kotu-ellerde-bilincdisi

KÖTÜ ELLERDE BİLİNÇDIŞI

 

 

Freudyen bilinçdışı, benlik için kabul edilemez fikirlerin ve anıların bastırılmasının ürünü olarak tanımlanır. Bu istenmeyen düşünce ve hatıralar, bilincin uzağına kovalanırlar ve unutulmaya gömülürler. Somut verilerle kanıtlanamayan bu kavram, bazı güç pozisyonundakilerin, “Gerçekte ne düşündüğünü senden daha iyi biliyorum” gibi ifade edilebilecek kötü niyetli kullanımına fırsat doğurabilir. Terapistin uzmanlığına dikkat edilmelidir. 1990’lı senelerde, hastaların nevrotik belirtilerinin cinsel istismarla bağlantılı olduğuna inanmış Amerikalı terapistler, analizanlarında sahte ensest hatıraları yaratmayı başarmışlardır. Bilinç seviyesine gelmesi beklenen bu anılar telkin sonucu öylesine netlerdi ki birçok hasta babasını mahkemeye vermişti.

Dr. Büyükkal, bilinçdışına dair bilgiler arttıkça bunların kavramsallaştırılması ve uygulamasında değişiklikler gözlemlendiğini paylaşıyor. Aslında anne-bebek arasındaki ve analist-analizan gibi psikanalitik çerçevedeki ilişkilerin daha iyi anlaşılmasını amaçlayan yeni kavramlar, zıt amaçlarla kullanılabiliyor. “Çağdaş kuramcılar psikanalitik alan, geçiş alanı, gizli geçitler, bilinçdışından bilinçdışına mekik dokunması gibi kavramlar ortaya attılar. Bu keşiflerin psikanaliz veya sanat gibi onarıcı, yapıcı veya düşündürücü amaçlar dışında kullanıldıklarını da görüyoruz. Dolandırıcılar bilinçdışı korkuları sistemli ve kasıtlı olarak alevlendirerek özellikle ileri yaştaki insanların bütün birikimlerini çalabiliyor. Kasıtlı diğer bir kullanım alanı da reklam ve propaganda sektörleri. Bazı ülkelerde subliminal mesajların medyada kullanılması yasaya aykırı, ancak tanım gereği bunlar bilinçle algılanabilir olmadıkları için tespit edilmeleri ve engellenmeleri zor. Orwell’in kehanetleri gerçekleşiyor sanki.”

“Bilinçdışı, diğerinin söylemidir”

Diğer bir yönden, bilinçdışı birtakım zihinsel süreçlerin beraberliğinden başka bir şey değildir. Yine de onu bizi yönlendiren, aldatan, karanlık bir varlık olarak düşünme eğilimindeyiz. Semptomların oluşmasına sebep olsa da aslında herhangi kötü bir niyeti yoktur. Burada tuzak, kendimizde -ve muhtemelen diğer insanlarda, çevremizde ve hatta mesleğini kötüye kullanan psikologlarda- entelektüel veya ahlaki konforumuzu bozacak gerçekleri görmekten kaçınmamızda yer alır. Psikanalist Jacques Lacan, “Bilinçdışı, diğerinin söylemidir” der. Atalarımızın, ailelerimizin ve kardeşlerimizin sözlerinin ürünüyüz. Onların düşünceleri ve arzuları etrafımızda dolaşır, içimizde yaşar. Duygusal ve profesyonel tercihlerimizde, fiziksel veya psikolojik belirtilerin ortaya çıkmasında bizi kendimize rağmen etkiler. Bilinçdışına sahip olmamız, başkaları tarafından düşünüldüğümüz ve konuşulduğumuz anlamına gelir. Terapinin rolü de bu noktada devreye girer. Terapi aracılığıyla bizleri şekillendirmiş bu bağların negatif olanlarından kurtulup onlarla aramıza mesafe koyabilirsek, daha olumlu bir ruh hali ortaya çıkar. Terapi, farkına varmamızı ve dönüşmemizi sağlar.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

İLHAM VEREN CÜMLE: CEYLAN ERTEM

Sonraki Yazılar

İŞYERİNDE DEĞİŞİM TRAVMASI