm yönlerimizi arkadaş canlısı bir farkındalık ve kalp açıklığıyla kucaklamamızı sağlar. Öz-şefkatli farkındalık becerileriyle kendi utancımızı ve sevilme ihtiyacımızı insan olmanın bir parçası olarak görürüz. Kendi içimizdeki sevilme ihtiyacını ve isteğini fark ettiğimizde, aynı isteği başkalarında da görürüz ve korkumuz da, yalnızlığımız da böylece azalır.

 

 

Önceki Yazılar

“HAREKETSİZLİK VAROLUŞU ZENGİNLEŞTİRİR”

Sonraki Yazılar

GÜÇLÜ BİR HAFIZA İÇİN: CEVİZ