onemli-bir-detay-sevilmek

ÖNEMLİ BİR DETAY: SEVİLMEK

 

 

Bir ihtiyaçtan öte, benliğin temel taşlarından biridir. Kişinin özsevgi ve özsaygısı çocuklukta anne-babanın ona sunduğu sevgiyle oluşmaya başlar. Varoluş diğerinin sevgisiyle onay bulur. Sevginin çocukluktan yetişkinliğe kişinin mutluluğunda nasıl bir rol oynadığını klinik psikolog Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu anlatıyor.

Benlik, kişinin doğduğu andan itibaren tutarlı bir şekilde deneyimlediği sevgi gibi olumlu duyguları hissetmesiyle gelişmeye başlar. Sevgi veren bir ortamda büyüyen çocuk gerçek benliğini geliştirir. Gerçek benlik bütünlük taşıyan, koşullara göre değişmeyen, kalıcı bir kendilik algısı gibi düşünülebilir. Çocuğun sevgi hissetmesi onun tutarlı bir şekilde erişebildiği, ihtiyaçlarına karşı duyarlı, destekleyici ve stresli anlarda kendisini duygusal olarak sakinleştiren bakım verenlerin olmasına bağlıdır. Sevgi hissettiği, korunaklı bir ortamda büyüyen çocuk zihninde kendisinin değerli, sevilebilir, özel ve yetkin olduğuna dair büyük ölçüde kalıcı bir imge geliştirir. Aynı zamanda, kendisini seven, koruyan, sakinleştiren, onaylayan, yönlendiren ve cesaretlendiren ebeveynini zihninde kendi benlik imgesine entegre eder. Böylece, yetişkinlikte duygularını kendi düzenler, başkalarının yardım ve onayına bağımlı olmaz, başkalarını destekleme ve cesaretlendirmede başarılı olur. Aldığı koşulsuz sevgiyle ebeveyninin kendisini hata ve eksiklerine rağmen değer verip kabul edeceğini benimseyen çocuk yetişkinlikte eleştiriye dayanıklı olur, değer algısı kolay sarsılmaz ve kendi hata ve eksiklerine anlayışla yaklaşır. Bu kolay sarsılmayan gerçek benlik psikolojik dayanıklılık sağlar ve kişinin hayatta karşılaştığı güçlüklerde yara alan benlik değerini kolay onarmasına yardımcı olur.

Sevgisiz büyümek

Sevgi alan çocuğun aksine sevgi alamayan çocuk parçalanmış, koşullara göre değişen, kalıcı olmayan bir benlik algısı geliştirir. Tutarlı bir şekilde erişilemeyen, ihtiyaçlarına yeterince duyarlı olmayan, ilgilenmeyen ve tepki vermeyen ebeveynlerin yarattığı ortamda çocuk yeterince sevgi hissetmez. Aksine, duygusal deneyimi kaygı, korku ve hayal kırıklığı gibi olumsuz duygularla karakterize olan çocuk, hayatındaki önemli insanlar tarafından ne kadar sevildiği ve önemsendiğiyle ilgili şüphe içinde büyür. Yetişkinlikte benlik değeri başka insanların onayına, geçici başarı ya da başarısızlık deneyimlerine ve zihninde kurguladığı çoğunlukla çarpık gerçeklik değerlendirmelerine bağımlı hale gelir. Değersizlik algısıyla yaşamanın zorluğu onu çoğu zaman işlevsel olmayan başa çıkma stratejileri kullanmaya iter. Ebeveyne güvensiz bağlanma çerçevesinden bakarsak, sevgisizlik sağlıklı olmayan bir narsisizm gelişmesinin temelidir. Daha gizli bir narsisistik yapılanmada kişi kendine odaklanır, başka insanların değerlendirmelerine ve onayına aşırı duyarlı olur, kendini gerçekçi olmayan beklentiler içinde değerlendirir ve başkalarının kendileri lehinde tutum göstermelerine yönelik gerçekçi olmayan bir hak beklentisi içinde olur. Daha açık bir narsisistik yapılanmada ise kişi gurura kapılan bir tutum sergiler, kırılganlığını inkâr eder, kendini yüceltir ve başkalarını aşağı görür. Her iki yapılanma da kişinin başka insanlarla ilişkisini, özellikle de romantik ilişkilerini, olumsuz etkiler.

Romantik ilişkiler

İnsanın temel psikolojik ihtiyaçları içinde hiç şüphesiz güvenlik, kendisine ve başkalarına güven ve özdeğer büyük yer kaplar. Çocuklukta bu ihtiyaçları ebeveyn karşılarken yetişkinlikte bunları büyük ölçüde romantik ilişkiler karşılar. İnsanın romantik ilişkisinde sevilmesi ya da, daha doğru bir deyişle, sevildiğini algılaması kendisine değer verildiğini düşünmesine, güvende hissetmesine ve destek ihtiyacı olduğunda partnerini yanında bulacağına inanmasına neden olur. Sevildiğimiz bir romantik ilişki duygusal kırılganlığımıza kendimizi açabileceğimiz bir konfor alanı sağlar ve duygularımızı düzenlememize destek olur. Başkasının sevgisi benliğimize bütünlük kazandırır, çocuklukta aldığımız sevgiyle geliştirdiğimiz gerçek benliğimizi pekiştirir, alamadığımız sevgi yüzünden parçalanmış benliğimizi onarır.

Ayrılık

Terk edilme, reddedilme, aldatılma ile sevginin yitirilmesi ya da yitirildiği algısı benlik algısını parçalar. Kişi kendi değerinden ve sevilebilirliğinden şüphe eder, korunaksız hisseder ve güveni sarsılır. Tüm bunlar ona acı ve kaygı yaşatır. Elbette bu sürecin herkes için geçerli olmadığını da belirtmek gerek. Çocukluğunda sevgi deneyimi yetersiz kalan yetişkinlerin romantik ilişkilerinin ardından daha fazla acı çektiğini araştırmalardan biliyoruz. Bu kişiler için sevginin yitirilmesi değerini ötekinde bulup onda kaybetme gibidir. Kaybettiği kişiyle duygusal bağı sürdürmek için kişinin çaresizce giriştiği yas davranışları yaşadığı acıyı sürdürür ve hatta artırır. Diğer yandan, içselleştirdikleri ebeveyn imgeleriyle kendi duygularını sakinleştirmeyi öğrenen çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde kaybettikleri romantik ilişkilerinin acısıyla duygusal olarak daha iyi baş edebilirler.

Sevgi ve mutluluk Araştırmalar romantik bir ilişkide kurulan sevgi bağının insan mutluluğunu belirleyen en önemli faktörler arasında olduğunu gösteriyor. İlginç bir şekilde sevgi sadece mutluluğu değil, kişinin fiziksel sağlığını da olumlu etkiliyor. Diğer yandan, arkadaşlık ve dostluk sevgisi, çocuk ve ebeveyn sevgisi de mutluluğu belirleyen faktörler arasında. Sevilmesi kişinin zihninde sevilebilir ve değerli bir insan olduğu imgesini pekiştirir. Bu da özgüvenini artırır ve kendisiyle ilgili olumlu duyguları yani özsevgisini besler. Ancak unutmamak gerekir ki sevilme her zaman mutluluk getirmez. Kıran, inciten, sömüren, istismarcı bir kişi tarafından bencilce sevilme mutluluk yerine kaygı ve acı verir. Böyle bir insanın sevgisi koşulludur ve kişinin sabit değeriyle ilgili onda şüpheler doğurur, güvende hissettirmez. Aslında kişi seviliyorsa var olmaz, varlığının kaynağı bir başkası değildir. Bir başkasının sevgisi ya da sevgisizliği sadece kişinin zihninde benliğiyle ilgili imgeyi tetikler. Bu imge değiştirilebilir bir imgedir.

EBRU ŞALCIOĞLU (Klinik psikolog. Davranış Araştırmaları ve Terapileri Merkezi (DATEM) Kurucusu. Finlandiya Abo Akademi Üniversitesi ve Doğuş Üniversitesi’nde öğretim üyesi.)