School kids in classroom

ÖĞRETMENLERİN DE DESTEĞE İHTİYACI VAR

 

 


Strese ve şiddete maruz kalan öğretmenler artık hem kendi görevlerini hem de sosyal rehberlik görevlerini yerine getirmekte zorlanıyor. Bunun sonucunda gün geçtikçe daha fazla öğretmen psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor.

Başarısızlığa yer olmayan bir meslek
Psikanalist Anny Cordie, öğretmenliği riskli bir meslek olarak tanımlıyor. “Öğretmenliğin stres seviyesi yüksektir” diyor Cordie ve devam ediyor: “Her zaman göz önünde olmak zorundalar ve onlardan beklentiler yüksek. Öncelikle eğitim kurumunun (Yaratıcı olun ama ders programının dışına çıkmayın), sonra ebeveynlerin (Otorite kurun ama yumuşak davranın) ve öğrencilerin (Size saygı duymamızı sağlayın ama bizi sevin) istekleri ve beklentileri adeta bitmeyen cinsten. Bütün öğrencilerin yüksek başarı elde etmesini sağlamak hayalinden bahsetmiyorum bile.

Ezici sorumluluk
Hata yapma hakkımız yok“, öğretmenlerin sıklıkla tekrarladıkları veya maruz kaldıkları bir cümle. Anny Cordie’ye göre, asıl sorunlar hata yapmama isteği ağır bastığında ortaya çıkıyor. Ve gerçek “çatırdamalar” becerilerini yani benlik imgesini sorguladığında başlıyor. Çünkü psikanaliste göre, kimliğini mesleği vasıtasıyla belirlemek çok yaygın bir davranış.

Yansımalı ilişki
Cordie aynı zamanda öğretmen-öğrenci ilişkisinin yansıtmalı, özel bir ilişki olduğunu söylüyor. Çocuklara öğretmenlik yapmak, kendi çocukluğuyla tekrar karşılaşmaları anlamına geliyor ve bunun, bilinçdışındaki korku ve öfkeleri ortaya çıkarma riski var. Çocukla olan eğitsel ilişkide yetişkin arzularını, inançlarını ve hayallerini harekete geçirir. “Kendimiz ne isek onunla eğitim veririz, bildiklerimizi pek az kullanırız” diyor Anny Cordie. Diğer yandan gençler, öğretmenlerini ebeveynleri gibi görme eğiliminde olurlar ve bunu görmezden gelen öğretmenler aslında kendileriyle alakası olmayan öfkeye maruz kalırlar. Geriye tüm bu bilinçdışı gölgelerle nasıl başa çıkacağını bilmek kalıyor. Tabii ki pedagojik uygulamalar ve “mucize” didaktik metotlar yetersiz kalıyor. Bu yüzden mesleğe başladıktan sonra, aslında bütün eğitmenler biraz kendi başlarının çaresine bakmaya çalışıyor. Mesleğin ilk zamanları, kimilerinde kötü anılar bırakıyor. 31 yaşındaki tarih ve coğrafya öğretmeni Emre, zor bir eğitim kurumunda görev yapıyor. “Öğrencilerin üzerinde herhangi bir etkim olmadığı hissi var, sanki onlara müdahale edemiyormuşum gibi. O yüzden birinci hedefiniz, öğrencilerin önce oturmaları ve fazla dikkatleri dağılmadan dersin başlıklarını yazmaları olmalı. Ancak o zaman onlara bir şeyler aktarabileceğinizi umabilirsiniz” diye anlatıyor. 39 yaşındaki Türkçe öğretmeni Esra, bir devlet okulundaki görevini şöyle anlatıyor: “Kolay olmayacağını biliyorduk ama felaket boyutunda olacağını da tahmin edemiyorduk. Öğrenciler bir saatte neredeyse burnumuzdan getirdi. İlk başlarda ‘zekice’ cezalar vermek istiyorsunuz ama sonra dönüp dolaşıp klasik teneffüse çıkarmama veya fazladan ödev verme gibi cezalara dönüyorsunuz.

Birbirinize destek olun
Bu yüzden öğretmenler arası dayanışma çok önemli. “Öğretmenler odası aslında biraz da birbirimizle yüzleştiğimiz bir yer” diye anlatıyor Emre. “Oraya biraz nefes almak, beynimizi boşaltmak veya birbirimizi tebrik etmek için geliriz. Sorun yaşayanın sadece biz olmadığımızı anlarız, sorunun bizde değil sistemde olduğunu hatırlarız. Endişelerimiz yatışır. Ayrıca zor sınıfları da kendi aramızda paylaşmalıyız. Örneğin bu yıl mutlu olduğum bir lise son sınıfına ders verdim. Ara sıra bu gerekiyor, yoksa devam edemezsiniz.” Ama bütün öğretmenlerin elinin altında böyle bir iletişim aracı yok. Yalnızlıktan şikayet etmenin dışında, bir de geminin tek kaptanı olmadığını kabul etmek var. Kişi desteğe ihtiyacı olduğunu kabul etmeli. Özellikle genç öğretmenler çok tereddütte kalıyor. “Aklımdan geçen her şeyi söylesem, benim işi bilmediğimi söylerler. O yüzden bazı şeyleri kendime saklamayı tercih ediyorum” diye itiraf ediyor Esra.

Ama artık günümüz şartlarında, öğretmenlik, bakıcılık, sosyal rehberlik ve daha birçok görev sadece tek bir kişinin olmamalı. Öğretmenlerin rahatsızlığına kafa yoran herkes aynı çözüm üzerinde yoğunlaşıyor: Birlikte hareket etmek. Fakat öğretmenleri öfkelendiren bir başka konu daha var: Herkesi mezun etme zorunluluğu. Birçok öğretmen yıl sonu toplantılarında öğrencilere çok düşük not vermekle ve aşırı titizlikle suçlanıyor.

Pedagojik illüzyondan vazgeçin
Bu ne yazık ki kolay bir meslek değil” diyor Emre. “Üstelik maaşları da düşük ve sosyal hakları kısıtlı. Öğretmenlik artık saygı duyulan, önde gelen bir meslek değil. Bu imgeyi geri kazandırmak yerine toplum sürekli şikayetlerini dile getiriyor.” Ama bu şikayet döngüsünden çıkmak, kendini sorgulamak ve “pedagojik illüzyondan” yani öğretmenin tarafsızlık ilkesinden vazgeçmek için öğretmenlerin de cesaretlerini toplamaları gerekiyor. Artık bunu kabul etme zamanı geldi: Öğretmenlik olabilecek en öznel meslek.

Derleyen: Ceylan Özçapkın

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

OZONLABS O3RSS PROBİYOTİKLİ TEMİZLEME KÖPÜĞÜ

Sonraki Yazılar

BİBLİYOTERAPİ