cryingana

NEDEN AĞLIYORUZ?


Doğumlarda, ölümlerde, iyi veya kötü haberlerde, bazen de sinemada… İşte gözyaşlarıyla ilgili bilinen ve bilinmeyen bazı gerçekler.

Kendimizi sebepsiz yere ağlarken bulduğumuz çoğu zaman gözyaşı dökmeyi normal kabul ederiz. Kimi zaman da en ufak bir şey yüzünden ağlamayı dönemsel diye geçiştirebiliriz. Böyle anlarda insanların “Bunun nesi var? Saçma bir neden yüzünden nasıl bu kadar üzülebilir?” ifadelerini görmezden gelmeniz de imkânsızdır. Belki de şu ana kadar neden ağladığınızı hiç düşünmediniz.  Ağlıyorsunuz çünkü kendinizi kötü hissediyorsunuz ya da size iyi geliyor. Belki de rahatlıyorsunuz. Kim bilir yaşananları unutamadığınızdan ağlıyorsunuz… Veya regl olacaksınız ve kapris yapıyorsunuz.

BEBEKLER AĞLAR

İlk ağlamanız doğduğunuz gün gerçekleşti. Unutmayın diğer normal bebekler gibi siz de Do ve Do Diyez tonlarında bir seste ağlıyordunuz. Ağladınız çünkü karnınızın doyması ve rahatınızın sağlanması için tek yapabildiğiniz buydu. Her bebek gibi siz de hayatınızın ilk altı haftası giderek daha da çok ağlamaya başladınız. Sonra daha düzenli bir şekilde, çoğunlukla akşamüstleri, 12 haftalık olana kadar ağlamaya devam ettiniz. Üstelik artık ağlarken gözyaşı da üretebiliyordunuz. Farkında olmadan üretilen bu gözyaşları gözkapaklarının yanlarındaki küçük oyuklardan genze doğru süzülür ve burnun akmasına neden olur.

Zaman geçtikçe gülmeye, göz kontağı kurmaya ve ağlamayı daha zekice kullanmaya başlarız. Hatta süresi, tonu ve şiddetiyle ilgili çeşitli deneyler yapanlar bebekler bile vardır. Bu tarz mızmızlanmalar zaman geçtikçe değerini kaybetmeye başlar. Hem kim bir bebeğin ağlamasına uzun bir süre tahammül edebilir ki?

YILDA 64 KEZ AĞLAMAK

Vassar College Psikoloji Profesörü Randy Cornelius, gözyaşı ile ilgili çalışmalar yapan bilim adamlarından biri. Bu konuda yeterli olmayan araştırmalar henüz “niçin kadınlar erkeklerden daha çok ağlar?” sorusuna net bir cevap verebilecek nitelikte değil. Yine de uzmanlar “neden ağlıyoruz” sorusuna şu cevabı veriyor:  “Bundan pek emin değiliz. Kuramlar yapısal olarak erkek ve kadın beyninin nasıl işleyip neleri birbirine bağladıkları ile ilgili. Ancak henüz bir sonuç elde edilmiş değil. Çocukluk dönemine baktığımızda mesela okula başlayana kadar geçen sürede, erkek ve kızlar genel olarak aynı oranda ağlıyor. Zaman geçtikçe toplumun yapısıyla ilgili değişkenler devreye giriyor. Ebeveynler kızlarının ağlamasına bir şey demezken, erkeklere büyüdükçe, pek de müsamaha göstermemeye başlıyor. Bu farklılık evrimsel bir adaptasyon sonucu da oluşmuş olabilir.”

Ağlamak, bizim diğer insanlara savunmasız ve ihtiyaç içinde olduğumuzu göstermenin bir yoludur. Kadınlar, hassaslık ve duygularını paylaşma konusunda daha iyi olduğundan, onlar için aynı zamanda bir güven belirtisi. Güven, hayatta kalmamız için gereklidir. Ancak hayatta kalma yarışında erkek olan eğer bir anda uluorta ağlamaya başlarsa, bu dışarıdaki insanlar tarafından “Beni yarışmadan çıkarın” diye algılanabilir.

Ağlamakla ilgili şu anda bilimsel olarak çalışılan bir diğer madde de prolaktin hormonu. Bu hormonun kadınlarda ergenlik çağında, aybaşlarında, hamilelikte, emzirirken ve stres altındayken arttığı tespit edilmiştir. Oran olarak da kadın bedeninde erkeklere göre yüzde 60 daha fazla prolaktin bulunuyor. Uzmanların ortaya koyduğu kurama göre prolaktin, kadınların duygularını indirerek, endokrin (salgı) sistemini etkiliyor ve daha fazla ağlama eğilimi yaratmış oluyor.

Sonuç olarak, evet, biz daha çok ağlıyoruz. Hatta senede ortalama 64 defa. Erkekler ise 17. Biz üzgün olduğumuzda, hüsrana uğradığımızda veya kızdığımızda ağlarken, erkekler ölüm gibi önemli kayıplarda, büyük hayal kırıklıklarında veya da gerçekten çok sinirlendiklerinde ağlıyor. Gidin ve bir erkeğe sorun; en son ne zaman başka birinin karşısında ağlamış. Hatırlamakta bile zorlanacaktır.

Bu durumun şöyle komik bir tarafı da var; o da orta yaşları geride bıraktıkça kadınlar daha az ağlayıp daha fazla kızmaya başlıyor. Sebebi kadın hormonlarının azalması ve erkeklik hormonu olan testosteronun bunun yerini alması. Erkeklerdeyse tam tersi gerçekleşerek testosteron seviyesi düşerken, dişilere mahsus hormonlar devreye giriyor. Ve tahmin edin ne oluyor? Erkekler yaşlandıkça daha az sinirlenmeye ve daha çok ağlamaya başlıyor.

 

 

Önceki Yazılar

GÖZLER KALBİN AYNASI

Sonraki Yazılar

ÇALIŞAN KADINLAR DA DETOKS YAPAR!

Bir cevap yazın