SUÇLULUK

SUÇLULUK DUYGUSU NEDİR, NEDEN SUÇLULUK HİSSEDERİZ?

Suçluluk duygusu, insana zevk verebilecek her şeyi yok edebilir. Bir şeye layık olmadığımızı düşünerek kendimizi, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, bize iyi gelebilecek pek çok şeyden mahrum ederiz. Suçluluk duygusu insanı çoğu zaman çıkarlarının ve iyiliğinin diğerlerinden sonra geldiğini düşünmeye ve kendini sadece başkalarının “artıklarıyla” yetinmeye iter. Bu özverili duruş, özellikle de diğerlerinin bize haksız davrandığını düşünüyorsak, uzun vadede çok acı verici olabilir. Suçluluk duygusu yaşayan pek çok yetişkin, çocukluklarında kendilerini özgürleştirecek ve kendilerini gerçekleştirmelerine izin verecek alanlardan yoksun yaşamıştır; hatta bazıları aile içinde kendini fazlalık gibi hissetmiştir. Her halükârda suçluluk duygusu, öncelikle insanın kendine iyilik yapmaktan kaçınmasıyla kendini gösteren çok güçlü bir frendir.

Neden Suçluluk Hissederiz?

Bir gün, farklı ruh hallerine bürünmeyen, komplekslerinden arınmış, suçluluk duygusu taşımayan, zevk almayı bilen biri olabilecek miyiz? Muhtemelen hayır! Herkes suçluluk hissediyor ve bu duygular adeta içimize kök salmışlar. Kısa bir süre önce suçluluk duygusu değişim gösterdi ve yeni alanlara yayıldı: Kusuru eksik olmayan işimiz ve bedenimiz…

“Aldatmak önemsizdir.”20 yıllık eşi Fırat’ın kendisini aldattığını öğrenen Merve’ye, arkadaşlarından biri gülerek böyle söylüyor. “Tabii ki bir yığın açıklama yaptı ama hiç pişman olmaması beni çok şaşırttı. Etrafımdakilere olanları anlattığımda, kadın-erkek bütün yakınlarımın tepkisi aynı oldu. Küçük kaçamaklar, diğeri haberdar olmadığı sürece son derece önemsiz görülüyor.” Aldatmalar, çeşitli cinsel maceralar veya “akrobatik” pratikler… Hiçbirinin önemi yok. Psikanalistlere göre, önceki pek çok nesle travma yaşatan cinsellik ve bu konudaki yasaklar, günümüzde bizi giderek daha az suçluluk acılarına sürüklüyor.

Sınır Tanımayan Zevkler

Psikiyatr ve psikanalist Pierre Marie’ye göre duygular, bir toplumun değerlerine bağlıdır. 19’uncu yüzyılın başından 1960’lı yıllara kadar cinselliğe dair her şey kamusal alanda haddinden büyük eleştirilere sahne oluyordu. “Üremeyi hedeflemeyen mastürbasyon, 18’inci yüzyıldan itibaren sapkınlık olarak kabul edilmişti ve bu konuda pek çok ‘bilimsel’ teori türemişti: Mastürbasyon kör ya da sağır olmaya sebep oluyordu. Günümüzde elbette bu noktadan uzaklaşıyoruz. Mastürbasyon artık günah değil. Ayrıca evlilik dışı ilişki ve eşcinsellik de eskisi gibi büyük trajedilere yol açmıyor.” 65 yaşındaki Ayşe, bugün 18 yaşında olsa, eşcinsel olduğunu ailesine söylemekten çekinmeyeceğini ifade ediyor. Oysa 1971’de buna cesaret edememiş. “Kendimi çok kötü hissediyordum. Kadınları çekici bulduğum için o kadar suçlu hissediyordum ki.”

Suçluluk duygusu -psikopatlar hariç- herkesin yaşadığı bir duygu. Bu duyguyu etkin hale getirense dış etkenler, yani yaşadığımız çevrelerde bulunan normlar ve kurallar. Özetle, her dönemin farklı söylemleri kendi suçluluk duygusunu yaratıyor.

Artık cinsellikten sınırsız zevk almak suçluluk duygusu kaynağı değil. Hatta zevk almak bir zorunluluk. Bu kez de cinsellikten zevk almayanlar suçluluk duyuyor. Psikanalist Catherine Mathelin-Vanier, bu duruma sıkça şahit olduğunu dile getiriyor: “Eskiden cennetin öbür dünyada olduğunu düşünürdük. Günümüzde ise mevcut söylem, bu dünyada, şimdi ve burada zevklere cezasızca koşabileceğimizi söylüyor. Yeni yaklaşımlara göre, yeryüzünde yaşarken kendimizi gerçekleştirmemiz, her alanda tatmin olmamız ve bunun çevremizdekiler tarafından kabul edilmesi gerekiyor.”

Mükemmellik Zulmü

Suçluluk psikolojisi eskisi kadar cinselliğe bağlı yasaklardan kaynaklanmıyor. Günümüzde bu duygu mükemmel olma becerimizdeki eksikliklerimiz ve kusurlarımız etrafında şekilleniyor. Sürekli mutlu, layık, memnun, zinde, “örnek” çalışan ve ebeveyn olamadığımız için kendimizi suçlu hissediyoruz. Pierre Marie, suçluluk duygusu mekanizmasının ya yasaklanmış bir eylemi yapmış olduğumuzda ya da bize verilmiş bir görevi eksik veya yanlış yapmış olduğumuzda devreye girdiğini açıklıyor. Suçluluk duygusu benliğin yapısında kurucu bir duygu olarak yer alır ve çocukluğumuzdan bu yana içimizdedir. Küçükken ebeveynimizin sayısız talebine yanıt verememiş olma hissimizden kaynaklanır. Aksini seçme şansımız da olmamıştır. “Bizi büyütenler ya da yetiştirenler yemek yemek, yıkanmak, odamızı toplamak, ödev yapmak gibi her gün yapılacak işler veriyorlardı bizlere. Spontane olarak oyuna daldığımız zamanlar dışında, daima başkalarının taleplerine yanıt veriyorduk. Ancak bütün bu talepler her zaman ulaşmamız gereken bir kusursuzluk olduğu mesajını taşıyordu.”

Ödev yapmak yeterli değildi, iyi yapmak gerekirdi. Bize verilen her komut, yanında bir değer yargısı taşıyordu: Yemek yerken ağzımızı çatala değil, çatalı ağzımıza yaklaştırmamız, dirseklerimizi masaya koymamamız gerekiyordu. İşte çağdaş suçluluk duygusu da tam olarak bu noktadan kaynaklanıyor.

Kurumsal bir şirkette yönetici olarak çalışan ve çevreci aktivist 45 yaşındaki Anıl, “Gerçekten çok aptalca ama geçen akşam ofisten en son ben çıktım, metroya bindiğimde, çıkarken klimayı kapatmayı unuttuğumu hatırladım, felaket!” diye anlatıyor. “Klimayı açtığım ve 35 derecede kan ter içinde çalışmayı tercih etmediğim için zaten suçluluk duyuyordum. Ama klimayı unuttuğumu fark edince beynimden vurulmuşa döndüm. İnandığım değerlere ihanet etmiştim. Kendimi davaya ihanet eden bir yalancı gibi gördüm. Doğruca ofise döndüm.”

Bu kadar basit bir unutkanlık için neden böyle derin bir rahatsızlık hissedilebilir? Psikanalist ve psikiyatr Alain Vanier’e göre bu durumun sebebi, zihnimizdeki ideal kişiye kıyasla kendimizi kusurlu görmemiz. Kendimizden beklediğimiz mükemmelliğin altında kaldığımızı hissettiğimiz anda, yeterince çaba gösterip göstermediğimizi sorgulamaya başlıyoruz: “Derslerimi iyice öğrendim mi?”, “İşverenimin beklentilerine yanıt verecek şekilde çalıştım mı?”, “Gezegenin yararına hareket ettim mi?” gibi.

Psike İstanbul Derneği üyesi psikiyatr ve psikanalist Sezai Halifeoğlu, üç soruda suçluluk duygusunu anlatıyor.

  1. Suçluluk duygusunun psikolojik işlevi nedir?

Bireyin dürtüsel doyumunu kültürün beklentilerine uyumlu olacak şekilde sınırlandırmasına yardım eden ve onu kültürel ve sosyal bir varlık yapan duygulardan biridir. Bu işlevi için, kaygı duygusuyla birlikte çalışır. Kültürün sınırlandırılmasını talep ettiği başlıca dürtüler cinsellik ve saldırganlığa dair olandır. İnsan türünün yaşamını sürdürmesi topluluklar oluşturmasına bağlıdır, bu oluşumlara engel teşkil edebilecek dürtülerin kontrolünde suçluluk duygusu önemli role sahiptir. Dolayısıyla, salt psikolojik değil, sosyopsikolojik bir işlevi olduğunu söylemek daha doğru olur.

2. “Günah” kavramıyla ilgisi var mıdır?

Kesinlikle vardır. Günah, suçluluk ve kaygı duygularının bir birleşimi ve kültürel temsilcisidir. Daha ayrıntılı ifadeyle, içsel kınama mercinin (üstbenlik) meydana getirdiği gerilim olarak algılanan suçluluk hissinin; dışarıya atfedilmiş, cezalandırıcı, babaya dair, mistik, kültürel, dini-kutsal niteliklerle ilişkilendirilmiş şeklidir. İlginçtir; suçluluk duygusunun dışarı yansıtılmış bu türevi, zaman karşısında orijinaline oranla daha dayanıksızdır. Ergenlik döneminin başlarında zirve yapan günahla ilişkili gerilim yaş ilerledikçe azalır, ancak suçluluk hissi zamana çok fazla yenik düşmez.

3. Hangi rahatsızlıklarda ön plandadır?

Depresyonda suçluluk duymaya yatkınlık artmakla birlikte, bu duygunun ruh halinden bağımsız kolayca ortaya çıkabildiği bir kişilik yapısı vardır. Obsesif-kompulsif kişilik yapısına sahip insanların genellikle bu duyguyla başı derttedir.

Suçluluk Psikolojisini Azaltmak İçin Ne Yapılmalı?

Başkalarının iyiliğini istemek ve bunun için çaba sarf etmek halihazırda kişisel değeri öne çıkaran bir özelliktir. Bu duruş empati ve bonkörlük gerektirir. Ancak kişinin diğerlerini çok sevebilmek için kendine iyi davranmasının şart olduğunu aklından çıkarmaması gerekir. Kendinize kulak verip özen gösterirseniz, yakınlarınıza tamamen bağlı kalmak zorunda olmazsınız.

 

 

Önceki Yazılar

POZİTİF PSİKOLOJİ VE POZİTİF DÜŞÜNME NEDİR?

Sonraki Yazılar

MESLEKLERDEKİ CİNSİYET AYRIMI