İŞ STRESİ

OFİS İLİŞKİLERİNİZİ STRESTEN KORUYUN

 

 

Stres, çalışma performansının yanı sıra işyerindeki iletişimi ve ilişkileri de etkiliyor. Şiddetsiz İletişim eğitmeni Deniz Spatar’a göre, ofiste “ihtiyaçlara” odaklanmak ilişkileri stresten koruyor ve verimliliği artırıyor.

Art arda gelen mail’ler, susmayan telefonlar, acil işler derken, ofiste yine yoğun bir gün. Bu esnada mesai arkadaşınızın ortak projenizde geç kaldığını fark ediyorsunuz. Memnun olmayan bir müşteri düzeltme talep ediyor. Üstelik müdür de tersinden uyanmışa benziyor. Yazıcıda da kâğıt mı sıkışmış yine? Stres olmamalısınız ve işinizi iyi yapmaya devam etmelisiniz! Pozitif enerjinizi ve gülümsemenizi kaybetmeden, mesai arkadaşlarınızı kırmadan ve iletişimde doğru kelimeleri, ses tonunu ve beden dilini kullanarak bunu yapabilirsiniz. Ancak stres altında iletişim kurmak zorlaşıyor. İletişimin olmadığı yerde ilişkiden bahsedebilir miyiz? Kurumsal alanda Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim metoduyla eğitimler sunan Deniz Spatar’ın yorumlarıyla iş stresi ve ilişkiler arasındaki bağa odaklanıyoruz.

İş ortamında stresin etkileri

İş stresinin sağlığa etkisi üzerine yapılan araştırmalar 1990’lardan beri hız kazandı. Günümüzde modern çalışma hayatının gereksinimlerini karşılayabilmek adına çalışanlar büyük baskı altındalar. Artan rekabet, yüksek beklentiler ve uzun çalışma saatleri çalışma ortamlarını daha da stresli hale getiriyor. Peki, iş ortamında stres nasıl ortaya çıkıyor? Bu stres, işin gerektirdiği yetenek, bilgi veya deneyimle bu işten sorumlu kişinin kaynakları arasında denklik bulunmadığı koşullarda oluşuyor.

İş ve çalışan arasındaki uyumsuzluktan kaynaklı negatif etkileşim, duygu bozukluklarına, davranış problemlerine, biyokimyasal ve nörohormonal değişikliklere sebep oluyor. Dolayısıyla ruhsal ve fiziksel hastalık risklerini artırıyor. Stresin ülser, yüksek tansiyon ve kalp gibi fiziksel hastalıkların oluşumuna sebep olabildiği biliniyor. Ruh sağlığı açısından ise özgüven kaybı, iletişim yeteneğinde azalma, ilişkilerin bozulmasına yol açıyor. Oysa iş koşulları ve insan faktörleri dengede olduğunda, kişi bir çeşit uzmanlık ve özgüven hissediyor, motivasyonu, çalışma kapasitesi, işten alınan tatmini artıyor ve sağlığı olumlu yönde etkileniyor.

Şiddetsiz İletişim yaklaşımına göre, stres de duygular gibi “bir ihtiyacı haber veriyor”. Deniz Spatar, stresin haber verdiği ihtiyacı anlamak için ortaya çıktığında tekrar tekrar arka planına bakmaya davet ediyor. “Eğer işyerinde stresli hissediyorsanız, öncelikle ‘stres’ adını verdiğiniz duygunun ne olduğuyla bağlantı kurmak faydalı olabilir. Gergin misiniz? Öfkeli mi? Endişeli mi? İrite mi oldunuz? Bezdiniz mi? Ya da bunlardan bir tür kokteyle mi stres adını veriyorsunuz? Bu duyguyu duymaya izin verdiğinizde, duygunun sizi haberdar etmeye çalıştığı ihtiyaçlarınızla bağlantı kurup bunları karşılamak için en verimli stratejileri bulabilirsiniz. Böylece işyerinde akış ve kolaylığa hizmet edecek yaratıcılığa da katkıda bulunabilir.” Deniz Spatar’ın da belirttiği gibi, stres aslında bir işaret; bedenin fiziksel ve duygusal seviyede zararlı bir uyarıcıya verdiği yanıtın ilk habercisi.

İş stresi zaman içinde kendini işe geç gelme ve devamsızlıkla gösterirken, devam ettiğinde işten ayrılmayla sonuçlanabiliyor. Aile, arkadaşlık ve aşk ilişkilerine de zarar verebiliyor. Kontrol altına alınmazsa, kişiyi depresyona ve hatta intihara sürükleyebiliyor.

 

Ofisteki psikososyal etmenler

Londra Birkbeck Üniversitesi, Sürdürülebilir Çalışma Hayatı Merkezi’nden iş sağlığı ve yönetimi profesörü Thomas Cox’a göre, stresli iş ortamlarının 10 özelliği bulunuyor. İlk gruptaki stres faktörleri işin içeriğiyle ilgili: İş yükü (işin miktarı, zorluğu, zaman baskısı), çalışma takvimi (gece vardiyası, katı iş saatleri, uzun mesai ve asosyal zaman), işin tasarımı (tekrar, parçalı ya da anlamsız iş, yeteneklerin kullanılmaması, rollerde ve beklentide belirsizlik), iş ortamı ve araçlarının kullanılabilirliği ve işe uygunluğu.

İkinci grup stres faktörleri ise iş bağlamında yer alıyor ve psikososyal nitelikteler: Organizasyon kültürü ve işlevler (zayıf iletişim, kişisel gelişim ve problemlerin çözümü için yetersiz destek), organizasyondaki rol (rollerde karmaşıklık, çatışma ve diğer kişilerin sorumluluklarını taşıma), kariyer gelişimi (yükselme imkânı olmaması, işin geleceğinin belirsizliği, düşük maaş, işin sosyal değerinin düşük olması), karar verme ve kontrol (karar alımında yer almama, otonomi imkânının olmaması), ev-iş etkileşimi (ev ve iş ihtiyaçlarının zıt olması, evden destek gelmemesi, çiftin kariyer problemlerinin olması), işyerinde kişiler arası ilişkiler (sosyal ya da fiziksel izolasyon, üstlerle zayıf ilişkiler, kişilerarası çatışma, sosyal destek olmayışı). Ayrıca, kişilerin ofis ve dışarıdaki ilişkilerinden yeterli destek alamadığında diğer stres faktörlerinden daha fazla etkilendiğini de ekleyelim.

 

İş stresi ve iletişim

Nitekim insan ilişkileri her alanda olduğu gibi işyerinde de önemli bir yere sahip. Tüm ilişkilerin temeli ise iletişim. Sağlıklı iletişim ilişkileri derin, anlamlı ve doyurucu kılarken; sağlıksız iletişim kendini anlatamama, istenmeyen yalnızlık, anlaşılamama hislerine sebep oluyor. Baskı altında işlevselliğini kaybeden iletişim, işyerindeki tüm ilişkileri -yönetici, mesai arkadaşları, birimler arası veya müşterilerle- etkileyebiliyor ve çatışmaya dönüştürebiliyor.

Deniz Spatar işyerinde iletişimin üç düzeyde gerçekleştiğini belirtiyor: Kişinin kendisiyle, mesai arkadaşlarıyla ve işin kendisiyle. Şiddetsiz İletişim yöntemi de bu ilişkiler ağına ihtiyaçlar açısından yaklaşıyor: Benim şu an neye ihtiyacım var? Mesai arkadaşımın neye ihtiyacı var? İşin ihtiyaçları neler? Deniz Spatar bu yaklaşımın faydasının odak noktasına “eksikleri” negatiflik olarak değil, karşılanan ve karşılanmayan ihtiyaçlar olarak ele almasında olduğunu açıklıyor. “Şiddetsiz İletişim’i yaşamaya niyet koyulduğunda, işyerinde dikkatim kendim ya da başkalarıyla ilgili yargı, suçlama veya yorumlarda değil, önce kendim sonra da diğerlerinin ihtiyaçlarına katkıda bulunacak eylemleri yapmakta olur.”

 

İletişim becerisi

İletişim yeteneği stres yönetimini etkileyen önemli bir etken. Bu beceriyi geliştirmek, duygu ve düşünce paylaşımını kolaylaştırıyor. Sosyal ilişkilerde daha çok tatmin sağlıyor ve böylece stresli durumlarla başa çıkmayı destekliyor. Araştırmalar, iyi iletişimin olumlu psikolojik etkilerinin yanı sıra fizyolojik faydalarının da olduğunu ve de yaşam doyumunu artırdığını gösteriyor. Ayrıca stresli koşullara etkili çözümler üretebilen kişiler bunu iletişim becerileri sayesinde gerçekleştirdiklerini belirtiyorlar.

Deniz Spatar uzun süre kurumsal bir şirkette çalışmış. Kendi deneyiminden bir örnek paylaşıyor: “2016’ya dek kurumsal hayatın içinde biriydim. Benim deneyimimde stres adını verdiğim konforsuz duyguların altında görülme, duyulma, anlayış, takdir, maddi güvenlik, duygusal güvenlik, özen, kabul, verimlilik, alan gibi bazı ihtiyaçların karşılanmaması yatıyordu. Bu da verimimin düşmesine neden oluyordu.” İş hayatında ilişkilerin kalitesi doğrudan iş doğrudan iş verimini etkiliyor.

Deniz Spatar, iş ilişkilerinde şeffaflık ve empatinin çok önemli olduğunun altını çiziyor. “İşyerinde dikkatim işimin yanı sıra kendim ve diğer insanlarla ilgili yargılarımdaydı. Empatik ve şeffaf bir tavırla ilişki kurmak yerine, içimde yaşadıklarımı bastırarak işimi yapmaya çalışıyordum. Hal böyleyken içerleme, kızgınlık, tükenmişlik gibi pek çok konforsuz duygunun yükü altında uyuşuyordum. Gözlemlediğim kadarıyla pek çok kişinin durumu da aynıydı. Öğle yemeği ve kahve molaları sızlanmak veya mesai arkadaşlarını çekiştirmekle geçiyordu. Oysa, yargı ve suçlamaların ötesinde empatiyle dinleyip, dürüstlükle kendimizi ifade edip her birimizin ihtiyaçlarını gözetecek stratejiler bulabilsek ne güzel olurdu!”

 

Karşılanmayan ihtiyaçlar

Peki, karşılanmayan ihtiyaçlar iletişimi nasıl bozuyor? Deniz Spatar bir örnek ile açıklıyor: “İşyerinde çıkan iletişim sorunu olarak adlandırdığımız pek çok çatışmanın ardında iş süreçlerinin net olmaması var. Bir danışanım bana sinirleri boşalmış bir durumda, ‘Canım burnumda!’ diyerek geldi. Ne olduğunu sorduğumda, ‘İş arkadaşım beni e-postalarda cc’ye koymuyor. Art niyetli! Amacı beni dışlamak!’ dedi.” Basit gibi görünen bu olay aslında iş ortamında sıklıkla başa gelebilecek bir durum. Deniz Spatar şöyle devam ediyor: “Danışanımın örneğinde empatiyle derinleştikçe, danışan kişinin ihtiyacının dikkate alınmak ve bilgi ihtiyacı olduğu ortaya çıktı.” Spatar soruyu bize yöneltiyor: “Bununla birlikte sizce bu yalnızca bir iletişim sorunu mu? Yoksa işin içinde, hangi durumlarda kim kimi, nasıl ve hangi araçlarla bilgilendirecek diye önceden düşünebileceğimiz bir süreç yönetimi meselesi de yok mu?” Yanıtımız olumlu. İş arkadaşları arasında cc’leme ya da cc’lememe problemiyle ortaya çıkan iletişim problemi, aslında işverenin iş süreçlerini netleştirmemesinden kaynaklanıyor. Bu da işin organizasyonu, tasarımı ve iş etrafındaki ilişkilerin şeffaf şekilde düzenlenmesi gerektiği anlamına geliyor.

Şiddetsiz İletişim ise, bu süreçlerin nasıl olması gerektiğinde belirsizlikler ve çekinceler bulunduğu koşullarda, kişileri kendileriyle ve iş arkadaşlarıyla iletişimlerinde empatiye davet ederek, çalışanların iş günlerini zenginleştirmek üzere çalışma süreçlerinin netleşmesi için gerekli ricalarda bulunmalarına katkıda bulunuyor. Başka bir deyişle işyerinde kim, neyi, ne zaman, nasıl, kimle yapacak soruları açık cevaplara sahip olduğunda stres azalıyor ve mesai arkadaşları arasında iletişim bozukluğu ve çatışmanın önüne geçiliyor.

 

Arabuluculuk ve çatışma çözümü

Şiddetsiz İletişim’in işyerindeki ilişkilere bir faydası da arabuluculuk ve çatışma çözümü. Deniz Spatar, toplantı saatlerini çalışanların ihtiyaçlarına göre ayarlamayan bir genel müdür ve verimsiz şekilde aşırı uzayan toplantı örneğini paylaşıyor. “Çalıştığım bir kurumda genel müdürümüz her hafta pazartesi günleri sabahtan öğle arasına kadar departman yöneticileriyle toplantı yapmak istiyordu. Hafta başı olduğu için bu toplantı saatleri hiçbirimize uymuyordu. Bununla birlikte, karşı gelirsek bir şekilde cezalandırılmaktan korkuyorduk ve bu nedenle de boyun eğmeyi seçiyorduk. Toplantıların verimliliği de çok düşüktü. Konuştuğumuz hiçbir gündem tam anlamıyla tamamlanmıyor, üç saat süren toplantıların sonunda hem haftaya verimsizlikle başlıyor hem de bezgin hissediyorduk.” Sonunda Deniz Spatar cesaretini toplamış, genel müdüre toplantıyı bir sonraki sefer Şiddetsiz İletişim yöntemiyle yönetmeyi teklif etmiş ve patron da kabul etmiş. “Toplantı bu sefer bir buçuk saat sürdü. Konuşulan her konuda kararlar alındı ve toplantıdan birbirimizle bağlantı kurarak ve hafifleyerek çıktık.”

 

 

Önceki Yazılar

İŞ HAYATINDA TÜKENMEYİN

Sonraki Yazılar

İŞ HAYATINDA RUHSAL ŞİDDET