NEW YORK, NY - JANUARY 26:  Actress Natalie Portman attends the 2016 New York Jewish Film Festival - "A Tale Of Love And Darkness" closing night screening at Walter Reade Theater on January 26, 2016 in New York City.  (Photo by Jim Spellman/WireImage)

NATALIE PORTMAN


Kontrollü, zeki, ne istediğini bilen, güçlü ve bir o kadar da naif bir kadın karşınızda. Natalie Portman, çok küçük yaşta sahip olduğu ünü yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla karşılayarak hayatı boyunca doğru seçimler yapmış biri. Başarısıysa, sadece oyunculukla sınırlı değil…

İnsanların farklılıklarını kabul edebilmeliyiz

Oscar ödüllü aktris, Harvard mezunu, moda ikonu, aktivist… Bunlar Natalie Portman’ı tanımlayan kelimelerden sadece bazıları. Doktor bir baba ve sanatçı bir annenin kızları olarak Kudüs’te doğdu. Babasının kariyeri sebebiyle doğduğu ülkeyi üç yaşında terk etti ve önce Washington olmak üzere, liseyi bitirene kadar Amerika’da farklı şehirlerde yaşadı. 11 yaşındayken, bir pizzacıda keşfedildi. Kariyerine modellikle başladıktan sonra, başarısıyla ses getiren “Leon” (“Sevginin Gücü“) adlı filmle adını duyurdu. Her zaman çok iyi bir öğrenci olan Portman, Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde okurken, bir dönemini İsrail’de geçirerek Arapça, İbranice, İsrail tarihi, İslam tarihi ve şiddet antropolojisi konuları üzerine eğitimler aldı. Şimdilerde iki çocuk annesi olan Portman, başarısıyla adeta göz kamaştırıyor.

Size nasıl bir anne, nasıl bir çalışan kadın olmanız gerektiği dayatılıyor. İnsanların kendi tarzını yaratıp farklı olmalarını kabul edemiyorlar.

EMİN ADIMLARLA İLERLEYEN BİR KARİYER

Küçüklüğünden beri eğitime meraklı ve “ciddi” bir kız olan Natalie, 11 yaşındayken bir pizzacıda keşfedilerek Luc Besson’un yönetmenliğindeki “Leon“da canlandırdığı Mathilda karakteriyle daha ilk filminde eleştirmenlerden tam not aldı. Küçük yaşlardaki kararlılığı ve kendine güveni ilerleyen yıllarda da devam etti. Film kariyerini tamamen kendi çizen Portman, kabul ettiği rollerin yanı sıra, kabul etmediği rollerle de dikkat çekiyor. 1996 yılında rol aldığı “Herkes Seni Seviyorum Der” adlı müzikalde ve uçuk kaçık bilimkurgu filmi “Çılgın Marslılar“da oynamayı kabul etti, fakat Baz Luhrmann’ın “Romeo+Juliet“indeki rolü geri çevirdi. Bunun sebebiyse, 15 yaşındayken 22 yaşındaki Leonardo DiCaprio ile aşk sahneleri çekmeye kendini hazır hissetmemiş olması. Aynı zamanda cinsellik içeren iki filmde daha oynamayı reddetti. Zamanında olay yaratan Lolita rolünü ve “Buz Fırtınası“nda Christina Ricci’nin canlandırdığı, cinselliği ön planda olan karakteri oynamayı “fazla karanlık” bulduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Susan Sarandon, prensiplerinden asla ödün vermeyen genç yıldızı 1999 yılında “Buradan Çok Uzakta” filminde rol arkadaşı olarak görmeyi çok istedikten sonra, Natalie’nin rolü kabul etmesi için senaryodan bazı çıplak sahneleri çıkarttırmak zorunda kaldı. “Genç sanatçıların bu tarz rollerle öne çıkmayı kabul etmemeleri gerekiyor” demişti genç oyuncu. “Aynı yapımcı ve yönetmenler genç erkeklerden soyunmalarını beklemiyorlar.” Sarandon, Natalie için “Yaşından çok daha olgun” tanımını yaparken, filmin yönetmeni Wayne Wang onun için kontrollü ve zeki demişti.

OSCAR’A DOĞRU

Zeki oyuncu bütün bu özellikleri sayesinde “Star Wars“taki Kraliçe Amidala rolünü kaptı. “Hükmedebilecek özelliklere sahip ama yine de genç birini arıyordum” demişti George Lucas. “Rol için akıllı, güçlü ve kusursuz bir aktris gerekiyordu. Natalie bu özelliklerin tamamına sahipti.

2004 yılında Julia Roberts, Clive Owen ve Jude Law gibi devlerle oynadığı “Daha Yaklaş” filmi, onu ilk Oscar adaylığına götürdü. Bir sonraki yıl yine başrolde oynadığı ve uğruna saçlarını kazıttığı “V for Vendetta” filmi politik sularda yüzdüğü için büyük ses getirdi. Fütüristik bir zamanda totaliter rejimle yönetilen Britanya’da geçen filmde, Portman’ın canlandırdığı Evey karakteri, yüzü maskeyle gizlenmiş gizemli bir özgürlük savaşçısı tarafından tecavüzden kurtarılıyor. “Filmin terörizmle ilgili bir mesaj taşıdığını düşünmüyorum” diyor Portman ve ekliyor: “Bu çok daha karmaşık bir hikaye ve sanırım biraz da izleyicinin bakış açısıyla anlam kazanıyor. Film tamamen hayali bir zaman ve mekanda geçiyor. Bu yüzden de hangi olayla isterseniz bağdaştırabilirsiniz. Örneğin bazı insanlara Hitler rejimini anımsatıyor.” Portman, Kraliçe Amidala’nın saatler süren makyajı ve ağır diyaloglarından sonra dazlak bir kafa ve kişisel bir başkaldırı yaşayan bir karakterin ona iyi geldiğini ifade ediyor. “Bu rol için resmen yalvardığımı hatırlıyorum. Neyse ki onu kaptım. Bence görsel ve içerik olarak eğlenceli bir filmin aynı zamanda farklı düşünceleri ve bakış açılarını tetiklemesi çok güzel. Böyle filmler sık çekilmiyor.

Sonrasında birçok komedi ve drama filminde boy gösteren Portman, 2011 yılında “Siyah Kuğu“daki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar kazandı. Acı çeken şizofrenik bir balerini canlandırmak için, çekimlerden bir yıl önce bale eğitimlerine başlayan Portman, bazı günler sekiz saate kadar çalıştı. O dönemi şöyle anlatıyor: “Fiziksel disiplin sayesinde karakterin duygusal yönünü de daha iyi kavrayabildim. Çünkü keşişi andıran bir hayat tarzı vardı. Sosyal hayat yok, içki yok, hatta pek yemek bile yok. Vücudunu sürekli yüksek yoğunluklu bir acıya maruz bırakıyorsun ve balerinlerin kendi kendilerini nasıl kamçıladıklarını çok iyi anlıyorsun.” Role hazırlanırken, kaburgası bile yerinden çıkan Portman, “Öyle günler oldu ki gerçekten de öleceğimi düşündüm. İlk defa bir rolün seni nasıl aşağı çekebileceğine şahit oldum” diyor. 2016 yılında yine En iyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday olduğu “Jackie” filminde, eşi John F. Kennedy’nin suikastından sonra yas tutan Jacqueline Kennedy’yi canlandırdı. Pablo Larrain’in yönettiği filmdeki rolü için nasıl endişelendiğini anlatıyor: “İnsanların bu kadar iyi tanıdığı birini canlandırmak çok korkutucuydu, çünkü inandırıcı olmak için neler yapman gerektiği önceden belirlenmiş. Normalde karaktere biraz esneklik katabilme şansın olur ama yine de sınırlar çerçevesinde yaratıcı olabilmeye çalışmak bile eğlenceli oldu.

Yaşım büyüdükçe, hayvan yemenin çevreye nasıl zarar verdiğini ve hayvan haklarının nasıl ihlal edildiğini algılamaya başladım.

AKTİVİST KİMLİĞİ

Günlük hayatında tişört, jean pantolon ve spor ayakkabıyı tercih eden Portman, modaevi Christian Dior’un yüzü olduktan sonra markanın tasarladığı “We should all be feminists” (“Hepimiz feminist olmalıyız“) yazılı tişörtün büyük hayranı oldu. Feminist sloganları ön plana çıkaran giysiler tasarlayan moda markalarının bu konuya nasıl bir katkısı olacağı tartışma yarattıysa da, Portman bir tartışma konusu açmanın bile önemli olduğunu savunuyor. “Feminizmi olduğu gibi, yani sadece insan hakları olarak algılayabilmemizi sağlıyor. Kadınların erkeklerden üstün olduğunu söylemeye çalışmıyoruz, zaman zaman bu çok yanlış anlaşılıyor.” Natalie feminizmi bir kardeşlik olarak görüyor: “Bence feminizm birbirimizi kabullenip, her şeyi herkes için mümkün kıldığımız bir olgu. Bence asıl sorun, feminizmle ilgili herkesin ne yapman veya yapmaman gerektiğini söylemesi. Size nasıl bir anne, nasıl bir çalışan kadın olmanız gerektiği dayatılıyor. İnsanların kendi tarzını yaratıp farklı olmalarını kabul edemiyorlar. Feminizmle ilgili önyargıların yıkılıp birbirimizi desteklediğimizi görmek istiyorum. Bu yüzden doğumdan sonra ister bir sene çalışma, ister hemen işe dön beklentisi yerine bu ikisinin de yargılanmadan gerçekleşebildiği bir dünya hayal ediyorum. Bunun mümkün olduğu bir dünya yaratmalıyız.

Natalie Portman aynı zamanda sıkı bir hayvan hakları savunucusu. “Dokuz yaşından beri vejetaryenim. Kendimi bildim bileli hayvanları umursarım. Yaşım büyüdükçe, hayvan yemenin çevreye nasıl zarar verdiğini ve hayvan haklarının nasıl ihlal edildiğini algılamaya başladım. Aynı zamanda fabrika üretimiyle ilgili gerçekleri ve yumurtayla sütün nasıl üretildiğini de araştırdım. Sonrasında bunları da tüketmekten vazgeçtim.” Portman, yine hayvan aktivisti olan ünlü yazar Jonathan Safran Foer’in çok satan kitabı “Hayvan Yemek“ten uyarlanan belgeselin anlatıcısı oldu.

ŞİDDETE BAKIŞ AÇISI

Hollywood’da az sayıda bulunan, politik olarak açık görüşlü Musevi yıldızlardan biri olan Portman, üniversitede “şiddet antropolojisi” eğitimi aldığı için terörizm konusunu korkusuzca tartışıyor. “İsrailli olmak son yıllarda kimliğimin büyük bir kısmını oluşturdu. Ben pasifistim ve şiddete karşıyım. Devlet destekli olsun olmasın, insanlara zarar vermenin yanlış olduğu fikrindeyim. Şiddet şiddettir, ben ayrım yapmıyorum. Benim için hepsi yanlıştır. Dünyanın bu şekilde döndüğünün farkındayım ama şiddetin neden var olduğunu asla kafamda oturtamıyorum ve şiddetin hiçbir formunu asla savunmayacağım.

V for Vendetta“da toplama kamplarını andıran işkence sahnelerinde, soykırım esnasında büyükanne ve büyükbabasının yaşadığı zorlukları hatırladığını da söylüyor. “Benim aile büyüklerim şanslı oldukları için kaçabildiler ama onların bütün ailesi soykırımda öldürüldü. Onlara ne olduğuyla ilgili ailede bazı şeyler anlatılırdı ama yine de bu konu fazla açılmazdı. Onlara ne olduğunu bir web sitesine girip büyükbabamın ağzından okumak zorunda kaldım. Bu kötü anılar bana da miras kaldı ve benim bir parçam oldu.

Natalie Portman kökenlerine ve atalarının yaşadığı sıkıntılara sonsuz saygı duyuyor ama şiddetin her çağda herkese uygulandığına dikkat çekiyor: “Soykırım hassas ve saygı duyulması gereken bir konu ama unutmamalı ki bundan başka kötü şeyler de yaşandı. Nefret duygusunun her zaman var olduğunu ve başka etnik kökenlerin de nefret duygusuna maruz kaldığını her zaman hatırlamalıyız.

MUTLU BİR AİLE, BAŞARILI BİR MEZUN

Siyah Kuğu” döneminde geçirdiği zorlu süreç, ona sadece bir Oscar olarak dönmekle kalmadı, aynı zamanda film çekimi esnasında ileride eşi ve iki çocuğunun babası olacak balet Benjamin Millepied ile tanıştı. Oscar ödül töreni esnasında hamile olan oyuncu, gözyaşlarını silerken ailesi ve filmin koreografisini yapan büyük aşkı Benjamin’e de teşekkür etti.

Oyunculuğa dair, “Bu benim hobim, hayatta filmlerde oynamaktan çok daha önemli ve keşfedilecek yeni şeyler var” yorumunu yapan Portman, daha 13 yaşındayken, büyük bir film yıldızı olma yolunda ilerlerken ailesine şöyle demiş: “Ben üniversiteye gideceğim. Kariyerimi mahvedip mahvetmemesi umurunda değil. Film yıldızı olmaktansa, okumayı tercih ederim!” Hayatı boyunca hep kitaplarla iç içe bir hayat yaşamış ve 2003 yılında Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuş. Natalie öğrencilik yıllarını şöyle anlatıyor: “Liseyi Long Island’da bir devlet okulunda okudum. Ama okuldaki kızlar ful makyaj ve fönlü saçlarla dolaşıyorlardı. Oyuncu olmam kimsenin umurunda değildi. Okula kocaman bir sırt çantası ve elimde kalem lekeleriyle gidiyordum ama üniversitede durum daha farklıydı. Kendimi daha fazla kanıtlamam gerektiğini hissediyordum. İnsanların hak ettiğim için değil, sırf ünlü olduğum için orada olduğumu düşündüklerini sanıyordum. Bu yüzden sınıfta yaptığım her yorumdan sonra kendi kendimi yiyordum. İnsanların benim ahmak olduğumu düşündüklerini zannediyordum!” Endişelerinin yersiz olduğunu kısa süre sonra fark eden Natalie Portman, çok başarılı bir öğrencilik hayatı geçirdi, hatta bebeklerde nesne kalıcılığıyla ilgili bir araştırma kaleme alarak, dereceyle mezun oldu.

KISA KISA

Burcu: İkizler.

Boyu: 160 cm.

Çocukları: Oğlu Aleph 2011, kızı Amalia 2017 doğumlu.

Bildiği diller: İngilizceye ek olarak İbranice, Fransızca, Japonca, temel düzeyde Arapça, İspanyolca ve işaret dili biliyor.

En sevdiği konular: Matematik, politika, psikoloji.

Hobileri: Dans, buz pateni ve tabii ki oyunculuk.

En sevdiği yemekler: Pizza, çikolata, dondurma, brüksel lahanası, makarna.

En sevdiği müzisyenler: Björk, Alanis Morissette, PJ Harvey, Aretha Franklin, Moby, Portishead.

En sevdiği filmler: “Dirty Dancing“, “Amelie“, “Schindler’s List“.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

BAMBU VE PAMUK, ‘POSH BABY BY MOMEASY’DE BİRLEŞTİ

Sonraki Yazılar

İLİŞKİLERE DAİR HER ŞEY