paylasim-degisimin-gucune-inanin

PAYLAŞIM: DEĞİŞİMİN GÜCÜNE İNANIN

 

 

56 yaşındaki Gülçin Uysal Tahiroğlu, 18 yıldır kanserle mücadele ediyor. Bu, savaşta gözlerini kaybetmiş bir kahramanın cesaret dolu öyküsü.

Başarılı bir ekonomi gazetecisi olan Gülçin Uysal Tahiroğlu, 2001 yılında, rutin bir sağlık kontrolü için hastaneye gider. Aslında bir şikâyeti yoktur. Ancak sonuçlar umduğu gibi gelmez. Mamografi sonuçları göğsünde bir kitle göstermektedir. Gülçin Uysal Tahiroğlu’na, her kadının korkulu rüyası meme kanseri teşhisi konulur. Kanser hastalığıyla bugün halen devam eden uzun soluklu mücadelesi böyle başlar. İlk göğüs kanserinde “carcinoma in situ” ile karşılaşmışken, sonrasında daha ender ve yayılmacı bir tür olan “adenoid cystic carcinome” türüyle mücadele etmek durumunda kalır. Vücudunun değişik bölgelerinde metastazlarla karşılaşır. Son olarak, göz sinirlerinin üzerine sıçrar ve giderek görme yetisini kaybetmeye başlar.Gülçin Uysal Tahiroğlu, ilk teşhis konulduğunda, kariyerinde iyi bir noktadadır. Platin dergisinin genel yayın yönetmenidir. Show TV ve Sky Türk’te ekonomi programı hazırlayıp sunmaktadır. Akşam gazetesinde ekonomi sayfasında köşe yazarıdır. Eşi Ercüment Tahiroğlu ile beraber mutlu bir hayatı vardır, kızları 14 ve 8 yaşlarındadır.

“HİÇ YALNIZ KALMADIM”

Annelik duygusu kanserle savaşında çok önemli bir rol oynamış Gülçin Uysal Tahiroğlu’nun; kanserle olan mücadelesinin öyküsünü anlatmaya buradan başlıyor ve “Annelik öyle bir duygu ki ne düşmene ne de yok olmana izin veriyor” diyor. Kızları durumu olduğu gibi kabul etmişler. Hastalığı beraber kelimelere pek dökmemişler ama desteklerini her zaman hissettirmişler. “Bazen sessizce yanıma gelirler, bana sarılır ve öyle dururlardı” diye anlatıyor ve ekliyor: “Direncimi ve gücümü onlardan aldım.” Gülçin Uysal Tahiroğlu eşiyle birlikte kızlarının yurtdışında eğitim görmelerini desteklemişler; “Kendi hayallerinin peşinden gitmelerine özen gösterdim. Özgür olmalarını istedim” diyor. Büyük kızı Çağlar, Sınır Tanımayan Doktorlar’la, dünyanın çeşitli kriz halindeki bölgelerinde klinik psikolog olarak çalışıyor. Küçük kızı Pınar ise İtalya’da konservatuvarı bitirip piyanist olmuş, şimdi ise Fransa’da yüksek lisansa devam ediyor.

Bu mücadelede ailesi ve dostları da sürekli olarak yanında yer almışlar. Hastalık sürecinde ona güç veren insanlar hep olmuş ama bu durumu “Empati yeteneği daha iyi olan dostlarım yanı başımdaydı, diğerleri zaman içerisinde kayboldular” diyerek açıklıyor. En kısa zamanda, sosyal sağlık politikalarında onkoloji tedavi protokollerine aile terapisinin de eklenmesini diliyor. Kanser sadece hastayı değil, aile yakınlarını da etkiliyor çünkü.

 HAYAT BİR NEFESTİR, ALDIĞIN KADAR…

Gülçin Uysal Tahiroğlu, mantığının yanı sıra, hastalığa karşı kuvvetli bir de duygusal zekâ geliştirmiş. Anlattıklarında birçok terapi öğretisinden parçalar bulunuyor ama hastalığı için birkaç seans dışında düzenli psikolojik destek almamış. Doktor seçerken de, nerede olursa olsun kendinde güven uyandıranları tercih etmiş. Bilinçli farkındalığı hastalık sürecinde yaşamış. Anda kalarak, sadece yapılması gerekenlere odaklandığını söylüyor. Bu süreçte meditasyon, reiki ve de tasavvufa yönelmiş. Bu alanlardan aldıklarıyla, kendi deyişiyle bir “gökkuşağı” oluşturmuş. İç huzuru sağlamanın kanserle mücadelede en önemli noktalardan biri olduğunu söylüyor.

Hastalığı ise zaman içinde olduğu gibi kabul etmiş. Hiçbir zaman “Neden ben?” diye sormamış. “Dünya evrende bir noktaysa, insan da noktanın noktasıdır. Sekiz milyarda birim ve ben bir hiçim” diyor. Tasavvuftaki hiçlik bilincini tamamen içselleştirmiş. Mevlana’dan sevdiği bir söz aklına geliyor: “Hayat bir nefestir, aldığın kadar. Hayat bir kafestir, kaldığın kadar. Hayat bir hevestir, daldığın kadar.”

Gülçin Uysal Tahiroğlu, hastalığını anlatmaya günlükleriyle başlamış. Zaman içinde günlükler çoğalmış. “Denize atılan bir yıldız misali, bir kişi bile bu deneyimleri okusa, fark etse…” fikriyle kitap yazmaya karar vermiş.

Tüm vücutta milimetrik kanser tedavisi yapabilen bir robot radyocerrahi sistemi olan “uzay neşteri” (cyberknife) tedavisi aldıktan sonra, yüksek dozda kortizon sebebiyle deliryum yaşamış. O dönemde kitap yazma fikri hastalığın önüne geçmiş ve gece gündüz yazmaya başlamış. Deliryum süreci ise bir nörolog-psikiyatr denetiminde sonlanmış. O dönem deliryum Gülçin Uysal Tahiroğlu’na, kısa bir süre önce yayımladığı kitabına isim veren “Gutana” karakterini hediye etmiş. Gutana, öncelikle bir ana ve dünyada sürekli iyilik yapmaya çalışan bir karakter. Kitap Gülçin Uysal Tahiroğlu’nun kanserle olan mücadelesini anlatıyor. Bizlere ise bir mesajı var: “İster Tanrı’ya, ister evrenin dinamik gücüne, isterse sadece kendinize inanın, ama yeter ki değişimin gücüne inanın.”

İşte Gülçin Uysal Tahiroğlu’nun sihirli iyileştirici iksiri: Biraz bilinçli farkındalık, biraz hayatı sevmek, bir tutam insanı dünyadaki hatta evrendeki yeriyle değerlendirmek, tabii ki yaratıcılık, bolca neşe, alabildiğince aile sevgisi ve dost desteği.

HASTALIĞIN ONDAN ÇALAMADIKLARI

Gülçin Uysal Tahiroğlu, kansere rağmen 10 yıl boyunca çalışma hayatına devam etmiş. İş dünyasında bu dönem bir maske taktığından bahsediyor; “Hiçbir şey olmamış gibi devam ettim” diyor. Hiçbir zaman duygularını tamamen dışa vuran bir insan olmamış. Hastalığın iç dünyasında yarattığı fırtınaları ailesine ya da çevresine yansıtmamaya çabalamış.

Hastalık karşısında soğukkanlılığını koruyabilmiş. Tanı konduktan sonra her sefer, iyileşme sürecinde hızlı yol almak için cerrahi operasyonlar ve radyoterapiler gibi alınması gereken bütün kararları hızlıca onaylamış.

Tabii ki de çok zorlandığı zamanlar olmuş ve hâlâ oluyor. Gülçin Uysal Tahiroğlu bu yıl yüzünün değişik bölgelerine sıçrayan tümörle mücadelesine devam ediyor. Tüm süreçte, hastalığın ondan yaşam sevincini çalmasına izin vermemiş. “İçimde bir çocuk var benim. O bana saflık ve neşe veriyor. Yaşamayı her şeye rağmen seviyorum” diyor ve ekliyor: “Hayatın benden aldıklarına takılmadan, verdikleriyle mutlu olmayı başarmaya çalıştım.” Görüşmemiz sırasında hastalığına ve yaşadıklarına dair şakalar yapıyor, beraber gülüyoruz. Kendini asla “hasta” olarak görüp hayatını değiştirmemiş. Örneğin ilgi alanlarını kaybetmemiş. “Öğrenme konusunda arı gibiyimdir, çeşitli kaynaklardan bilgileri toplarım” diyor. Doğanın ahengini ve müziğin insan kalbindeki etkisini çok seviyor.

Gülçin Uysal Tahiroğlu, aynı zamanda geçmişe pek takılı kalmayan bir kişi. Bu konuda oldukça net: “Geçmişi ölü kabul ediyorum. Elim uzanamaz oraya. Olmuş ve bitmiş olanın zamanı o. Gelecek de tam olarak planlanamaz. Para için telaşlanmak ve tüketim için yaşamak bence boş. Önemli olan hayatı olduğu gibi kabullenip huzur duymaya ve zevk almaya çalışmak” diyor.

 

 

Önceki Yazılar

ALDATMA GERÇEKLEŞTİ, PEKİ YA SONRA?

Sonraki Yazılar

COLSLIM İLE DENGELİ BESLENME