mesleklerdeki-cinsiyet-ayrimi (2)

MESLEKLERDEKİ CİNSİYET AYRIMI

Bir erkek neden hemşire, bir kadın da neden hakem olamasın? Mesleklerdeki cinsiyet ayrımını ve bunun temelini oluşturan önyargıları araştırdık.   

Annen ne iş yapıyor? “Ev hanımı.” Halbuki evi idare ettiği gibi devlet bakanı, yemeği yaptığı gibi aşçı, çocuklarıyla ilgilendiği gibi öğretmen ya da evi yönettiği gibi hakem olabilirdi. İstemiz miydi? “Sorma, üzülür.”

Türkiye’de son 200 yıla kadar kadınların eğitim almasına bile izin verilmiyordu. Ev işleriyle, yaşlı ve çocuk bakımıyla ilgileniyor, dışarıda çalışmalarına izin verilmiyordu. Bugün eğitim seviyesinin artmasıyla durum değişiyor olsa da şartlar hâlâ çetin. Meslekler yıllardır onları icra eden erkeklerin üzerine yapışmış durumda. Bugün bilim insanı, mühendis, hakem, taksi şoförü ya da sanayi çalışanı kadın gördüğümüzde maalesef şaşırıyoruz. Peki neden?

Psikiyatr ve psikoterapist Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, mesleklerde bu şekilde cinsiyet ayrımı yapılmasının temelinin önyargılara dayandığını söylüyor. “Yaşlı ve çocuk bakımı yüzyıllardır kadınların sırtında ve ev işleriyle ilgili her şey ‘kadın mesleği’ olarak sınıflandırılıyor. Bu işler her ne kadar güç gerektirse de meslek olarak kabul edilmediği için, güç gerektiren meslek kolları, erkeklerin kadınlardan daha ‘güçlü’ olduğu varsayımına dayanıyor” diyor. Teknoloji geliştikçe birçok iş için daha az güç gerektiğini belirten Ayşe Devrim Başterzi, “Daha önce ağır işçilik diye kodlanan meslekler prestijlerini kaybedip düşük ücretli hale geldikçe kadınlaştığını görüyoruz” diyor.

Buraya kadar, çalışan erkek için hava hoş gibi görünüyor, öyle değil mi? Hemen karar vermeyin. Yıllardır güç gerektiren, tehlikeli, yaşamı tehdit eden iş kollarının (madenler, tersaneler gibi) çoğunda erkekler çalışıyor. Türkiye’de 2018 yılında gerçekleşen iş kazalarındaki ölümlere bakıldığında, 1923 kişinin yaşamını yitirdiğini, bunların sadece yüzde 6’sının kadın olduğu görülüyor. Dahası da var. Ayşe Devrim Başterzi, “Bundan 15 yıl kadar önce, Sağlık Bilimleri Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümü’nde okuyan erkek öğrenciler ‘hemşir’ olarak tanınmak istiyor, bakım hizmetlerinin ‘kadın işi’ olduğu için ‘yeterince erkek’ olarak tanınmadıklarını söylüyor, toplumda küçümsenme ya da dalga geçilmeyle baş etmek zorunda kaldıklarından söz ediyorlardı” diyor. Erkekler için kadın işi olarak tabir edilen işlerde çalışmak “küçük düşürücü” bir durum gibi deneyimlenirken, kadınlar için “erkek işi”nde çalışmak küçük düşürücü olmasa da ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Kadınların beyaz yakalı ve daha çok erkeklerin çalıştığı işyerlerinde karşılaştığı temel sorunların başında, cinsiyet temelli şiddet (açık saçık şakalar, fıkralar gibi) ve mobbing geliyor. Öyleyse iki taraf için de “sinir bozucu” olan bu cinsiyetçilik nasıl ve nerede başlıyor? Bunun için iş hayatına başlamadan çok önceki yıllara gitmemiz gerekiyor.

Cinsiyet kalıpları erken yaşta oluşturuluyor

Dünya Ekonomik Forumu tarafından çocuklara toplumsal cinsiyet kalıplarını öğretmek amacıyla bir çalışma yapılmış. Çocuklardan “Bir düşün bakalım, nasıl birine benziyor?” deyip bir itfaiyeci, cerrah ve savaş pilotu çizmeleri isteniyor.

Çocuklar 61 erkek ve sadece 5 kadın çiziyor. Onlarla tanıştıklarında ise hepsi kadın çıkıyor. Biri, “İsmim Tamsin ve İngiltere’deki Ulusal Sağlık Hizmeti’nde cerrahım”, diğeri “Lauren, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde pilotum” ve “Lucy, Londra itfaiyesinde itfaiyeciyim” diyor. Çocuklar çok şaşırıyor. Buradaki ifadeye göre, toplumsal cinsiyet kalıpları 5 ve 7 yaşları arasında tanımlanıyor.

Ancak Ayşe Devrim Başterzi, toplumsal cinsiyet kalıplarının bundan çok daha önce yaşamımıza girdiğini hatırlatıyor. Bunu 2017’de BBC’de yayınlanan bir belgeseli örnek göstererek açıklıyor. “No More Boys and Girls” adındaki deneyde, bir kız ve bir erkek bebeğin elbiseleri değiştiriliyor ve katılımcıların onlarla oyun oynaması isteniyor. Denekler, henüz yaşında bile olmayan kızlar ile bebekleri konuştururken, erkek bebekler ile zekâ gerektiren oyunlar oynamaya başlıyorlar. Başterzi, “Toplumsal cinsiyet normları doğum öncesinde başlıyor ve büyüdükçe pekiştiriliyor. Örneğin okul öncesi dönemde parklarda eşit sayıda kız ve erkek oynarken, sonrasında erkekler basket ve futbol sahalarına, kız çocukları eve yönlendiriliyor. Bu hem bedensel hem de sosyal gelişimi etkiliyor” diyor.

Kadınlar aileye erkeklerden daha bağlı değil

Baştan beri dış etkenlerden bahsettik, ancak biraz da psikolojik nedenlere bakalım. Kadınların uzun mesai saatleri olan meslekleri yapmamasının nedeni, aile bağlarının ağır basması olabilir mi? Kadir Has Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aslı Çarkoğlu, “Hayır” diyerek, kadınların ailelerine erkeklerden daha fazla bağlı olduğunu gösteren bir verinin olmadığını söylüyor. “Annelik bir içgüdü değil, öğrenilmiş bir roldür. Fiziksel olarak kadının doğuruyor veya emziriyor olması, onu daha iyi bir ebeveyn yapmıyor. Çocuklar, duygusal bağ kurdukları kişiye onu beslediği için değil, onlarla zaman geçirdikleri için bağlanıyor. Babalar çocuklarıyla zaman geçirirse, onlara da anneleri kadar sağlam bağlanıyorlar.”

Çocuk bakımının kadın ve erkek arasında eşit paylaşılmadığı toplumlarda kadınların kendilerini eve kapatılmış bulduğunu söyleyen Doç. Dr. Aslı Çarkoğlu, “İş sahibi olanlar hem dışarıda hem de evde çalışıyor. Ancak bu da eve geç olmadan gelebilme, uzun saatler çalışmama gibi engeller getiriyor. İş hayatı, kadına ve erkeğe aile bakımı vermek için eşit şartlar sağlarsa, tüm meslekler kadın ve erkeklere eşit açılacaktır” diyor. Tabii şu an için öyle bir imkâna ulaşılamıyor.

TÜİK 2016 verilerine göre, kadınlar ve erkekler benzer zekâ ortalamalarına sahip olsalar da, erkekler daha prestijli ve daha yüksek kazançlı iş kollarında çalışırken, kadınlar aynı işi yapsalar bile daha az kazanıyor, daha kolay işten çıkarılıyor ve daha zor terfi alıyorlar. Bu nedenlerle günümüzde bir kadın, çocuk sahibi olması durumunda işinden çok fazla düşünmeden ayrılabiliyor. Türkiye’de kadınların çalışmama ya da işten ayrılmalarında birinci sebep “çocuk bakımı” oluyor. Çarkoğlu, “Uzun ve düzensiz çalışma saatleri ne kadın ne de erkek için uygundur” diyor. Temel amacın, çalışma dünyasında daha insancıl çalışma şartlarına kavuşmak olması gerektiğini söylüyor.

Kahraman kadınları öne çıkarıyorlar

Geldiğimiz noktada, yıllardır kendi bağımsızlığını kazanmaya çalışan kadın, gerek çalışma koşulları gerekse yaptıkları mesleklerin erkeklerle anılıyor olmasından dolayı başladığı yere, “eve” dönmeye zorlanıyor. Buna rağmen, kadınların birçoğu direniyor ve başarılı oluyor. Onların bu başarısında tabii ki onlara destek olanların da büyük payı bulunuyor. Kız Başına sosyal medya platformu bu konuda övgüyü hak ediyor. 2017 yılında ODTÜ GİSAM öğretim görevlisi Yeşim Çaplı tarafından kurulan platform, bugün gönüllü öğrenciler tarafından yürütülüyor. Ekibin koordinatörü Berke Çaplı, “Sosyal varlık olan insan, çevresindeki örneklere bakarak kendini inşa eder. Biz de gündelik hayattaki ünlü olmayan kahraman kadınları öne çıkarmaya çalışıyoruz” diyor. İlk odaklandıkları noktanın kadınların en az yönelmeye teşvik edildiği meslek alanı olan sanat olduğunu ifade eden Çaplı, “Kız Başına Online Sanat Galerisi ile beş kadın sanatçıyla çalışmaya başladık. Özgün eserlerini bir yandan yaygınlaştırırken, bir yandan da satıyoruz. Gelirleri sanatçılarımıza burs ve kadın alanında çalışan STK’lara bağış olarak yöneltiyoruz. Bunun iki dönüşü var; biri kadının meslek kazanması, diğeri ise eserlerin toplumun zihninde yarattığı etki” diyor. Platformun bir diğer girişimi ise İşinde Gücünde Kadın web sitesi. Türkiye’deki kadın girişimcileri tek bir portalda toplamaya çalışıyorlar. Çaplı, “Keşke alışverişimizi büyük şirketleri zengin etmek yerine, sahibi kadın olan yerlerden yapsak. Kadınların gelişmesi demek, Türkiye’deki kadın haklarının gelişmesi demek” diyor. Bir an önce siteyi tamamlayacaklarını, ardından da kadın girişimcilerle iş arayan kadınları bir araya getireceklerini ifade ediyor.

Aslında kadınların bugün neden hâlâ iş gücüne katılım oranının düşük olduğunu, kadın yazar Simone de Beauvoir’ın şu sözü çok güzel açıklıyor: “Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşırıyoruz; kanatlarını kesiyor, sonra da uçamıyor diye yakınıyoruz.”

2018 istatistiklerine göre Türkiye’deki kadın girişimcilerin sayısı yüzde 9 oranında yükseldi. Ancak yine de Türkiye, 2016 yılında kadınların iş gücüne katılım oranı verilerine göre, OECD ülkeleri arasında yüzde 31,3 ile sonuncu; G20 ülkeleri arasında ise sondan ikinci sırada yer alıyor. Son olarak üç yaşındaki Nil’in dediğine katılıyoruz: “Kızlar da mavi sevebilir.”