logoterapi

LOGOTERAPİDEN İKİGAİYE

 

 


Daha uzun yaşama ve hayatın amacını bulmaya yönelik püf noktaları…

Logoterapi nedir?

Bir meslektaşı Viktor Frankl’dan tek bir cümleyle psikoloji ekolünü tanımlamasını istemişti ve Frankl şöyle yanıtlamıştı: “Pekala, logoterapide hasta dik oturur ve zaman zaman duyması zor olan şeyleri dinlemek zorundadır“. Meslektaşı ise az öncesinde psikanalizi aşağıdaki terimlerle tanımlamıştır: “Psikanalizde, hasta kanepeye uzanır ve zaman zaman söylemesi zor olan şeyleri anlatır.

Frankl hastalarına soracağı ilk sorulardan birinin “Neden intihar etmiyorsun?” olduğunu söylemiştir. Hasta böyle bir soru karşısında intihar etmemek için genellikle iyi nedenler bulmuş ve hayatına devam etmiştir. Peki o zaman logoterapi ne yapar? Yanıt çok nettir: Yaşamak için bir neden bulmanıza yardım eder.

Logoterapi nevrozların üstesinden gelinmesi için hayat amacını bilinçli bir şekilde keşfetmeye iter. Kişiler kaderlerini yerine getirmek arayışları sayesinde geçmişin zihinsel zincirlerini kırarlar ve yol boyunca karşılaştıkları her türlü zorluğu yenerek ilerleyebilirler.

Yaşamak İçin Bir Sebep

Viyana’daki kliniğinde yaptığı bir araştırmada Frankl şu sonuçlara ulaşmıştı: Hem hastaları hem de personelin yaklaşık yüzde 80’i insanoğlunun yaşamak için bir nedene ihtiyacı olduğuna inanıyor ve yaklaşık yüzde 60’ı uğrunda ölmeye değer birinin ya da bir şeye sahip olduğunu hissediyordu.

Anlam Arayışı

Amaç arayışı Frankl’ın kişisel hedeflerini elde etmesini sağlayan itici bir güç olmuştur. Logoterapi süreci aşağıdaki beş adımla özetlenebilir:

  1. Kişi kendisini boş, öfkeli ya da kaygılı hisseder.
  2. Terapist, hissettiği şeyin anlamlı bir hayata sahip olma arzusu olduğunu gösterir.
  3. Hasta, zaman geçtikçe hayatın amacını keşfeder.
  4. Hasta kendini özgür iradesiyle kaderini kabul etmeye ya da reddetmeye karar verir.
  5. Yeni keşfettiği yaşam tutkusu, engelleri ve üzüntüleri yenmeye yardımcı olur.

Frankl prensipleri ve idealleri için yaşadı ve öldü. Auscwitz’de mahkumken yaşadıkları ona şunu göstermişti: İnsan karşılaştığı her türlü koşularda tavrını, kendi yolunu seçebilirdi. Bu özgürlük insandan alınmayacak tek özgürlüktü. Hiçbir yardım almadan tek başına yaşamak zorunda kaldığı bir şey başına gelmişti ve hayatının geri kalanı boyunca onu yüreklendiren de bu oldu.

Psikanalist ve Logoterapi Arasındaki 10 Fark

Psikanaliz

Hasta sırtüstü bir kanepeye uzanır, hasta gibi.

Geçmişe yöneliktir. Geçmişe bakar.

İçe bakışçıdır: Nevrozları analiz eder.

Dürtüsü hazza yöneliktir.

Psikolojiyi merkezine oturtur.

Psikojenik nevrozlar üzerinde çalışır.

Bilinçaltı çalışmaların kökenini analiz eder (içgüdüsel boyut).

Hastanın içgüdüleriyle kendini sınırlar.

Temelde inançla bağdaşmaz.

Çatışmalarda uzlaşmanın yolunu arar, dürtüleri ve içgüdüleri tatmin eder.

Logoterapi

Hastanın yüzü yargıda bulunmadan kişisel rehberlik eden terapiste dönüktür.

Geleceğe bakar.

Nevrozları incelemez.

Dürtüsü amaca ve anlama yöneliktir.

Manevi bir boyut içerir.

Noojenik, yani varoluşsal nevrozlar üzerinde de çalışır.

Çatışmaların ne zaman ve nerede arttığıyla (manevi boyut) ilgilenir.

Ruhani gerçeklerle de uğraşır.

İnancçla bağdaşır.

Hastanın anlamını bulmasına yardım eder ve ahlaki prensiplerini tatmin eder.

Kendiniz için Mücadele Edin

Varoluşsal öfke, hayatınız amaçsız kaldığında ya da o amaç çarpıtıldığında ortaya çıkar. Frankl’ın bakış açısına göre bu öfke bir anormali ya da nevroz semptomu değildir. Aksine olumlu bir şeydir, değişim için bir katalizördür.  Logoterapi diğer terapi türleri gibi bu öfkeyi zihinsel bir hastalık olarak görmez, daha çok manevi bir ıstırap, yani öfkenin acısını çekenleri ya kendi başlarına ya da başkalarının yardımıyla çaresini aramaya iten doğal ve yararlı bir olgu olarak görür. Bu şekilde hayatta daha büyük bir tatmin bulurlar ve bu kendi kaderlerini değiştirmelerine yardımcı olur. Kişinin kendini kaderini değiştirmek için yardıma ihtiyacı varsa, hayatının amacını keşfetmek ve bu doğrultuda ilerleyebilmek üzere çatışmaların üstesinden gelmek için rehberliğe ihtiyaç duyarsa devreye logoterapi girer. Man’s Search For Meaning kitabında Frankl, Nietzsche’nin ünlü özdeyişlerinden birini alıntılamıştır: “Yaşamak için neden olan herkes, her türlü nasıla katlanır.

Frankl kendi deneyiminden yola çıkarak sağlığımızı, şimdiye kadarki başardığımız ile gelecekte elde etmek istediğimiz şeyi kıyasladığımızda ortaya çıkan doğal gerilime bağlamıştır. O zaman ihtiyacımız olan şey huzurlu bir varoluş değil sahip olduğumuz becerilerle üstesinden gelmeye çalıştığımız zorluklardır. Diğer yandan varoluşsal kriz modern toplumlarda normaldir; insanlar istediklerini yapmak yerine onlara söyleneni ya da başkalarının yaptıklarını yaparlar. Genellikle onlardan beklenenler ile ekonomik güçle, fiziksel hazla ya da hislerini uyuşturarak, kendileri için istedikleri arasındaki boşluğu doldurmaya çalışırlar. Bu onları intihara bile sürükleyebilir. Mesela iş haftasının zorunlulukları ve taahhütleri olmayınca kişi ne kadar boşta kaldığını görür ve pazar günü nevrozu ortaya çıkar. Kişinin bir çözüm bulması gerekir. Bilhassa amacını, yataktan çıkmak için bir sebep, yani ikigaisini bulmak zorundadır.

Kendini boş hissediyorum

Viyana Poliklinik Hastanesi’nde yapılan bir araştırmada, Frankl’ın ekibi görüştükleri hastaların yüzde 55’inin belli ölçüde varoluşsal kriz yaşadıklarını tespit etmiştir.

Logoterapiye göre, bireyin hayattaki amacını bulması varoluşsal boşluğunu da doldurmasına yardım eder. Sorunlarla yüzleşen ve amaçlarını eyleme dönüştüren Frankl yaşlılığında geçmişine huzurla bakabildi. Gençliklerini yaşayanlara imrenmedi. Çünkü herhangi bir şey için yaşamış olduğunu gösteren geniş bir deneyim yelpazesine sahipti.

Logoterapiyle Daha İyi Yaşamak: birkaç anahtar fikir

Hayatımızın anlamını biz yaratmayız, onu keşfederiz, der Sartre.

Var olmak için her birimizin yıllar boyunca defalarca belirlenebilen ya da dönüştürülebilen eşsiz bir nedeni vardır.

Tıpkı korkulan şeyin başa gelmesi gibi arzuya gösterilen aşırı ilgi de (ya da ‘aşırı niyetlenmek‘) arzunun gerçekleşmesini engelleyebilir.

Mizah olumsuz döngüleri kırabilir ve kaygıyı azaltabilir.

Hepimizin asil ya da korkunç şeyler yapma kapasitesi vardır. Denklemin hangi tarafında olacağımız hangi koşullarda olduğumuza değil kararlarımıza bağlıdır.

Anlam ve amaç arayışını daha iyi anlayabilmek için Frankl’ın çalıştığı dört vakayı ele alacağız.

Vaka İncelemesi: Viktor Frankl

Hem Almanya hem de daha sonra Japonya ve Kore’de inşa edilen toplama kamplarında psikiyatristler şunu görmüştür: Oradan canlı çıkmak için güçlü gereksinim duyanlar hayatta kalma şansına en çok sahip olanlardır. Bu Frankl için de geçerliydi. Serbest bırakıldıktan ve başarılı bir şekilde logoterapi ekolünü geliştirdikten sonra ekolünün ilk hastasının kendisi olduğunu anlamıştır.

Frankl’ın ulaşmak istediği bir amacı vardı ve bu onun direnmesini sağladı. Kariyeri boyunca topladığı tüm teorilerini ve araştırmalarını kapsayan, yayımlanmaya hazır müsveddeyle Auschwitz’e gelmişti. Müsveddeye el konulduğunda hepsini baştan yazmak zorunda kalacağını anlamıştı. Bu ihtiyaç onu güdüledi ve toplama kamplarıyla ilgili sürekli korku ve şüphenin ortasında ona yaşam amacı verdi. Yıllarca ve özellikle tifüse yakalandığında bile bulabildiği her türlü kağıda kayıp çalışmasının bazı önemli detay ve parçalarını ekledi.

Vaka incelemesi: İntihara meyilli anne

Oğlu on bir yaşında ölen bir anne kendisini ve diğer oğlunu öldürmeye çalıştıktan sonra Frankl’ın kliniğine yatırıldı. Doğumdan itibaren felçli diğer oğlu, annesinin intihar planına engel olmuştu: oğlu hayatının bir amacı olduğuna inanıyordu, annesinin ikisini de öldürmesi halinde hedeflerini gerçekleştiremeyecekti.

Anne, bir grup seansında hikayesini paylaştı. Frankl anneye yardımcı etmek için seanstaki bir başka kadından ölüm döşeğinde, yaşlı ve varlıklı ama çocuksuz biri olduğunu hayal etmesini istedi. Böyle bir durumda kadın hayatının boşa geçtiğini hissedeceğini söyledi.

İntihara meyilli anneden de aynı egzersizi yapması istendi. Kendisini ölüm döşeğinde hayal etti, geriye baktı ve iki çocuğu için de gücü yettiği ölçüde her şeyi yapmış olduğunu anladı. Felçli oğluna iyi bir yaşam verdi ve oğlu makul derecede mutlu, nazik bir insana dönüştü. Ağlayarak şunu da ekledi: “Hayatıma huzurlu bir şekilde dönüp bakabiliyorum, çünkü hayatımın anlamla dolu olduğunu ve onu dolu bir şekilde yaşamak için çabaladığımı, oğullarım için elimden gelenin en iyisini yaptığımı söyleyebilirim. Hayatım boşa geçmemiş!

Bu şekilde intihara meyilli anne kendisini ölüm döşeğinde hayal edip geriye bakınca hayatının bir amacı olduğunu ama bunun farkına varmadığını gördü.

Hector Garcia & Francesc Miralles

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

GÜNEŞTEN HİPP BABYSANFT İLE KORUNUN

Sonraki Yazılar

BAĞIMSIZLIĞA DOĞRU 8 BASAMAK