aska

ÖNCE AŞK GELİR…


Ardından da “eğer…” ile başlayan artçı bir soru dalgası.

Hem ömrümüz boyunca bizimle kalan hem de ardından gelenleri şekillendiren ilk ilişkilerimiz, diğerlerine pek benzemiyor. Peki, o hatıralarla nasıl barışabiliriz? İkinci şans diye bir şey var mı? Eski defterlere göz gezdiriyoruz…

“Sık sık eğer doğru zamanda tanışmış olsaydık neler olurdu diye düşünüyorum”, “İşin en zor yanı seni bir arkadaş olarak da kaybetmek”, “Onu hiçbir zaman seni sevdiğim gibi sevemeyeceğim. Bunun için kötü hissediyor olsam da senin yerin hep farklı olacak.”

Yukarıdaki cümleler sanatçı Rora Blue’nun “İlk aşkınıza ne söylerdiniz?” sorusuna verilen 34.000 yanıttan sadece üçü. Bu mesajlar şu an hâlâ büyümekte olan The Unsent Project olarak adlandırılan bir web platformunda yer alıyor. İlk aşklarımıza duyduğumuz tutku niye hâlâ devam ediyor? ABD’deki Lafayette College’dan Bilişsel Psikoloji Uzmanı Jennifer Talarico, “Buna ilklerin öncelikli olması deniyor” diyor ve ekliyor; “Bir şeyi ilk kez deneyimlediğimiz zamandan kalan anılar, ardından gelen benzer deneyimlerin anılarına göre daha canlı oluyor.” Yani bir parçan, ilk gördüğü şey olduğu için süpürgeyi annesi sanan yavru ördekler gibi… O ilk “eş” izleniminden kurtulamıyor. Bu durum bazılarına yeniden bir araya gelmeyi düşündürürken, bazılarını da bu amaç doğrultusunda adım atmaya itiyor. Biz de kadınlara, iyisiyle ve kötüsüyle onlara aşkı öğreten kişilerin “yılların eskitemediği varlığıyla” yaşamayı sorduk.

HİÇ BİTMEYEN BİR DUYGU

EBRU*, 24

Ayrılmalarının üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen, Ebru hâlâ eski sevgilisinin adını ve doğum gününü şifrelerinde kullanıyor. “İlk defa onunla seviştim” diyor ve anlatıyor: “Yılbaşı gecesiydi ve dışarıdan gelen havai fişeklerin sesini duyuyorduk. Biraz acemiydik ama muhteşemdi.” Love Me, Don’t Leave Me kitabının yazarı Psikolog Michelle Skeen, seksin beyinde oksitosin ve dopamin salınımına yol açmasının yanı sıra, ilk partnerimizin de cinsel kimliğimizi oluşturmakta kilit rol oynadığını söylüyor. Ebru eski partneri ile birlikte cinsel hayata başlangıç yaptı ve şüphesiz partneri de cinsel kimliğini yansıtan bir ayna görevi gördü.

“Şu anda aradığım kişi olduğundan emin olduğum biriyle mutlu bir ilişki içerisindeyim” diyen Ebru, yine de bazen kafası karışarak ilk aşkını düşünmeye devam ettiğini itiraf ediyor. Hatta gizlice bir gün onunla denk gelip bir kahve içmeyi umuyor: “Kalbimde öyle bir iz bıraktı ki -yıllardır konuşmamış ve büyük ihtimalle bir daha hiç konuşmayacak olsak da- onun kişiliğimi şekillendirdiğini hissediyorum.” Skeen buna benzer durumlar için, “Öncelikle eski sevgilinin hatırasını diri tutan şeyleri ortadan kaldırmalısın. (Ebru’nun hemen şifrelerini değiştirmesi gerekiyor.)

Sürekli olarak geçmişe bakmak yaşadığın günü de etkiler” diyor. Kansas Devlet Üniversitesi’nin yaptığı yeni bir araştırma, geçmişin günümüz için oluşturduğu tehlikeleri gözler önüne seriyor. 7.000 çift üzerinde yapılan araştırmaya göre insanlar eski sevgilileriyle sosyal medyada arkadaş olmaya devam ettikçe -kısmen zor zamanlarda çekici görünen bir geri dönüş ihtimali yarattığı için– ilişkiler hasar görüyor. Geriye dönüp bakmanın yarattığı bir başka sorun ise özellikle şu anki sevgilimize öfkeli olduğumuzda artış gösteren, hatıraları süsleme huyumuz. “Bir şeyi hatırlamak, izlediğin videoyu baştan oynatmaya benzemiyor” diyen Talarico, hatırlamanın daha ziyade bir yeniden oluşturma işlemi olduğunu söylüyor. En basit şeyler -yani temel unsurlar- aynı kalsa bile, her seferinde parçaları biraz daha farklı birleştiriyoruz. Mesela kavga ettiğimiz anların da olduğu bir geziyi yıllar sonra sorunsuz ve romantik bir macera olarak hatırlayabiliyoruz.

YARIM KALMIŞ BİR HİKÂYE
ESRA, 30

18 yaşında üniversite eğitimi için yurt dışına taşınan Esra, Cambridge’de o zamanlar 22 yaşında olan ilk sevgilisiyle tanışmış. “O zamandan beri aşkı kendinden büyük, karşı konulamaz bir güç gibi hissetmek gerek diye düşünüyorum” diyen Esra, Türkiye’ye döndükten sonra da uzun mesafeye aldırmadan bir yıl boyunca ilişkisini yürütmüş: “Geleceğimizi planladık. Oturacağımız evden, kız olacağından emin olduğumuz bebeğimizin adına (Hazel) kadar her şey belliydi” diyor. Ancak sevgilisi kariyerine odaklanması gerektiğini söyleyip ayrılmak isteyince Esra büyük bir yıkım yaşamış: “Haftalarca yataktan çıkamadım. Ne uyuyabiliyor ne de yemek yiyebiliyordum. Kendimden nefret etmeye başladım. Olanlar için aklıma gelen tek mantıklı açıklama, bir erkeğin benimle gelecek planı yapmak istemeyeceği kadar korkunç bir insan olduğumdu” diyor.

Indiana Üniversitesi Kinsey Enstitüsü’nde Antropolog ve Araştırma Görevlisi Helen Fisher’ın araştırmalarına göre, terk edildiğimizde çektiğimiz acının yoğunluğunun nörolojik bir nedeni var. Terk edilmiş insanların beynini Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) yöntemiyle inceleyen Fisher, kişinin eski aşkını düşündüğü zamanlarda beynin istek, bağımlılık ve fiziksel acı kavramlarıyla bağlantılı bölgelerini etkileyen bir tepki yaşandığını ortaya çıkarmış. Yaşanan bu kimyasal fırtına, Esra’nın durumunda olduğu gibi 10 yıl sonra bile yarım kalmış bir hikâye hissi yaratabiliyor. Esra, “O zamandan beri bir sürü tutkulu birlikteliğim oldu fakat hiç birine kendimi o zamanki gibi kaptırmadım” diyor. “Gençken çok daha duygusalız ve henüz canımız yanmamış oluyor” diyen Skeen ise böyle durumlarda bir daha aynı tutkunun yakalanamayabileceğini ekliyor. Gençken ilişkiye hız kesmeden ve incinip incinmeyeceğimizi pek düşünmeden, balıklama dalıyoruz. Ara sıra ilk aşkını rüyalarında gördüğünü itiraf eden Esra, bir gün onunla buluşmanın büyüyü bozup bozmayacağını merak ediyor. Oysa geçmişten gelip Esra’nın peşini bırakmayan şey sevgilinin kaybı değil, kendisinin genç yaşta yaşadığı incinme duygusu. Kişinin öncelikle kendisini sevmesi gerektiğini söyleyen Skeen, “30 yaşındaki hâlinle, bir zamanlar olduğun 18 yaşındaki hâlini yargılamamalısın. Kendine, ‘Bak, sorun değil. O zaman sadece 18 yaşındaydın. Aklın bir karış havadaydı, şimdi bunlar için üzme kendini’ diyen bir mektup yazabilirsin” diyor.

İKİNCİ BAHAR
MELEK VE KAYA, 51 VE 53

Lisede, daha yaşları 15 ve 17’yken masumca çıkmaya başladılar: İlişkilerinde seks yoktu, sadece beraber bolca vakit geçiriyorlardı. Sonra Melek’in ailesi başka bir şehre taşındı ve bir süre gidip gelen aşk mektupları ve telefon konuşmalarının ardından iletişimleri koptu. Ancak başkalarıyla evlenmelerine rağmen birbirlerini unutmadılar. Sık sık Kaya hakkında rüyalar gördüğünü söyleyen Melek, “Evleneceğim kişinin benim için ideal erkek ve eş figürü olan Kaya gibi olmasını diliyordum” diyor. 15-30 yaş aralığında yaşadığımız anılar, Talarico’ya göre belki de ilk deneyimlerimizin çoğunluğunu oluşturduğu için en iyi hatırladıklarımız. Melek, mutsuz evliliği sona erince internette Kaya’nın peşine düşmüş ve onun da boşandığını öğrenmiş. Bir akşam telefonda konuşan çift, çok geçmeden her gün Skype üzerinden konuşmaya başlamış ve 18 ay sonra nişanlanmış. Melek, “Daha önce aşkı tatmıştım. Kendimi, onu yeniden bulmak zorunda hissettim” diyor.

Peki, bu kez işler yolunda gidecek mi? Lost & Found Lovers kitabının yazarı Dr. Nancy Kalish’e göre bu tip durumlarda ilişkinin yürüme şansını arttıran iki koşul var. Melek ve Kaya bu iki şarta da uyuyor: Henüz 20’li yaşlardayken veya daha gençken tanışmış olmak ve büyük ilişki problemleri yerine taşınmak gibi dış faktörler nedeniyle ayrılmış olmak. Kalish’in 20 yıllık araştırması, yeniden buluşma esnasında iki taraf da bekâr ise, kavuşan çiftlerin dörtte üçünün uzun süren birliktelikler yaşadığını ortaya koyuyor. Kalish’e göre bunun nedeni açık: “Eski sevgilisiyle barışan birçok insan için bu sadece nostalji hissi, seks veya çözümlenmemiş olayları çözme meselesi değil. Bu, gerçek aşk!

Etiketler:
Önceki Yazılar

ÇOCUĞUNUZA “KORKMA, AĞLAMA, KIYAMAM” GİBİ SÖZLER SÖYLEMEYİN

Sonraki Yazılar

DUYULARINIZI UYANDIRIN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir