ozgurluk-kavrami-neden-bu-kadar-onemli

ÖZGÜRLÜK KAVRAMI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

 

 

Kişinin fikirlerinin ve eylemlerinin kendisi ve özüyle uyumlu olmasıdır. Mutluluğun olmazsa olmaz koşuludur. Uzman klinik psikolog ve psikoterapist Ersin Bayramkaya, mutluluğa gitmek için özgürlük yolundan geçilmesi gerektiğini belirtiyor ve bu yola çıkacaklarla önerilerini paylaşıyor.

Benliğin hikâyesi

“Evren atomlardan değil, hikâyelerden oluşur” der şair Muriel Rukeyser. “Bizi Biz Yapan Hikâyeler”in yazarı William Randall’ın söylediği gibi, insan hikâyesi olan bir hayvandır. Felsefeci David Carr ise, “Kendi hikâyem, doğumumdan bile önce, anne ve babamın zihninde ve bedeninde başlamıştı” der. Bu üç cümle benlik gelişimi açısından çok şey anlatır.

Hepimizin insan olarak bir hikâyesi, yani benlik hikâyesi vardır. Bu hikâye, içinde büyüdüğümüz ya da bulunduğumuz aile, sosyal çevre ve toplum tarafından, kültürün de etkisiyle, kurgulanır, şekillenir. Başka bir deyişle, yaratılır. Buradaki en kritik nokta, benliğin daha büyük bir kısmının yaratıldığı ailedir. Bu benlik hikâyesi, bugün bizim kim olduğumuzu anlatır, kişiliğimizin ve özümüzün temelidir. Biz bu benlik hikâyemiz aracılığıyla kendimiz, çevremiz ve yaşamla ilişki kurarız.

Her şey özgürlükle başlar

Bu noktada özgür bir ortamda büyümek önemlidir. Çocuğun içinde bulunduğu ortam özgür ise, olduğu kişi olmasına izin verilirse, sağlıklı bir benlik gelişimine ve tutarlı bir benlik hikâyesine sahip olur. Özellikle çocukluğumuzda “özgür” bir ortamda büyütülmediysek, benliğimiz ve benlik hikâyemiz kendimizden, özümüzden uzaklaşarak gelişir. Buradaki özgürlükten kastım, çocuğun içinden geldiği gibi, yani spontane ve kendiliğinden davranmasıdır. Bu fırsatı yakalayan çocuk kendini ve çevresini her anlamda yakından keşfeder.

Çocuğun özgürce seçim yapmasına, kendini ve çevresini keşfederken spontan olmasına, yaratıcılığına izin verilmesi ve bunun korunabilmesi gerekiyor. Carl Rogers buna koşulsuz sevgi adını veriyor. Ona göre kişinin gerçek benliğini oluşturması için koşulsuz sevildiği bir ortamda büyümesi gerekir.

İşgal edilmiş benlik

Bu özgürlük alanı çocuğa verilmezse, sürekli uyulması gereken katı kurallar, eleştiri, dışlanma korkusu, reddedilme, koşullu sevilme, olduğu gibi kabul edilmemeyle ilgili deneyimler yaşanıyorsa, çocuğun benliği dışarıdan işgal edilmiş olur. Çocuk kendisini gerçek anlamda ortaya koyamaz; benliği kendisinden farklı ve uzak bir şekilde gelişir. Kendisini ve çevresini keşfetmekten uzaklaşır. Hatta, Carl Rogers’ın da belirttiği gibi, dışarının beklediği ideal veya sahte bir benlik geliştirir. Böylece ötekiler tarafından kabulü, sürekli oluşturmak zorunda kaldığı bu benliğin gerekliliklerini yerine getirmekle elde eder. Kabul görmek ve sevilmek temel ihtiyaçlar olduğu için, kişi bir ömür boyu dışarının istekleri ve talepleriyle oluşmuş ideal benliğin zorunluluklarını yerine getirmek için uğraşır. Dolayısıyla gerçekten kendi olamaz, ideal benliğin gerektirdikleri ve bunların oluşturduğu gerçek olmayan sınırlar içerisinde hapis kalır. 

Sorumluluk gerektirir

Özgürlüğe başka bir açıdan baktığımızda, özgürlük sorumluluk demektir. Özgürce seçim yapmanın bir bedeli vardır. Bu, seçimlerimizin karşısında başımıza gelenlerdir ve bu noktada kişinin sorumluluk alması çok önemlidir. Çünkü bir şeyi gerçekten istemek, ona giden yolda başımıza gelebilecek olumsuz şeyler de dahil her şeyi kabul etmektir. Hayatın akışı içerisinde her şeyi biz kontrol edemeyiz, bu en önemli sınırlarımızdan birisidir. Bu yüzden bazen “Neden?” sorusuna çok takılırız ama bu soru bizi deneyimin yaşattığı duygulardan uzaklaştırır, onları yaşamamızı engeller. Burada yapmamız gereken, neden kısmında çok duraklamadan, hayatta her şeyi kontrol edemeyeceğimizin sınırlılığını ve deneyimin bize yaşattığı duyguları kabul ederek, bunu yaşamamıza izin vermektir. Ancak böyle güçlenebilir ve durumla baş edebiliriz.

Özgür ve mutlu

Kendisini özgür hisseden kişinin gerçek anlamda mutlu olabileceğini düşünmüşümdür hep. Kişi özgür iradesiyle seçim yaptığında, kendisine daha yakın olan ve ona iyi gelecek şeyleri seçme olasılığı daha fazladır. Böylece kişi, olmak istediği yolda olabilir. Bu yoldaki kişi kendisi ya da çevresi için anlamlı bir şey yaptığında, gerçek manada mutlu olabilir ve bu mutluluğun uzun süreli olma olasılığı yüksektir. Ayrıca şu da söz konusu: Kişi özgür iradesiyle seçtiği ve yaptığı şeylerde kendisini kötü hissedecek şeyler yaşayabilir. Bu da bir olasılıktır. Mutsuz olabilir, korkabilir, kaygılanabilir ya da acıyı deneyimleyebilir. Ancak sorumluluğu alınan her seçimde hissettiğimiz duygu yükünü taşımak daha yapılabilirdir.

Var olan benliğini anlamak, keşfetmek, kabul etmek ve yeniden yaratmak için kişinin özgürleşme yoluna girmesi gerekir. Teolog Jürgen Moltmann’ın söylediği gibi, “Çünkü insan karınca veya bir arı gibi tamamlanmış bir canlı değildir. Benliği ona bitmiş bir ürün olarak sunulmaz, bir görev olarak verilir”. Bunun için, “Kendini seçmek” der filozof Søren Kierkegaard. Temelde bir yetişkin olarak kim olduğumuzu anlamaya çabalarız. Burada sorulan asıl sorulardan birisi yetişkinlikten çocukluğadır aslında: “Ben yokken sana ne oldu?” Bu soru bizler henüz yetişkin olarak ortada yokken, çocukluğumuzda bize neler olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Kendimize anlattığımız benlik hikâyemiz nasıl gelişmiştir? Bu bir süreçtir, yolculuktur. Belki sorunun cevabı hemen gelmez, ama zamanla cevaplar bulunabilir, parçalar yol aldıkça birleştirilebilir. Yaşama, kendine ve diğerlerine gerçekten, özgürce temas ederek zamanı anlamlı yaşamak mümkün.

 

 

Önceki Yazılar

ŞİDDETLE MÜCADELE EDERKEN ŞİDDET Mİ UYGULUYORUZ?

Sonraki Yazılar

EĞİTİMDE TOPLUMSAL CİNSİYET VE EŞİTLİK