neden-gecmise-takilip-kaliyoruz (1)

Neden Geçmişe Takılıp Kalıyoruz?

Şimdiki zamanı doyasıya yaşamak ve geleceği planlamak bazılarımız için zordur. Geçmişe takılıp kalmak, potansiyelimizi geliştirmemizi ve hayatta yol almamızı engeller.

“Çocukluk fotoğraflarını sık sık gözden geçirmek, eski sınıf arkadaşlarıyla lise anılarından konuşmak, eski aşkları hatırlamak… Bunlar ne olduğumuzun ve neye dönüştüğümüzün bilincine varmamız için farklı yöntemler” diyor psikoterapist Catherine Aimelet-Périssol ve devam ediyor: “Yüzünü geçmişe dönmek, şimdiki zamanda kendimizi yeniden konumlandırmaya ve geleceğimizi öngörmeye yarar.” Geçmiş, mutlu veya mutsuz olsun, kendimizle her zaman buluştuğumuz alandır ve içindeyken güvende hissettiğimiz bir baloncuktur. Peki, geçmişte yaşamanın riski nedir? Ondan kopamamak. Bu yüzden kişiliğimizin bir bölümünü kendimizden koparıp geçmişimizdeki edinimlerimizde tutar ve potansiyelimizi geliştiremeyecek hale geliriz.

Duygularımı reddediyorum”

Geçmişi geride bırakmak yas tutmayı gerektirir ve çok etaplı bir duygusal süreçtir. Önce inkâr gelir; bu, birinin bir daha olmayacağına inanmayı reddetmektir. Sonra öfke doğar; bu, geçen zamana duyulan öfkedir. Arkasından korku belirir; “Peki, şimdi ne olacak?” diye sorar insan kendine. Sonunda kabulleniş kapıyı çalar ve sizi vazgeçişe yönlendirir. “Geçmişe yapışık halde yaşayan insanlar bu süreci etap etap tamamlayamazlar, çünkü duygularını inkâr ederler” diyor psikoterapist Olivier Nunge. Ona göre bu tutum çocukken aldığımız eğitimden kaynaklanır. Öfkelenmesi yasaklanan kız çocuğu veya “erkeğin korkmaması gerektiği” söylenen oğlan çocuğu gelecekte duygularını reddeder. “Herkesin duygularını doğru bir şekilde öğrenme imkânı olmuyor, yani o duygular kişiye geldiğinde hissetmek ve ifade etmek öğrenilemeyebiliyor.” Sonuç olarak öfke, hüzün gibi bir duygunun içine sıkışıp kalmış ve bunu aşamayan bireyler yetişiyor.

“Unutmayı reddediyorum”

Sıklıkla geçmişe takılıp kalmak, bazı şeylerin yerli yerine oturmadığının ya da güçlü bir travmanın zamanında hazmedilemediğinin göstergesidir. Bunlar bizi geçmişe çeker ve ilerlemekten alıkoyar. Eğer yas tutmak suretiyle geçmişten kurtulma çalışması hâlâ zor geliyorsa, bu bize bir devrin “sonunu”, yani daha doğru ifadeyle kendi ölümümüzü düşündürdüğü içindir. Ama aynı zamanda da, sevdiğimiz bir kişinin ölümünde “yas tutmanın” onu “unutmak” anlamına geldiğini düşünürüz ki bu yüzden yas tutmayı reddederiz. Geçmişte kalarak onu bu sayede yaşatmaya çalışırız.

Ayrılığı reddediyorum”

Yeni bir sayfa açamamanın arkasında “ayrılamama” ve “gidememe” hali yatar. Psikanalistler bunu çocuklukta yaşanan anneden ayrılma kaygısıyla ilişkilendiriyor, zira bu yüzleşilen ilk yastır. Bu yas doğru bir şekilde aşılamadığındaysa kişinin gerileme yaparak bu füzyonel ilişkiye saplandığı gözlemlenir. Çünkü ya yoksunluk duygusu yaşıyordur ya da aksine eski füzyonel ilişkisinden hiç çıkamamıştır. Babanın çocuğun hayatında gerçek veya sembolik olarak mevcudiyet göstermemesi genelde bu sorunun sebebidir. Nitekim anne-çocuk ilişkisinin arasında sağlıklı bir şekilde bulunarak çocuğu bu füzyonel ilişkiden çıkarmak ve dünyanın geri kalanına açılmasını sağlamak babanın görevidir. Ve yine dolaylı olarak, çocuğu şimdiki zamana odaklayan ve geleceğe hazırlayan da baba olmalıdır. Baba varlık göstermediğinde, çocuk sembolik olarak anneye “yapışık” kalır ve yetişkinliğinde “Eskiden her şey daha iyiydi” düşüncesiyle yaşar.

NE YAPMALI?

1. Fiziki anlamda şimdiki zamanda olun

Anı yaşamak” sadece bir fikir değil, bir hayat pratiğidir. Şimdiki zamanı yaşamak, fiziki olarak anda hissetmektir. Spor yapmak, yürümek, rahatlama egzersizleri yapmak, nefes teknikleri öğrenmek ve duyuları uyandırmak gibi aktiviteler bedenimizi yeniden sahiplenmeyi ve tam şu anda varlığımızın bilincine varmayı sağlar.

2. Üretin

Sanatsal üretim ana odaklanmayı gerektirir. Resmini veya heykelini yaptığımız obje kendi evrim sürecimizin bilincine varmamızı sağlar. Üretim aynı zamanda insanın özgüvenini yeniden kazanması için de yararlı bir yöntem, çünkü bize yenilikten ne üretebileceğimizi keşfettirir.

3. Korkularınızı listeleyin

Bir proje gerçekleştirirken karşımıza çıkacak tüm riskleri öngörmek ve önlem almak mümkün değildir. Ancak korkularımızı, hatta en nafile endişelerimizi bile listelemek, geleceğe dair daha net ve daha az kaygılı bir görüş benimsememizi sağlar. Böylece hazırlıklı olunur ve sadece bu sebep nedeniyle gelecekle yüzleşmemenin üstesinden gelinir.

4. Kendinizi geçmişten azat edin

Nostalji doğal bir “geçmişi idealleştirme” eğilimidir. Hatıraya dair mekân, ortam ve hissiyat mükemmelleştirilir. Bize musallat olan mekânları yeniden ziyaret etmek, bizi peri masalıymışçasına hafızamızda tuttuğumuz imgelerden azat eder. Bu yöntem bazı durumlarda geçmişin diğer unsurlarıyla hesaplaşmak ve sağlıklı bir temel edinip geleceğe doğru yola çıkmak için de iyi bir fırsattır.

Yakını olarak ne yapabilirsiniz?

Anılarını devamlı olarak hatırlayan bir kişi karşısında ya ona fazladan dikkatimizi verme eğilimi gösteririz ve bizi de kapıp kendisiyle geçmişe götürmesine izin veririz ya da onu susturmak isteriz. Doğru tutum ise şüphesiz bu iki uç davranışın kesişme noktasında yatar. Bu kişiye geçmişe dönmesi ve yönünü bulması için zaman ayırmalıyız ama aynı zamanda onu anılar batağına saplanmaması için durdurmayı da bilmeliyiz. Geçmişten birkaç dakika konuşmak, onu rahatlatmak için yeterli olur. Sonrasında onun ilgisini çekecek yeni bir sohbet konusu açın ki şimdiki zamana dönebilsin.

Paylaşım

Buse, 40 yaşında, müşteri temsilcisi

“25 yaşındayken birlikte yaşadığım sevgilimle yedi yıllık ilişkimiz çok sert bir ayrılıkla son buldu. Bunun olacağını öngörememiştim. Tutkuyla sevdiğim adam bir sabah eşyalarını ve beraber aldığımız mobilyaların çoğunu alıp gitti. Bu ayrılığı atlatmam için yılların geçmesi gerekti. Sadece onu düşünüyordum. Beraber yaşadığımız anları tekrar tekrar aklımda canlandırıyordum. Bende takıntı haline gelen bu adam hakkında konuşmak ve neyi ‘bırakmak’ istemediğimi anlamak için terapiye başladım. Kısa bir süre önce onunla karşılaştım. Yaşlanmıştı, biraz kilo almıştı ve kısık sesle konuşarak beni başından savdı: ‘Seninle konuşamam, karım çok kıskanç.’ Onu yeniden ve bu şekilde görmek, bende radikal bir etki yarattı. Nihayet kendimi idealleştirdiğim geçmişten çekip alabildim.”

 

 

Önceki Yazılar

Ruh Eşinizle Tanıştığınızı Gösteren 10 İşaret

Sonraki Yazılar

Öz-farkındalığı Artırma Yolları