SUÇLULUK

NEDEN SUÇLULUK HİSSEDERİZ?

 

 

Bir gün, farklı ruh hallerine bürünmeyen, komplekslerinden arınmış, suçluluk duygusu taşımayan, zevk almayı bilen biri olabilecek miyiz? Muhtemelen hayır! Herkes suçluluk hissediyor ve bu duygular adeta içimize kök salmışlar. Kısa bir süre önce suçluluk duygusu değişim gösterdi ve yeni alanlara yayıldı: Kusuru eksik olmayan işimiz ve bedenimiz…

 “Aldatmak önemsizdir.”20 yıllık eşi Fırat’ın kendisini aldattığını öğrenen Merve’ye, arkadaşlarından biri gülerek böyle söylüyor. “Tabii ki bir yığın açıklama yaptı ama hiç pişman olmaması beni çok şaşırttı. Etrafımdakilere olanları anlattığımda, kadın-erkek bütün yakınlarımın tepkisi aynı oldu. Küçük kaçamaklar, diğeri haberdar olmadığı sürece son derece önemsiz görülüyor.” Aldatmalar, çeşitli cinsel maceralar veya “akrobatik” pratikler… Hiçbirinin önemi yok. Psikanalistlere göre, önceki pek çok nesle travma yaşatan cinsellik ve bu konudaki yasaklar, günümüzde bizi giderek daha az suçluluk acılarına sürüklüyor.

SINIR TANIMAYAN ZEVKLER

Psikiyatr ve psikanalist Pierre Marie’ye göre duygular, bir toplumun değerlerine bağlıdır. 19’uncu yüzyılın başından 1960’lı yıllara kadar cinselliğe dair her şey kamusal alanda haddinden büyük eleştirilere sahne oluyordu. “Üremeyi hedeflemeyen mastürbasyon, 18’inci yüzyıldan itibaren sapkınlık olarak kabul edilmişti ve bu konuda pek çok ‘bilimsel’ teori türemişti: Mastürbasyon kör ya da sağır olmaya sebep oluyordu. Günümüzde elbette bu noktadan uzaklaşıyoruz. Mastürbasyon artık günah değil. Ayrıca evlilik dışı ilişki ve eşcinsellik de eskisi gibi büyük trajedilere yol açmıyor.” 65 yaşındaki Ayşe, bugün 18 yaşında olsa, eşcinsel olduğunu ailesine söylemekten çekinmeyeceğini ifade ediyor. Oysa 1971’de buna cesaret edememiş. “Kendimi çok kötü hissediyordum. Kadınları çekici bulduğum için o kadar suçlu hissediyordum ki.”

Suçluluk duygusu -psikopatlar hariç- herkesin yaşadığı bir duygu. Bu duyguyu etkin hale getirense dış etkenler, yani yaşadığımız çevrelerde bulunan normlar ve kurallar. Özetle, her dönemin farklı söylemleri kendi suçluluk duygusunu yaratıyor.

Artık cinsellikten sınırsız zevk almak suçluluk duygusu kaynağı değil. Hatta zevk almak bir zorunluluk. Bu kez de cinsellikten zevk almayanlar suçluluk duyuyor. Psikanalist Catherine Mathelin-Vanier, bu duruma sıkça şahit olduğunu dile getiriyor: “Eskiden cennetin öbür dünyada olduğunu düşünürdük. Günümüzde ise mevcut söylem, bu dünyada, şimdi ve burada zevklere cezasızca koşabileceğimizi söylüyor. Yeni yaklaşımlara göre, yeryüzünde yaşarken kendimizi gerçekleştirmemiz, her alanda tatmin olmamız ve bunun çevremizdekiler tarafından kabul edilmesi gerekiyor.”

MÜKEMMELLİK ZULMÜ

Suçluluk duygusu eskisi kadar cinselliğe bağlı yasaklardan kaynaklanmıyor. Günümüzde bu duygu mükemmel olma becerimizdeki eksikliklerimiz ve kusurlarımız etrafında şekilleniyor. Sürekli mutlu, layık, memnun, zinde, “örnek” çalışan ve ebeveyn olamadığımız için kendimizi suçlu hissediyoruz. Pierre Marie, suçluluk duygusu mekanizmasının ya yasaklanmış bir eylemi yapmış olduğumuzda ya da bize verilmiş bir görevi eksik veya yanlış yapmış olduğumuzda devreye girdiğini açıklıyor. Suçluluk duygusu benliğin yapısında kurucu bir duygu olarak yer alır ve çocukluğumuzdan bu yana içimizdedir. Küçükken ebeveynimizin sayısız talebine yanıt verememiş olma hissimizden kaynaklanır. Aksini seçme şansımız da olmamıştır. “Bizi büyütenler ya da yetiştirenler yemek yemek, yıkanmak, odamızı toplamak, ödev yapmak gibi her gün yapılacak işler veriyorlardı bizlere. Spontane olarak oyuna daldığımız zamanlar dışında, daima başkalarının taleplerine yanıt veriyorduk. Ancak bütün bu talepler her zaman ulaşmamız gereken bir kusursuzluk olduğu mesajını taşıyordu.”

Ödev yapmak yeterli değildi, iyi yapmak gerekirdi. Bize verilen her komut, yanında bir değer yargısı taşıyordu: Yemek yerken ağzımızı çatala değil, çatalı ağzımıza yaklaştırmamız, dirseklerimizi masaya koymamamız gerekiyordu. İşte çağdaş suçluluk duygusu da tam olarak bu noktadan kaynaklanıyor.

Kurumsal bir şirkette yönetici olarak çalışan ve çevreci aktivist 45 yaşındaki Anıl, “Gerçekten çok aptalca ama geçen akşam ofisten en son ben çıktım, metroya bindiğimde, çıkarken klimayı kapatmayı unuttuğumu hatırladım, felaket!” diye anlatıyor. “Klimayı açtığım ve 35 derecede kan ter içinde çalışmayı tercih etmediğim için zaten suçluluk duyuyordum. Ama klimayı unuttuğumu fark edince beynimden vurulmuşa döndüm. İnandığım değerlere ihanet etmiştim. Kendimi davaya ihanet eden bir yalancı gibi gördüm. Doğruca ofise döndüm.”

Bu kadar basit bir unutkanlık için neden böyle derin bir rahatsızlık hissedilebilir? Psikanalist ve psikiyatr Alain Vanier’e göre bu durumun sebebi, zihnimizdeki ideal kişiye kıyasla kendimizi kusurlu görmemiz. Kendimizden beklediğimiz mükemmelliğin altında kaldığımızı hissettiğimiz anda, yeterince çaba gösterip göstermediğimizi sorgulamaya başlıyoruz: “Derslerimi iyice öğrendim mi?”, “İşverenimin beklentilerine yanıt verecek şekilde çalıştım mı?”, “Gezegenin yararına hareket ettim mi?” gibi.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

MASAL ÜLKESİNE YOLCULUK: KATAR

Sonraki Yazılar

GÜLÜMSEYEREK UYANMAK