pandemi-sureci-cocuklari-nasil-etkiledi

Pandemi Süreci Çocukları Nasıl Etkiledi?

Bazı duygular negatif olarak nitelendirilse de yaşamımızın bir parçası. Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk ile çocuklarda mizaç-duygulanım ilişkisinden pandemi sürecine uzanan bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle, tüm duygular işlevsel olmasına rağmen, neden bazı duygulara “negatif” diyoruz?

Evet, literatürde böyle geçiyor. Uygun şekilde kontrol edilemedikleri zaman, bu duygular kişinin kendisine veya başkalarına zarar verecek davranışları tetikler. Mesela kaygı, korku, üzüntü kontrol edilemediklerinde, içe yönelim davranışı dediğimiz anksiyete ve depresyon problemlerine yol açabilir. Burada kişinin kendisine zarar vardır. Öfke ve kızgınlık kontrol edilemediğinde saldırgan davranışlara zemin oluşturur. Burada da dışarıya karşı bir zarar ihtimali vardır. Olumsuz denilmesi bundan.

Çocuklar negatif duyguları nasıl yaşarlar?

Kontrol etmekte zorlanarak yaşarlar. Bir sebebi şu; ne hissettiklerini fark etmede ve anlamlandırmada güçlük çekerler, özellikle küçükken. Bir diğer sebebi de, duygu kontrolü becerisinin bebeklikten yetişkinliğe kadar giderek gelişen bir beceri olması. Beyin gelişimine bağlı olarak küçük çocuklar duygu kontrolünde daha zorlanır. Bir de tabii yaştan bağımsız olarak, bazı çocuklar bazı duyguları hissettiklerinde mizaçları gereği daha çok zorlanırlar.

Siz mizaç üzerine de çalışıyorsunuz. Mizacın nasıl bir etkisi var çocukların negatif duygulanımı üzerinde?

Çocukluk döneminde 18 ayrı mizaç boyutundan söz etmek mümkün. Bunların bazıları doğrudan duygulanımla ilgilidir. Birkaç örnek vereyim. Mesela korku… Çocuk; filmdeki bazı sahnelerden, gürültülü ev aletlerinden, dışardan gelen bir sesten, karanlıktan, öcü gibi aslında var olmayan şeylerden, anne-babasının göz önünde olmamasından ne kadar kaygılanıyor ve huzursuz oluyor? Bir diğeri, öfkenin eşlik ettiği hayal kırıklığı. Yani istediği bir şeyi yapamadığında, bu engellenme hissini ne kadar kuvvetli yaşıyor? Asabileşiyor mu? Bir diğeri ise üzüntü. Onaylanmadığında, bir şeyi kaybettiğinde, çocuğun modu yani duygu durumu ne kadar düşüyor? Bir öteki neşeli olma, gülme. Bu da duygulanım ile ilgili bir mizaç özelliğidir. Bazı çocuk daha coşkulu, daha neşelidir. Mutlu olmaktan ayrı bir şey bu; pozitif duygunun nasıl yaşandığı ve onun da ötesinde ifadesiyle ilgili. Hepsinde yaşamın ilk yıllarından itibaren bireysel farklılıklar görüyoruz.

Negatif duyguların regülasyonunda çocuklar ve yetişkinler arasındaki temel farklar neler?

Bu sorunuzun içinde hem mizaç var hem de gelişimsel süreçler. Mizaçtan devam ederek cevap vereyim önce. Bu demin saydığım duygulanımla ilgili mizaç boyutlarında daha yüksek puan alan insanlar, çocuk veya yetişkin, duygu regülasyonunda daha fazla zorluk çekerler. Daha kolay üzülen, korkan, kızan çocuklar için duygu regülasyonu hep daha çok çaba göstermeyi gerektiren bir alan olur. Elbette bu yapılamayacağı anlamına kesinlikle gelmiyor. Bilakis, regülasyon apayrı bir beceridir; beynin kontrolden sorumlu bölgesiyle ilgilidir. Bu bölgeler yavaş yavaş gelişir. Ama bunu sadece biyolojik olgunlaşmaya, yani insanın ortak genetik kodlarına bağlamak da doğru olmaz. Çevrenin de etkisi vardır. Başa dönerek şunu da hemen ekleyeyim; her duygu gerçekten işlevseldir, gereklidir. Çocuk korku, üzüntü, öfke, hayal kırıklığı gibi duyguları hiç hissetmiyor veya çok az hissediyorsa, bu da problem olarak düşünülebilir. Çünkü bu duyarsızlık durumunda çocuğun kendisi veya diğer insanlar için riskli olabilecek bazı davranışları daha fazla gösterme ihtimali vardır. Çocuğa duygu regülasyonunu öğretmede anne-babalara büyük görev düşüyor.

Nasıl bir görev bu? Yetişkinler bu konuda çocukları nasıl destekleyebilirler?

İlk kural şudur: Anne-babanın kendisi duygu regülasyonunda iyi değilse, çocuğunkini destekleme konusunda da yetersiz kalabilir. Yetişkinlerin ne dedikleri kadar, kendilerinin ne yaptıkları da önemlidir. Duygular bulaşıcıdır. Bunun yanı sıra duygunun kontrol edilmesi, edilememesi, bir duygu yoğun yaşandığında bununla nasıl baş edildiği, edilemediği, bunların hepsini görerek de öğrenir çocuk. Duygu regülasyonundaki birinci adım ise duyguyu fark etmek. Hislerimizi anlamaya çalışmamız gerekir bazen. Çoğu zaman birden çok duyguyu aynı anda yaşarız; hayal kırıklığı, üzüntü, öfke. Bunu ayırt edebilmenin yolu, duyguları tanımak ve hakkında konuşmak. Çocuklar bunu yapmada doğal olarak zorlanırlar, yetişkinlerin desteğine ihtiyaç duyarlar. Yetişkinler çocuklarla küçükken bile duygular hakkında konuşmaya başlayabilirler. Her duygunun doğal ve sağlıklı olduğu bilgisini çocuğa vermek ve uygun şekilde ifade etmenin de sağlıklı olduğunu ona öğretmek gerekir. Duygu regülasyonu duyguyu baskılamak, bastırmak değildir kesinlikle. Duygu regülasyonu, o anki durumun gerekliliklerine uygun şekilde duyguyu hafifletmek veya bazen gerekiyorsa artırmak anlamına gelir. Mesela zorbalığa uğrayan kurban konumundaki bir çocuğa da bazen öfke duymayı öğretmemiz gerekir. Bu da duygu regülasyon becerisinin parçasıdır.

Negatif duygular ebeveynlerin içsel yaşamının bir parçası. Bir kısmı güncel koşullardan, bir kısmı ise kendi geçmişlerinden ve belki de travmalardan kaynaklanıyor olabilir. Bu negatif duyguların çocuğa aktarımı nasıl engellenebilir?

Negatif duygulanım çocuklara farklı yollarla geçiyor. Biri genetikle, aynı mizacı paylaşıyor ebeveyn ve çocuk. Üzücü bir film izlerken hemen ağlayıvermek veya korkmanın temelinde paylaşılan bir genetik yapı var. Bunun yanı sıra bir de aynı ev ortamında yaşamadan kaynaklı, görerek öğrenme durumu var. Kedi fobisi olan bir annenin çocuğunda da kedi fobisi veya korkusu olması şaşırtıcı değil. Genetik geçiş kontrol edilebilir mi? Hayır. Çevre kontrol edilebilir mi? Kısmen, evet. Travmatik yaşantılar genetiğin ötesinde biyolojik bir değişime yol açar, açabilir. Bunlar kontrolümüzde olmayan olaylardır. Travmalar daha öfkeli, daha korkulu olmamıza sebep olabilir. Ama mesele bu duygulanım eğiliminin çocuğa aktarımının önüne geçmek ise, tek cevap özdenetim becerisidir. Genetiği ve geçmişteki travmatik yaşantılarımızı değiştiremeyiz. Değiştirebileceğimiz tek şey, şu an yaratabileceğimiz ev ortamı ve ilişkilerimiz. Yetişkinin duygu regülasyonu becerisinde iyi olması gerekiyor. Ne kadar kolay öfkelenen, korkan, üzülen bir yapıya sahip ise ebeveyn, duygu kontrol becerisini geliştirmeye de o kadar çok ihtiyacı var demektir. Bunun farklı yolları var. Bir psikologla duygularımız, ifadesi ve kontrolü üzerine çalışma yapmak, nefes çalışmaları ve elbette spor, sanat.

Çocuklarla negatif duygular nasıl konuşulmalı?

Çocukların yaşama dair neşelerini ve meraklarını kaybetmemeleri için, ebeveynler onları kendi yetişkin streslerinden, hayatın acı ve zorlayıcı gerçeklerinden koruma arzusu taşıyor. Çocuklar hayatın içerisinde olmalılar. Bu, kendi yaşına uygun şekilde farklı pek çok şeyi deneyimlemek, her türlü duyguya yol açabilecek şeyleri doğal gelişiyle yaşamak demek. Ebeveynler bu bakımdan çocuklarını hayattan korumamalılar. Bilakis deneyimleyerek öğrenmelerine ve gelişmelerine destek olmalılar. Ebeveynin görevi çocuğu dışarıdaki yaşama hazırlamaktır. Bunun için çocuk içinde güçlü olmalı, yaşla beraber giderek artan bir kendine yetme hali geliştirmelidir. Ebeveyn çocuğun iletişim, muhakeme, özdenetim gibi gerekli becerileri geliştirmesine yardımcı olmalıdır. Ama bu, ebeveyn çocuğu kontrolsüzce, onu ilgilendirmeyen her şeye maruz bırakabilir anlamına gelmiyor. Hayatta bunların hepsi yaşanıyor, hepsi doğal diye televizyonda çocuğun korkusunu gereksiz yere artıracak haberlere, ev içinde kavgalara maruz bırakmamak lazım. Evde anlaşmazlık, sözel çatışma elbette yaşanır ve bu doğaldır. Bunların yaşandığını ve nasıl çözüldüğünü görebilir çocuk ve bundan öğrenir. Ölüm de, yas da yaşamın parçasıdır; bunun da saklanmadan nasıl yaşanıldığını çocuk görerek öğrenir, öğrenmelidir. Ama bu öğrenmeye iki şey eşlik etmeli: Biri uygun duygusal ifade, diğeri sözel iletişim yollarının açık olması. Her duygunun yaşamın doğal parçası olarak zaman zaman yaşanabildiğini görerek büyümeli çocuk.

Bunun en güncel örneği ise mevcut COVID-19 süreci. Çocuklara bu dönemde yaşananlar ve hissedilenler nasıl anlatılabilir?

Bu dönem anne-babalar için de, çocuklar için de zor bir dönem. Sözel iletişimin yetersiz olduğu küçük çocukların duygu iletişiminde yapılandırılmamış, evcilik gibi oyunlar, resim vb. etkili araçlardır. Sözel iletişimin gelişmiş olduğu çocuklarda da bugün duygu ifadesi ve regülasyonuyla ilgili sözünü ettiğimiz her şey geçerli. Çocuklar uzun zamandır parka, okula, yuvaya gidemiyor, arkadaşlarıyla bir araya gelemiyor. Dışarıya çıkamamak herkes için zorlayıcı. Yetişkin, çocuğa duygu regülasyonunda yardımcı olurken şu soruları kendine rehber alabilir: Ne oldu, neler hissediyorsun, duyguların neler? Bu konuda ne yapabilirsin? Elbette anne veya babası çalışan çok sayıda çocuk da var. Onlar için durum daha da zorlu. Bir çocuğun en büyük korkusu anne-babasının ölmesidir. Bu, çocukların güven ihtiyacının iyice arttığı bir dönem. Güven hissi dürtü ve duygu kontrolünü kolaylaştırır. Çocukla düzenli olarak konuşmak, iyiyim mesajını vermek, olumluya giden sonuçlardan söz etmek, güven duygusunu artırır. Mizacı korkulu olan çocuklarda ise bu dönemde kaygının daha kuvvetli yaşanması beklenir. Evde kalma süresi uzadıkça, çocukların yaşadığı engellenme, kısıtlanma duygusu öfkeye dönüşebilir. Çocuklarda kaygı ve korku da bazen öfke şeklinde kendini gösterir. Bu dönemi hem fiziksel hem de psikolojik yönden sağlıklı olarak atlatmamız gerekiyor. Temel kural, kaygı ve stres yaratan deneyimleri azaltıp rahatlatan ve iyi hissettiren deneyimleri artırmak. Söz konusu çocuklar ise, bunu yapmak da yine yetişkinlere, anne-babalara düşüyor. COVID-19 öncesindeki hayatımızla şimdiki hayatımız arasındaki farkı en aza indirmek, stresi azaltır, evde kalmayı daha sürdürülebilir hale getirir. Çocukların COVID-19 öncesi var olan arkadaş ilişkilerinin sanal ortamda da olsa devam etmesi için anne-babalar çaba göstermeli. Olumlu sosyal bağlar her yaştan insan için, tüm canlılar için iyileştiricidir. Psikolojik olarak sağlam ve sağlıklı kalmamızı ilişkilerimiz sağlayacak, olumlu ve yapıcı ilişkilerimiz.

Ayşe Bilge Selçuk, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi. Çocuk ve Aile Çalışmaları Laboratuvarı Direktörü

 

 

Önceki Yazılar

Güven ve Huzur Veren İç Tasarım

Sonraki Yazılar

Cilt Tipine Uygun Ten Makyajı Nasıl Yapılır?