orta-yas-krizini-hasarsiz-atlatabilmek-mumkun-mu

Orta Yaş Krizini Hasarsız Atlatabilmek Mümkün mü?

Ne mutlu ki her 40-50 yaş arasındaki kişinin hayatı altüst olmuyor. 48 yaşında ve çocuksuz olan Meltem, saat gibi düzenli işleyen bir hayata sahip ve varoluşsal bir sorgulama dönemi geçirmediğini söylüyor. Ne var ki son yıllarda o da bazı değişimler geçirmiş; erken gelen menopoz, hayat arkadaşının vefatı, babasının kansere yakalanması gibi. “Elbette atlatılması zor deneyimler.

Ancak bir geçiş döneminde olduğumun ve inşa ettiğim hiçbir şeyin ilelebet sürmeyeceğinin hep farkındaydım” diyor. Meltem’in yıllardır travma üzerine grup terapisine katılması sayesinde benimsediği hayat felsefesinin sonucu bu, çünkü ölüm olgusu ona artık tanıdık geliyor. Şahit olunan dramlar insanı gerçekliğe itiyor. Psikiyatr Debray, “Geçirdiği kalp krizi sonrasında yaşam tarzını tamamıyla değiştiren insanlar gördüm. Bu insanlar artık işle daha az, aileleriyle daha çok vakit geçiriyorlar ve yeni tutkular ediniyorlar. Daha yaratıcı oluyorlar” diyor.

Psikanalist Christian Gaillard ise konuya dair şöyle diyor: “Tabii bir de kriz yaşadığını inkâr ederek orta yaş dönemini atlatanlar var; örneğin aynı beslenme düzenine devam ederek, yorulana kadar aktif kalarak ve özel hayatlarını geri planda tutarak. Hele bir kesim var ki ütopik gelecek hayalleri kurarak geleceğe meydan okuyorlar. Üçüncü gruptakilerin ise bu krizi içine kapanarak ve geçmişe takılı yaşayarak geçirdiklerini görüyoruz.”

Hayallerini gerçekleştirmekten kendini gerçekleştirmeye

Gerçeği reddetmek, onun kendini daha şiddetli şekilde kabul ettirmesine sebep olur. Halbuki tam tersi bir durumda, yani kişi gerçeklikler üzerine iyice düşünmüşse, bunları kabullenmişse ve olgunlaşmışsa, orta yaş denen dönem hayallerini gerçekleştirmek için en ideal dönem halini alır. Hayalleri gerçekleştirmekten en çok bahseden Freud’ken, kendini gerçekleştirmekten en çok bahsedense Jung olmuştur: “Bu dönem hakiki bir altüst oluşu da beraberinde getirebilir, nitekim kendini gerçekleştirmek, bazı hayallerden vazgeçmeyi gerektirir.” Freud “Rüyaların Yorumu” adlı kitabını 44 yaşına geldiğinde yayımladı ve ünü yayıldı. Bach ise en büyük eserlerini 38 yaşında besteledi. Samuel Beckett 40’lı yaşlarında annesini ve doğduğu ülke İrlanda’yı terk etti, 46 yaşında Paris’e taşındı ve yazar oldu. Bu aynı zamanda Marx’ın “Kapital” adlı eserinin ilk tohumlarını attığı yaştır. Goya, Gauguin, Wagner, Monet, Hugo, Verdi, Rameau ve daha birçokları en önemli şaheserlerini icra etmeden önce olgunlaşmayı beklemiştir. Bu yaşlardaki üretimleri gençlik dönemlerindeki eserlerinden daha yoğun ve derin olmuştur. Bunlardan yola çıkan Quentin Debray ise hayatın ikinci yarısının kavramsallaştırmaya ve derin düşünmeye olanak sağladığını düşünüyor.

Hayatınızı yeniden dengeleyin

Bu zorlu geçiş dönemini başarıyla geçenler için olgun yaşlar başka bir varoluşu ve diğerlerine karşı farklı bir tutum edinmeyi beraberinde getirir. Aşk için de bu geçerlidir. Artık karşı tarafı fiziğimizle veya baş döndürücü bakışlarımızla değil, konuşmamız, kültürümüz, nezaketimizle etkileyebiliriz. Orta yaş dönemi aşk hayatını yeniden dengelemek için ideal bir fırsattır. Seksolog René Baux, “40’lı yaşlar kadınlar için en iyi cinsellik yaşama dönemidir. Kadın bu yaşlarda cinsellikte olduğu kadar sosyal hayatta da özgürleşir, özgüveni ve otoritesi güçlenir. Erkek ise kadınsı yönünü yani ‘anima’sını artık kabullenir” diyor.

Kendiyle uzlaşır ve kendisini başkalarına daha çok açmaya başlar. Eşinin uzun hastalık döneminde grup terapisiyle destek gören 49 yaşındaki Murat yaşadığı deneyimi şöyle aktarıyor: “Hayatım boyunca hemcinsim olarak sadece babamı öpmüşümdür ki onda bile çekinirdim. Bu toplulukta ise birbirimize dokunuyoruz, senli benli konuşuyoruz; bedenlerin yakınlaşması ruhların yakınlaşmasını kolaylaştırıyor.” Hayatın bu dönüm noktasını bir profesyonelin rehberliğinde kişinin kendine dönmesi için bir fırsat olarak kullanması hiç de nadir rastlanan bir durum değil. Nitekim Christian Gaillard da kişinin kendini ve hayatını sorgulamasının en çok 40’lı yaşlarda yaşandığını teyit ediyor. Genelde bunu yapanlar maddi durumu iyi olan kişiler oluyor. Orta yaş dönemi aynı zamanda bir sonraki nesle bayrağı emanet etme fırsatı sunar. İnsan başardıklarının sınırlı olduğunu, ama belki çocuklarının başarıyı daha ileriye taşıyabileceğini fark eder. Artık bu dönem onun için, kendini düşündüğü, kendi olabildiği ve en sonunda gerçekten kim olduğunu bulabildiği bir bireyleşme dönemidir. Kendi yolunu çizme ve doğru yerini bulma zamanıdır.

Paylaşım

“Yeniden doğduğumdan beri hep ileriye giden biri oldum”

60’lı yaşlarını süren Mustafa, hayatını öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırıyor. “40’ıma kadar hayatım uzun bir uyku gibiydi. Ancak ikinci doğumumdan sonra hep ileriye giden bir adam oldum.” Parmakla gösterilen bir evliliği, üç küçük çocuğu ve sorumluluk dolu bir işi vardı. Ancak 39 yaşında her şey yerle bir oldu. Karısı onu terk etti, reklam ajansı iflas etti ve babası vefat etti. Kendisi de bir trafik kazasından kıl payı kurtuldu. Böylece kendini arayışı başladı. Yoga öğrendi ve psikolojiye merak sardı. “Yavaş yavaş reklam dünyasında yaptığım işin en önem verdiğim şeyle yani insanla çeliştiğini gördüm. Bu yüzden bir yoga stüdyosuna yatırım yaptım.” Uzun yıllar ebeveynliğin gerektirdiği gibi davranan Mustafa, “Artık kendi hayatıma dair daha bilinçli biriyim ve kendimi yeniden inşa ettim” diyor.

 

 

Önceki Yazılar

Yaratıcılık Neden Önemli?

Sonraki Yazılar

Freud’a Göre Rüyalar