latife-tekin'in-iki-yeni-romani (1)

LATİFE TEKİN’İN İKİ YENİ ROMANI

 

 

“Manves City” ve “Sürüklenme” adındaki iki romanıyla uzun süren sessizliğini sonlandıran Latife Tekin ile üretim sürecini konuştuk.

Dokuz yılın ardından iki romanla karşımızdasınız. Dönüp bakınca bu süreçte ülkemizde ve dünyada birçok değişim oldu. İki kitabınız da bu değişimlerin sonuçlarıyla okuyucuyu yüzleştiriyor gibi. Araya bu kadar zaman girmesinin nedeni bütün bu değişimi süzgecinizden geçirmek için zamana ihtiyaç duymanız mıydı?

Şöyle ya da böyle yaşamışızdır ya, zaman hem derdiyle gelir hem de çaresiyle. İlk çare onu anlamak. Onun bize dayattığı zihniyeti sorgulamak. O bizim üzerimizde deneyimler kendini zaten, kendi zihniyle örgütlemek ister zihnimizi, ruhumuza hükmeder. “Ne yapalım zaman böyle” denir; ne çok duymuşuzdur bu sözü, değil mi? Oysa zaman, çoğunlukla kendi çocuklarını yer. Bugün olduğu gibi. Sizin de dediğiniz gibi, ülkemizde ve dünyada çok hızlı bir değişim yaşanıyor; evet ama bu değişim ne yönde? Ne oluyor, görüyoruz. Dünyanın derisi yüzülüyor. Doğanın ışığı yaşayanların üzerinden hızla çekilmeye başladı; canlı varlıklar plastikleşmeye, ormanlar betonlaşmaya, göller kurumaya, akarsular zehirlenmeye, canlar solmaya doğru sürükleniyor. Bütün bunlar neden; bunların insana neler yaşattığını düşünmek, deneyimlemek, gözlemlemekle geçti bu süre. Sonunda yazmadan edemezdim.

“Manves City” ve “Sürüklenme” konuları açısından kardeş gibiler. İki kitabı aynı anda yazma süreci nasıl gerçekleşti? Ya da biri diğerine ilham kaynağı mı oldu?

Evet, bu kez ikiz oldu; çift yumurta ikizi gibiler. Biri öbürünün ilham kaynağı, aynası, yüzleşmesi. Aslında temel imge sürüklenme ikisinde de. Ama her bireyin, her sınıfın, her zümrenin sürüklenişi farklı farklı. Benim yazma, çalışma sürecim hemen her kitapta benziyor birbirine. “İlk cümle tanrıdan, gerisi sana kalmış” diyordu ya Valéry, benim için tam da böyle.Yoksulluk, eserlerinizde sıklıkla ele aldığınız kavramlardan biri. Toplum olarak geçirdiğimiz değişimi düşününce, yoksulluğun bu yeni halini siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Yoksulluk yazarlığımın ana teması, bu doğru. Yoksulluk halleri mevsimler gibi, döngüsel bir değişim içinde. İstatistiklere bile girmeyen, giremeyen yoksullar var bir de. Bir görünmezlik perdesinin ardında yaşıyor gibiler. Çünkü artık insanlar dünyayı görsel araçlarla biliyor, görüyor; yani gösterileni görüyor.
Bu haliyle büyük bir kesimin gözleri “ekrangöz” olmuş adeta. Televizyon kanallarına bakarsanız, burası İsveç, Norveç gibi bir refah ülkesi. Ama gerçeğe birazcık merak duyan birinin buna inanması olanaksız. İşsizlik rakamlarının büyüdüğünü, açlık, yoksulluk endekslerinin çıta yükselttiğini duyarız ama bunun toplumsal yaşamda ne anlama geldiğini ancak kendi durumumuzdan biliriz. Bunlar yalnızca rakamlar değildir oysa, koca koca hayatların rakama indirgenmiş göstergeleridir. Rakamlardan farklı bir yaşantıdır yoksulluk. İşte bu iki romanda da yoksulluğun yoksullarca nasıl yaşandığını, çalışma yaşamının nasıl bir kölelik biçimine dönüştüğünü yazmayı denedim.

 

 

Önceki Yazılar

KİTAP TUTKUNLARI ANLATIYOR

Sonraki Yazılar

İLİŞKİLERDE KÖTÜ MUAMELEDEN NASIL KAÇINMALI?