HAPPY1

MUTLULUĞA GÖTÜREN ALTI İPUCU

Bazen zevk, bazen neşe; yaşama sevinci, hayatın iniş ve çıkışlarına rağmen gülümsemeye devam etmeye ve ilerlemeye yarar. Yaşama sevinci hepimizin özlemini çektiği varoluşçu bir güçtür. Ancak onu doğru yerde aradığımızdan emin miyiz?

Derleyen: Sinem DÖNMEZ

Filozoflar mutluluk konusunda hemfikir değil. Bazıları mutluluktan şüphe ederken, sarsılmazlığın peşinde koşan Stoacılar için fazla dışavurumcu, acıdan kaçan Epikürcüler için ise fazla aldatıcı. Kendi hayatını yetkinleştirmekten yana olanlar açısından mutluluk, vahşice arzu edilen bir şey. Örneğin Nietzsche, mutlulukta bir sarhoşluk hali, bir yaşam buluyor. Ancak Henri Bergson içinse mutluluk, “Doğanın bize peşinden koşmamız gereken yollar olduğunu iletmesinin kanıtı.” Mutluluk, kendini bir bütün olarak görme, yaratıcılık anlamına geliyor. Yaratıcılık ne kadar zenginse, mutluluk da o kadar büyük. Ve tabii Spinoza için mutluluk, mükemmelin bir tezahürü, bir var olma eylemi, hareket, arzu, bilgi ve özgürlükten beslenen bir duygu.

Sevinç kavramının sayısız tarifi var. Ancak sevinç sözcüğünün önüne yaşama sözcüğünü koyarsak, bambaşka bir şeyden bahsederken buluyoruz kendimizi: Mutluluk. “Bu deyim, yaşama sevincinin sadece bir deneyime bağlı olmadığını, var oluşun iniş ve çıkışlarıyla yaşama sevincinin kaynağı olduğunu söylüyor bize” diyor Filozof Paul Clavier. Haliyle yaşam, bir sevinç kaynağı. Her şeye dayanmak, her şeyi kabul etmek, her şeyi sevmek… Yani yaşama dürtüsünün kendisi değil mi bu? Psikanalist Jean- Pierre Winter, “Yaşama sevinci marazi olanın karşısında duran, sıkıntı, nefrete karşı bir zaferdir, en küçüğü bile” diyor. “Evet, bu yaşama dürtüsü. Ancak bunun, özünde ölüm dürtüsüne de bağlı olduğunu görmezden gelemeyiz.” Aslında yaşama sevincinden bahsederken, neşeden, zevkten, gülmekten söz ediyoruz, tabii ki içinde hüzün, korku, acı, hayal kırıklığı da var. Yaşama sevinci yaşamın kendisinin içinde saklı.

YAŞAMA SEVİNCİNİN PEŞİNDE

1. İNSANLARA VE DÜNYAYA BAĞLANIN

“Uyum sağlama mekanizmamız sayesinde, pozitif veya negatif pek çok duruma alışıyoruz. Dikkatimiz ancak şaşırdığımızda harekete geçiyor. Önemsemediğimiz durumları ise görmezden geliyoruz. Ancak insan olumlu durumlara da olumsuz durumlara da uyum sağlayabilir. Sevmediğimiz bir koku aldığımızda, bir süre sonra koku geçti zannederiz, halbuki sadece burnumuz alışmıştır. Eğer hayatı tatmak istiyorsanız, başkalarına yaklaşın.

Psikoloji ve nörobilim konusundaki tüm araştırmalar ve çalışmalar aynı yere çıkıyor: Bağ kurmak yaşamayı anlamlı kılıyor. Bu çok derin bir kanun, evrimden bize miras. İnsanlara minnettarlığımızı veya iyi yürekliliğimizi ifade etmek, bizi insanlara bağlı hissettirecek davranışlardan biri. İnsanlarla, toprakla bağ kurmak, bir bahçeyle ilgilenmek, güzel bir manzaraya bakmak bile işe yarar, var olma duygusunu sevmenizi sağlar.”

Psikolog Laurent Bègue

2. GEÇMİŞİNİZİ YENİDEN TANIMLAYIN

“Bana göre yaşama sevinci, kendin olmak ve varoluşun içinde bütün olmak, başkası olmak istememekle ilgili. Bunu ne engelliyor? Kendi geçmişimize yüklediğimiz anlamların içinde sıkışmak, önceki eylemlerinden kendini suçlu tutmak. Acı çektiğimiz zamanlar veya engeller değil, onlara yüklediğimiz anlamlar yaşama sevincinin akışını engelliyor. Kendimizi sıklıkla eski travmalarımızın kurbanı olarak görüyor, kendimizi bu olaylar üzerinden inşa ediyoruz. Sürekli aynı şeyi tekrarlıyor ve kendi içimizde kendimizi hapsediyoruz. Tam tersi, küçük veya büyük olsun her bir üzüntü kendimizi keşfetmek ve yeniden tanımlamak için bir fırsat. Kendimizi sevmek için, hayatı sevmek için bir fırsat. Affetmek, yeni bir dünya kurmak, dünyanın anlamını değiştirme gücü hepimizde var. Bu yeni bir roman okumak, yürüyüş yapmak, yazmak, müzik, terapi veya bir karşılaşma olabilir. Bunların hepsi kendi geçmişimize yeni bir anlam yüklemek için birer fırsat. Her şey, mutlu yaşamanın yolunu bulmamız için bir araç olabilir.”

Sosyoloji Profesörü David Le Breton

3. İÇİNİZDEKİ BİLİNMEZİ DİNLEYİN 

“Kurallar, ödevler ve gelişmek adına her birimiz bir yetişkini oynuyoruz, hiç zevk almaya çalışmadan. Bu, bir çocukken hayattan aldığımız tadı unutmak demek. Çocuklar, arzunun gücüyle olgunlaşır. Meraklı,
içsel bir şekilde canlı, her zaman deneyimin, keşfin, duygulanımların, kendi yeteneklerinin farkında. Her şeye bir zevk duygusuyla yaklaşan, nedensellikten uzak… Bu çocuk hepimizin içinde yaşıyor, yetişkin olmaya çalışırken onu unuttuk. Güvende hissetmediğimiz bir toplumda yaşadığımız için kontrollü olmayı ve ustalığı seçtik. Zevk, yasaklandı. Örneğin, çok güzel bir haber aldığımızda zıplamıyoruz. Ama çocukken zıplıyorduk? Dünyayı bir çocuğun gözüyle yeniden algılamalıyız, her şeyi açıklamaya çalışmadan. Ben, kendiyle yeniden karşılaşma fikrini seviyorum, içimizdeki bilinmezle tanışma fikrini. Mesela bir kütüphaneye gidip içgüdülerinizi dinleyerek bir kitap seçin, sizi belki de çok şaşırtacak? Nereden bilebilirsiniz?”

Psikanalist Virginie Megglé

4. DUYGULARIN İÇİNİZDEN GEÇMESİNE İZİN VERİN 

“Kültürel ve eğitimsel alışkanlıklar yüzünden duyguları yanlış okuyoruz. Korku, öfke, hüzün gibi negatif saydığımız duyguların yaşama sevincimize engel olduklarını sanıyoruz. Bu, her duygunun içinde öğrenmemiz gereken bir şey olduğu bilgisini unutmak demek. Bize kırılganlığımızı anımsatan, aynı zamanda bizi harekete geçiren şey bu duygular. Korkuyorum, çünkü bu duygu bana tehlikede olabileceğimi söylüyor. Her zaman düşündüğümüzün aksine, acı bile olsa hayata duyduğumuz sevgiyi olumsuz yönde etkilemez. Kendimizi kötü hissettiğimizde, bu duyguyu kabul etmemiz, onunla savaşmadan veya ondan kaçmadan içimizden geçmesine izin vermeliyiz. Bir başak bir fırtına bile atlatsa, buğday kendi şekline her zaman geri döner.”

Psikoterapist Catherine Aimelet-Périssol

5. VAR OLMA ŞANSININ FARKINDA OLUN

“Kimileri gündelik hayatın beklenmedik mutlu anlarına karşı kör ve sağır, kimileri ise onun son derece farkında. İnsanın ruh halinin kırılganlığını biliyor, bunu önemsiyorlar. Her şeyin bir sonu varken, neden var olmanın tadını çıkarmayalım? Bu gerçekliği kabullenmekte zorlananlara tavsiyem, hayatın trajik yönleri de olduğunu kabul etmek. Bazen var olmak son derece korkutucu. Ama biz, şimdinin farkında olmalıyız. Meditasyon egzersizleriyle farkındalığımızı artırarak ruhumuzu dinginleştirebilir, endişelerimizden kurtulabiliriz. Yavaş yavaş dikkatimizi ‘an’a, şimdiye vererek yaşamanın bir şans olduğu bilgisine erişebiliriz.”

Psikiyatrist Christophe André

6. BİR MODELE TUTUNMAYA SON VERİN

“Gündelik hayatın bize sunduğu gerçek zenginlikleri, yaratılan illüzyonlar yüzünden göremiyoruz. Toplum bize hayal satıyor. Daha çok para kazanmaya çalışıyoruz, halbuki paranın insanın tatmininde yeri yok. Ailemiz, arkadaşlarımızla vakit geçirmek yerine çalışmayı tercih ediyoruz. Bu da bizi uzaklaştırıyor. Bir yandan da hobilerimizi çalışmaya tercih ediyoruz; televizyon izlemek gibi boş, pasif hobiler, bir aktiviteden çok daha az mutlu edici hobilerimiz var. Gerçek, derin, sürdürülebilir bir yaşama sevinci için tekrar hayatın gerçek değerlerine dönmeliyiz.”

Psikolog Jacques Lecomte

DAHA İYİ HİSSETMEK İÇİN NEYLE BESLENMELİYİZ?

“Serotonin ve endorfin gibi mutluluk hormonlarıyla beslenmeliyiz. Çünkü bu hormonlar dinlenme, uyku, iyi hissetme sırasında salgılanıyorlar. Bazı besinler, beynimizin onları salgılamasına yardımcı olur. Hindi, tavuk, ıstakoz, ıspanak, yumurta beyazı, ananas ve tofu vücudun serotonin salgılamasına yardımcı olan triptofan adlı aminoasidi içeriyor. Fındık, ceviz, antepfıstığı, bezelye, muz, ton balığı ise triptofanı serotonine dönüştürmeye yarayan B6 vitaminini içeriyor. Bu yüzden triptofan içeren besinlerle B6 vitamini içeren besinleri birlikte tüketmeye özen göstermelisiniz. Siyah pirinç, kinoa ve yeşil çay kan şekerinizi düzenler. Bu arada fazla şeker tüketmek, ruh halinizi olumsuz etkiler. Yağlı balıklar, tere, lahana, ıspanak, keten tohumu, kanola yağı, omega 3 açısından zengin ve duygusal dengemiz açısından da omega 3 çok önemli. Yumurtanın sarısı, sardalya, emmental gibi yağlı peynirler, mantar ve tahıllar ise D vitamini bakımından zengin. Araştırmacılar her gün D vitamininin modumuza ilişkin faydalarını keşfediyor. Ve elbette, bitter çikolata… Sinir sistemine iyi gelen magnezyum ve endorfin salgılamaya yarayan feniletilamin açısından zengin siyah çikolata, günlük beslenmemize katmamız gerekenlerden.”

Yazar Isabelle Artus

 

 

Önceki Yazılar

KAYGIDAN NASIL KURTULURSUNUZ?

Sonraki Yazılar

KARAR VERMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Bir cevap yazın