Thoughtful woman thinking about what color to paint her house in and holding a palette - housing project concepts

NEDEN KARAR VEREMİYORUZ?


Günlük hayattaki küçük seçimlerden her şeyi tepetaklak edebilecek büyük kararlara kadar, hayat bir seçimler dizisidir. Öyle ki bazen olasılıkların arasında boğulup gideriz ve bizim için neyin iyi olup olmadığını bilemeyiz.

Sade mi, meyveli mi? Organik mi, normal mi? İkili, dörtlü veya sekizli paket mi? İnek, keçi veya soya sütü mü? Cam, plastik veya karton kap mı? Beynimizin elimize cam kasede organik yoğurt paketine doğru uzanma emrini vermeden önce cevaplaması gereken soru sayısını henüz hiçbir çalışma netleştiremedi ya da alışveriş sepetini tamamen doldurana kadar marketin diğer bölümlerinde beynin bu egzersizi kaç kez tekrarladığını. Sadece bu örnekle bile alışveriş yapmanın bazen neden yorucu olduğunu daha iyi anlıyoruz.  Ya da bazı sabahlar, nasıl giyineceğimizi, kahvaltıda ne yiyeceğimizi seçmenin neden aşılmaz bir maceraya dönüştüğünü…

Yoğurtlardan varoluşumuzun majör unsurlarına kadar hayatımızın tümünde karar verme mecburiyetindeyiz, hem de durmaksızın: Beraber yaşadığımız kişi, kabul ettiğimiz ya da reddettiğimiz işler, çocuk yapma planı, 15 veya 20 sene vadeli bir ev kredisi, siyasi veya ruhani bir bağlılık… Ayrıca basit ya da çok önemli, bazıları endişe verici bir sürü başka seçim: Aşı yaptırmak ya da yaptırmamak, çocukların okulunu değiştirmek, riskli bir ülkeye seyahat etmek, bir teklifi kabul etmek, yeni bir doktor bulmak, anlaşmaları bozmak…

Örneğin, 38 yaşındaki Zeynep işini bırakma ve hayatını değiştirme kararı aldığında, yaşadığı süreci şöyle anlatıyor: “Bu önemli kararları üzerinde çok düşünerek ama bunları kendim için bir eziyet haline getirmeden aldım. Ancak, yeni evim için kanepe seçmem gerektiğinde, tamamen kontrolü kaybettim. Ne istediğimi hatta kim olduğumu bilmiyormuşum gibi hissettim. Sırf bir kanepe yüzünden!” Her zaman sebebini anlamasak da, seçim yapmak bazen işin içinden çıkılmaz bir hal alır. Bolluk ve özgürlük girdabının içine çekilip yutulmuş ve yönümüzü kaybetmiş gibi hissederiz.

ÖZGÜR OLMA ZORUNLULUĞU
Zamanımızın büyük yeniliği” diyerek açıklıyor Psikiyatr ve Psikanalist Serge Hefez, “Kimliğimizi miras almak yerine, onu kendimiz seçmeye zorlanıyoruz. Bu seçim yoğun, yıkıcı ve acı verici“. Uzun süre boyunca bireyler doğumlarının belirlediği kadere uydular: Sosyal sınıf, babadan oğula geçen meslek, cinsiyet, ailedeki yere ve inançlara göre önceden belirlenmiş roller… Birliği ve dengeyi tehlikeye sokmamak için, özgürce karar verilen herhangi bir kendini gerçekleştirme söz konusu edilmeden, herkes toplumun buyruklarına uyuyordu. Ancak yaşanan devrimler ve demokrasi bu durumu değiştirdi. Özgürlük ve eşitliği yasalaştırarak toplumu bireyselleştirdiler; mutluluğu ve kişisel gelişim sorumluluğunu bireyin kendisine sundular. O zamana kadar empoze edilen her şeyi seçebilme olanağını verdiler. Özgür, potansiyelini ifade eden, gelişmiş ve uyumlu insanlar olmanın yollarını bulmak bundan böyle bize kalmıştı. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte batının bolluğuyla hazırlıksız karşılaşan Doğu Berlinliler, bu duruma etkileyici bir şekilde tanıklık etmişti. “Kafamızı neye vereceğimizi, bize sunulan bütün olasılıklarla ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk” diye hatırlıyor o dönem 30 yaşlarında olan Helmut. “Bütün referanslarımız değişmişti. Kendim için neyin iyi olup olmadığına karar vermek için zamana ihtiyacım oldu. Alışık olmayınca özgürlük zordur.” İtalyan Filozof Michela Marzano, “Günümüzde özgürlük bir olasılık olmaktan çıkarak görev halini aldı. Fakat zorunluluğa dönüşünce de anlamını kaybetti” diyor.

İşte bu noktada, seçim olanaklarının sonsuzluğu ve omuzlarımıza yüklediği ağır sorumluluklar boyumuzu aşıyor. Hatta bazen hiçbir şeye karar verememe halinin irade yitimine dönüştüğü görülüyor. Bu rahatsızlığın mağdurları kronik şekilde iradelerini ifade edememekten ve istekleriyle bağlantı kuramamaktan mustarip oluyorlar.

HAYATINI RİSKE ATMA HİSSİ

Yaşamaya devam etmeye “karar verdiğimiz” andan itibaren -bu ilk tercihimiz-, seçim yapmaktan başka şansımız kalmıyor. “Seçmemeyi seçmek de bir seçimdir” der filozof ve yazar Jean-Paul Sartre “Varoluşçuluk” kitabında. O halde, özgürlükler ormanında kaybolmamak ve açık bir zihinle karar vermek için ne yapmalı? Hayat yapılacak bir dizi tercihten oluşuyor; eğitim, meslek, eş, yaşam tarzı, çocuk sahibi olmak ya da olmamak gibi. Seçmek yalnızca çocukluk döneminde değil, hayat boyunca öğrenilebiliyor. Bu etaplar yetişkinlikte ilerlediğimizi gösteren adımlar o yüzden sıklıkla hayatımızı riske attığımız izlenimine kapıldığımız, endişe verici durumlara dönüşüyorlar. Psikoterapi seansları ilişkilerini “tekrar tercih etmek” veya onlardan “vazgeçmek” için yardım istemeye gelen çiftlerle dolu. Yaşam koçları görsel, bedensel veya mesleki kimliklerinin yaratımları konusunda kaybolmuş hissedenlere eşlik ediyorlar. İnsan ilişkileri uzmanları nerede olduğumuzu, özellikle de nereye gidebileceğimizi ve gitmemiz gerektiğini bilmemize yardımcı olmak için “kariyer kavşakları” ve farklı beceri testleri tasarlıyorlar. Fakat genellikle temel soru olan kimlik seçimini unutuyorlar: Neyi seçeceğini bulmadan önce, belki de kim olduğunu ve ne istediğini bilmek gerekiyor.

KOLEKTİF REFERANSLARIN KAYBI

Sosyal kaynaklar konusunda uzman yaşam koçu Philippe Esnault, danışanlarının en önemli problemini şöyle tanımlıyor: “İnsanlar çoğunlukla aciliyet duygusuyla ‘en iyi çözümü’ arıyorlar. Ne kökünün bulunduğu araziyi ne de büyümesi için gerekli süreyi akla getirmeden, ağacı ait olduğu ormanı düşünmeden kesmek istiyorlar.” Serge Hefez de aynı görüşü paylaşıyor: “Her şeyin benliğe bağlı olduğunu kabullenmek zor. Özellikle de benlik kültürel, ailevi ve sosyal normlardan özgür olarak hayal edildiği zaman. Modern birey efsanesi bütün bu kısıtlamalardan bağımsız olunması gerektiğini söyler. Ancak bu imkansızdır.” Bu durumu Sosyolog Alain Ehrenberg, “kendi olma yorgunluğu” olarak isimlendiriyor. Bugün bazı kuralların yokluğunda, bireyler kendilerine tutarlılık sağlayabilecek kuralları yeniden belirlemeye çalışmak için kayda değer enerji harcıyor, aynı zamanda da kendi seçimlerini ortaya koymak için, çünkü bunu sizin yerinize yapacak kimse yok.
Yaşam koçları, psikologlar, filozoflar, sosyologlar hepsi bir konuda hemfikirler: Seçebilmek için isteklerimizle bağlantı kurmamız gerekir. Bu bağ, günlük yaşamda binlerce paradoksal bilgi bombardımanıyla ve çok hızlı fikir değiştirmek zorunda bırakan aşırı tüketim sistemiyle durmadan harekete geçen istekler bolluğunda kaybolmak yerine temellerimizin bağlı olduğu derin tabana ulaşmamızı sağlar. Bu derin istekle teması geri getirerek, ona güvenerek, kaderimizin dizginlerini geri alabilir ve göreceli olarak huzurlu bir şekilde seçimler yapabiliriz. Aynı güven hissiyle, kararlarımızın doğru olmayabileceğini kabullenmeyi aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu tercihlerin çoğu hayati değildir. Hata yapmanın hayatı mahvetmek olmadığını hatırlatıyor bizlere Serge Hefez: “En iyi seçimi yapmaya çaba göstersek de aşk, evlilik, meslek ve sosyal hayatla bağların şekillenmesi her zaman öngörü dışında sonuçlanır.” Kabullenmek zor olsa da, seçimleri daha az acı verici hale getirmenin en bilge yolu, sonuçların büyük kısmının bizim elimizden kaçtığını akılda tutmak gibi görünüyor.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

“NE KADAR ÖZGÜRÜZ NE KADAR ÖZGÜNÜZ?”

Sonraki Yazılar

DOĞRU SEÇİMLER YAPIN