nomofobik olmak ya da olmamak

NOMOFOBİK OLMAK YA DA OLMAMAK

Teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlanıp diğer yandan da nomofobik olmamak yani telefonsuz kalma korkusu yaşamamak mümkün. Bizleri adeta hipnotize edercesine sanal dünyaya çeken akıllı telefonlarla arasına mesafe koymayı başaranlardan ilham alın.  

Yaklaşık 15 yıl önce bir kafede tek başınıza oturduğunuzu hayal edin, ne yapıyordunuz?Muhtemelen çevrenizi gözlemliyor, bulutları seyredip havanın tadını çıkarıyor ya da sonunu getirmek için sabırsızlandığınız kitabınızı okuyordunuz. Peki ya şimdi? Evet, birçoğumuz artık yalnız kaldığında ne yapacağını bilemeyip telefonuna gömülüyor ve sanal dünyada geziniyor. Hatta telefonumuz bir şekilde yanımızda değilse, kendimizi güvensiz, “yalnız” ve tedirgin hissediyoruz. Ekranla kurduğumuz bu ilişkinin ve tek bir parmak hareketiyle dilediğimiz her şeye ulaşabilme özgürlüğünün hayatımıza kattıkları yadsınamaz, ancak hayatın kendisini kaçıracak raddeye geldiğiniz noktayı fark ettiyseniz, telefonunuzu elinizden bırakmanın zamanı gelmiş demektir. Sürekli uyarıların geldiği telefonunuzdan uzaklaşmanın kolay olmadığını biliyoruz ama ekranla arasına gerekli mesafeyi koymayı başaran İpek, Burak ve Semra’nın bulduğu çözümlerden siz de ilham alabilir ve “gerçek” hayatı artık ıskalamaya bilirsiniz. 

“Takipçi hedefli değil, motive olma odaklıyım”

Semra, 40 yaşında, işletmeci, reklam müziği ve seslendirme sanatçısı

“Ben de herkes gibi sosyal medyada önce arkadaşlarımı takip etmeye başladım. Zaman geçtikçe, tanıştığım o insanların yerini tanımadığım, yeteneğinden etkilendiğim, güzelliğine hayran kaldığım ya da sanatına inandığım insanlar almaya başladı. Takip etmeye başladığım bu kişiler, zamanla beni kimsenin etmediği kadar motive etmeye başladı. Mesela plastik makyaj yapmaya başladım ve yağlı boya resimde hiç de fena olmadığımı fark ettim. Bir sergiden davet bile aldım. Arkadaşlarım için fotoğraf çekimleri organize etmeye başladım. Yepyeni, çok renkli ve çok yaratıcı bir dünyaya dalmıştım. Hâlâ oradayım ve aynı zevki alıyorum. Sosyal medya beni adeta besliyor. Takipçi hedefli değil, keyif alma ve motive olma odaklıyım. Ne şanslıyım ki hâlâ arkadaşlarımla bir aradayken telefonlarımızı masada bırakıyor, iki lafın belini kırıyoruz. Zamanımızı neye ne kadar harcadığımıza dikkat etmeliyiz. Var olma ihtiyacı insanının içini kemiren bir his. Hayatta var olabilmek için Instagram’a bakıp hayal kurmaktan fazlası gerekiyor, gerçek mutluluk telefonlarımızın bir adım ötesinde başlıyor.”

“Ekranı sıkıcı hale getirmek bir çözüm”

Burak, 40 yaşında, metin yazarı ve seslendirme sanatçısı

“İletişim sektöründe çalışırken yenilikleri, gündemi ve popüler kültürü çok yakından takip etmemiz gerekiyor. Yani birçok insanın iş yerinde ancak boş kaldığı zaman yaptığı sosyal medya takibi, bizim sektördeki çalışanların işinin bir parçası ne yazık ki. Gün içinde bu kanallardan maruz kalınan enformasyon öyle yoğun ki, insan mesai bitiminde ekran görmek istemiyor. Ama bundan kurtulmak öyle kolay değil, çünkü her an yanımızda duran cep telefonları artık birer kumar makinesi gibi.

Bence ekran bağımlılığından kurtulmanın en pratik yolu, eğlenceli olanı sıkıcı hale getirmek; örneğin ekranı siyah-beyaz yapmak gibi. Bu basit taktik beklenmedik derecede etkili oluyor. Telefondaki rengârenk logoların solması, onlara tıklamadan önce bir kez daha düşünmeye yol açıyor. Bildirimleri kapatmak da öyle. Yatak odasına telefon sokmamak, cep telefonundan sosyal medya uygulamalarını silerek bunlara sadece bilgisayar başından ulaşabilmek de dijital bağımlılıktan uzaklaşmaya yardımcı oluyor.”

“Hayatı kaçırıyormuş gibi hissettim”

İpek, 30 yaşında, müzik yazarı ve sunucu

“Sosyal medya yıllar içerisinde hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Gerek kendi hayatımızı paylaşmak, gerekse başka insanların hayatını takip etmek adına bir uzvumuz gibi oldu. Ben de bu anlamda sosyal medyayı sonsuz kullananlardan biriyim.Geçtiğimiz aylarda “Moment” adında bir uygulama indirerek günde kaç saati telefonda geçirdiğimi görmek istedim. Genelde günde dört buçuk saat civarı ki, bu oldukça çok ama ne zaman ki 10 saati gördüm, o noktada kendi adıma endişelendim.

Sosyal medya bir yandan işimin de bir parçası olduğu için kopmam pek mümkün değil, ancak gün içinde elde telefon sürekli Instagram ve Twitter gibi uygulamalara bakıyor olmak bir yerden sonra insanın kendini sorgulamasına sebebiyet veriyor. Eğlence aracı olmaktan çıkıp salt iletişim aracına dönüşmesinin de bizi bireysel iletişimden uzaklaştırdığını düşünüyorum.

Geçen sene bir hafta kadar telefonsuz kaldım. Elim sürekli telefonu aradı, sanki hayatı kaçırıyormuşum gibi hissettim. Özellikle ilk iki gün oldukça zordu. O yokluk insanda strese bile sebebiyet veriyor. Hatta dayanamayıp arkadaşımın telefonundan kendi Instagram ve Twitter’ımı açtım da bir “oh” dedim. Ama üçüncü gün aniden alıştım. Telefona gömülüp etrafımızdaki birçok şeyi kaçırdığımızı fark ettim. Şimdilerde, tek başıma bir yerde otururken, telefona bakmak yerine kitap ve dergi okumaya çalışıyorum. Çok sevdiğim bir yazının fotoğrafını çekip yine paylaşıyor muyum? Evet. Ama onunla sınırlı tutmakta fayda var gibi.”