ne-istedigini-bilmek

Ne İstediğini Bilmek

Yine yılın o zamanları… Bir yıl bitip diğeri başlarken, pek çoğumuz yeni dilekler dileyip yeni kararlar alırız. “Bu yıl düzenli spor yapacağım”, “Daha sakin biri olacağım”, “Sigarayı bırakacağım”, “Sınavlarımın hepsini geçeceğim”… Ben de çevremde bu ve benzeri kararları duydukça ister istemez düşündüm. Hayattan, yeni yıldan ve çevremizden ama en çok da kendimizden ne çok beklediğimiz, istediğimiz şey var. Peki, istediğimiz bu şeyler için ne kadarımız çabalıyoruz ve en önemlisi de kendimizden beklediğimiz, değişmesini istediğimiz ya da sahip olmak istediğimiz şeyler için kendimizi o yola ne kadar adıyoruz? Tam da bu konular kafamı kurcalarken gittiğimiz tiyatro oyununun sonunda arkadaşım, “Ben de şu oyuncu gibi sahnede olmayı ve farklı roller canlandırmayı çok isterdim” dedi. Ben de “Öyle olmayı istediğini söylüyorsun ama gerçekte de bunu yapmayı ister miydin?” diye sordum. Şaşırarak “Nasıl yani?” dedi. Söylediklerini neden “gerçekte” istemiyor olabileceğini şöyle anlattım: Zaman zaman hepimiz “Ben de … olmayı, … yapmayı çok isterdim” dediğimiz cümleler kurarız. Ama bu çoğunlukla kendimizi kandırmaktan öteye geçmez. Çünkü bunlar anlık, geçici istekler gibidir. Bir şeyi arzu ettiğimizi söylemek, arzuladığımız şeylerin gerçekleşmiş hallerinin bir resmini görmek gibidir. O, bakmaya doyamadığımız son fotoğraftır. Oysaki gerçekte öyle olmak veya öyle yapmak için günlerce, aylarca hatta yıllarca çalışmak gerekebilir; ve bu çabadan keyif almak gerekir! Keyif almaktan öte bu çabamızın içimizi bol bol neşelendirmesi de gerekir. Bir şey için çabalamak zor zanaattır. Zaman zaman canımızı sıkabilir, üzebilir ya da acıtabilir. Kısaca, gerçekten istediğimiz şeye ulaşmadaki yolda başımıza her şey gelebilir. Bu yüzden, asıl mesele öyle olmayı istemekten öte öyle olmaya giden yolu ve onun getirdiklerini istemekle ilgilidir. Asıl mesele belki de Leylâ Erbil’in “Kalan” romanının başkarakteri Lahzen gibi, “Hayatımın neresindeki yaşantıdayım… Hangi kavşağındayım?” diye kendimize sorabilme gücünü bulmak ve yola öyle koyulmaktır. Bu yolculuk, yolda ilerlerken varılacak yer kadar yolun kendisine tutku duymak, ondan keyif almak ve hatta kendini yola adamakla ilgilidir. Ve tıpkı yolda karşımıza çıkan çıkmaz sokaklar, engebeler, kavşaklar gibi, olmayı istediğimiz şeye ulaşamamayı ya da Erbil’in kendisinin de dediği gibi “hakikate ulaşamamayı” da göze almak demektir. Sadece içinde olmayı istediğimiz o son fotoğrafı arzuladığımızı söylemek, gerçekten onu istediğimiz anlamına gelmez. Bir fotoğraf karesinden öte bizi o kareye götürecek yolu daha çok istemeliyiz. Çünkü arzu ettiğimiz o son fotoğraf bu yolda oluşur. O halde, mesele kendimizi “gerçekten” tanımak ve ne yapmayı istediğimizi gerçekten “bilmekle” de ilgili. Sonrası ona ulaşmak için sadece çaba, çaba ve çok çaba… Arzularına ulaşmış bir “ben”e ait fotoğraflar yaratıp, onlara bakmak ne kadar davetkar görünse de, unutmamalı ki fotoğraf donuk bir andan ibaretken, hayat devingendir. Hayat eylemin kendisidir. Ve hayat belki de bütün bu devingenliği yani ıstırabı, acıları, sevinçleri ve coşkusu ile varılacak yerden çok, yalnızca kendimizin yürüyebileceği o yolun ta kendisidir; Whitman’ın dediği gibi aslında doğduğumuzdan beri yürüdüğümüz o yolun.

Yazı: Uzman klinik psikolog ve psikoterapist Ersin Bayramkaya

 

 

Önceki Yazılar

Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Sonraki Yazılar

Gün Boyu Enerjik Kalmanıza Yardımcı Olacak Öneriler