konusmak,-konusturmak-neden-onemli (1)

Konuşmak, Konuşturmak Neden Önemli?

İletişim kurmak, haberleşmenin yanı sıra bireysel psikolojimiz ve toplumsal bilincimiz için önem taşıyor. Psikolog ve iletişim uzmanı Hande Cesur’un belirttiği gibi, konuşmamız, konuşturmamız lazım.

Psychologies: Hem psikolog hem de iletişim uzmanı olarak iletişimi nasıl tanımlıyorsunuz?

Hande Cesur: İletişimin kesin bir tanımını yapmak zor. İnsan söz konusu olduğu anda her şey karmakarışık bir hal alıyor, iletişim de. Yine de, iki türlü ele almaya çalışabilirim iletişimi. Öncelikle hayatı idame ettirebilmemiz, sonrasında onu anlamlı bir hale getirerek yaşama motivasyonunu sürdürebilmemiz için mutlaka gerekli olan “diğerleriyle haberleşme biçimimizdir” iletişim. Kuşlar gibi, böcekler gibi, yunuslar gibi… Hayatta kalmak için iletişiyoruz. Birbirimizle haberleşme biçimimizi yani iletişim şeklimizi sekteye uğratan, kalitesini azaltan her şey, tam da bu yüzden, ya kendimizin ya başkalarının yaşamına zarar veriyor. Bu yüzden iletişim çok önemli. Üstelik birbirimize olan mecburiyetimiz zamanla gönülden sevgiye dönüşür. “Sensiz yaşayamıyorum ve artık sensiz yaşamak da istemiyorum.” Anne-baba-çocuk, sevgililer, iş ilişkileri ve siyasette olduğu gibi…

Kişinin iletişim altyapısı nelerden oluşur, nasıl şekillenir?

İletişim alt yapısının temel kaynağı, insan organizmasının diğer tüm ayrıntıları gibi, şifreli bir şekilde geçmişe, atalara, genlere bağlı. Örneğin dünyaya gözlerini henüz açmış bir bebek nasıl oluyor da gergin ya da sakin mizaçlı olabiliyor? Ancak belli bir eğilimle dünyaya gelmiş olmamızın yanı sıra, o andan sonra hikâyenin nasıl yazılacağı da iletişim şeklimiz için çok önemli. İşte bunu da psikoloji bilimi açıklıyor. İçine doğduğumuz ortam, aralarında büyüdüğümüz insanlar, kontrol ve müdahale etmeye gücümüzün yetemediği zamanlarımızın toplum baskıları ve sonrasında kendimize “iş işten geçmiş” gibi davrandığımız koskoca yıllar. Hepsi birden bugün iletişim şeklimize yani diğerleriyle haberleşme biçimimize dönüşmüş halde. Onu aynada çok rahat görebilirsiniz. Ses tonunuz, yüz kızarıklığınız, el titremeniz, kalp atışınız, “Hayır” diyemeyiş haliniz, “Evet” diye bağıramama haliniz, unutkanlığınız, dalgaya alışınız, öfkeye kapılışınız, yalana başvurma ihtiyacınız, alınganlığınız, iğneleme, şakalaşma, sürekli yok sayma ihtiyacınızdır. Sizin aynada, diğerlerinin ise sizde rahatlıkla görebileceği her şey iletişimdir.

İletişimin bilinçdışına dair bir kısmı var mıdır?

Olmaz olur mu? iletişimin tanımını yapmak işte bu yüzden zor. Gözle görülen, elle tutulan, kısacası farkında olduğumuz her şeyin dışında bir gerçeklik var bilincimizin öte diyarlarında. Neyse ki gerçeklik, doğruluk demek değil. Yoksa çoğu zaman şifa bulmamız çok zor olurdu. Kırdığınız potları, dil sürçmelerini, tanımadığınız bir kişinin davranışına dair ani öfkenizi düşününce bilinçdışının varlığını yadsıyamazsınız. İletişim çatışmalarının da birçoğunun sebebidir bilinçdışı. Hele ki duygusal ilişkilerimizde… Yeni bir ilişkinin başlarında her iki kişinin de kendi geçmişlerine açılan pencerelerinden sinsice bugüne sızıp arayı bozan hayaletlerin yaşadığı yerdir bilinçdışı. Nereden tetiklenip, nasıl bir aktarıma sebep vereceklerini kontrol etmek kolay değil. Ancak bizi, biz sandığımız halimizden çıkardıkları kesin. Korkmasak bağırmayız, üzülmesek küsmeyiz…

İletişim önündeki engeller nelerdir?

İletişimin önündeki en büyük engel kişinin ya da kişilerin kendi düşünce ve duygularına dair farkındalıklarının zayıf olmasıdır. Ne düşündüğünüzü, neden böyle düşündüğünüzü, temel ihtiyacınızın ne olduğunu, şu an nasıl hissettiğinizi bilirseniz, düğümleri çözmek kolaylaşır. En az iki kişinin var olduğunu düşündüğümüz bir iletişim ortamında sen ile beni ayırmak; vicdan, özgürlük, sevgi, sorumluluk gibi kişiden kişiye farklı anlamlarla içi doldurulmuş kavramlar üzerinden haberleşmeye çalışmak kolay değildir. Leyla ile Mecnun’daki İsmail Abi’nin “Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğu bir mi?” sözündeki gibi… Benim ağzımdan çıkanla senin kulağının duyduğu bir değildir çoğu zaman. İşte bu yüzden iletişim becerisi gelişmiş kişiler, kendine dair farkındalıkları yüksek, bu konuda emek harcamış, aynı zamanda diğerlerinin ihtiyaçlarını anlamak ve duygularını görmek konusunda özgün bir beceriye sahip kişilerdir.

İnternet çağında şeffaflığının norm haline gelmesi sizce iletişimi nasıl değiştirdi?

Şeffaflığın norm haline gelmesi daha çok bilinçli aklımızın süreçleri için geçerli olabilir. Sana söylemek istediğim, senden almak istediğim, sana görünmek istediğim bilinçli halimi şeffaflıkla paylaşabilirim. Ancak bilinçdışı, o yine sadece bana görünen bir hayalet olmaya devam edecek. Aslına bakarsanız, sosyal medya hakkındaki görüşlerim çelişkili! Faydalı olduğunu düşünüyorum, ancak zararlarını göze almış olarak. Zararsız diyemiyorum, zararı göze alıyorum. Şeffaflığın iyi taraflarını düşünüyorum; mesela insanlar ne kadar özel anlarını paylaşıyorlar değil mi? Fakirliğin ayıp diye konuşulmadığı, özel durumu olan kişilerin evden dışarı çıkarılmadığı, baba tacizinin, anne dayağının gizli kaldığı günlerden beri geldiğimiz nokta bana güzel görünüyor. Kuru ekmek koyduğu sofrasını paylaşıyor genç, “Yeter ki anam olsun yanımda” diye not düşüyor üstüne. Bu pencereden bakınca, eskiye göre daha az kayboluyoruz galiba. Ama yine de dertlerimiz çok çabuk alıcı buluyor. Bu da bende korkuyu doğuruyor işte. Özellikle çocukların psikolojik ihtiyaçlarını sosyal medya üzerinden geliştirmeleri, yetişkinlikte ne tür kazalara sebep verecek artık iyice öngörebiliyoruz. Sınırlar kayboluyor, sürekli yeni jargonlar türüyor, dil bozuluyor, dahası dilin bozulması otorite figürü kişiler tarafından bile umursanmıyor. Dil bozulursa bilinç bozulur, bilinç bozulursa insanlık bozulur.

İletişimin sınırları var mıdır veya olmalı mıdır? Örneğin her şey söylenebilir mi?

İletişimin sınırları adalet anlayışımız gibi; tabiatın içinde göremiyoruz, ancak var etmeye çalışıyoruz, çünkü adalet olursa güzel yaşarız. İletişimde sınırlar olursa da güzel yaşarız. Uzun ve sağlıklı yaşarız, insanlık olarak. Savaşmayız mesela. Severken ayrılmak, sevmezken birlikte olmak zorunda kalmayız. Her şey söylenebilir tabii ki, ancak bazı durumlarda söylenmese daha iyi olur. Karşınızdaki kişinin düşüncesine hakaret sayılabilecek, duygusunu yok sayacak, onu tehlikeye sokacak, rencide edecek sözleri sırf sizin içiniz rahatlasın diye söylemek sınır kaybıdır. Kendinize ait normlarınız olabilir, ancak insanlar o normlara uymuyor diye onları incitemezseniz. “Ben açık sözlüyüm” diyen bir kişi ne söyleyeceğini olduğu kadar o şeyi nasıl söyleyeceğini de önemsemelidir. İletişimdeki sağlıklı sınırlar zorlamadan, cezalandırmadan, korkutmadan çocuk yaştan itibaren öğretilmelidir. “Seni seviyorum” da bir ifadedir, “Ya benimsin ya kara toprağın” da… İkincisinin sonuçlarını çok acı şekilde yaşıyoruz, kadın cinayetlerinde.

İnternet üzerindeki kitlesel “Sen de anlat” hareketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cinsel taciz, cinsel saldırı, kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyetçi bakış gibi konularda sağlıklı noktaya gelmemiz için bu konulardaki hassasiyetimizin kültürümüzün bir parçası olması gerekiyor. Kültür dil ile gelişir, dil iletişimdir. Dolayısıyla her türlü kitle iletişim aracını sağlıklı şekilde kullanmak zorundayız. “Sen de anlat” platformu bir kitle hareketidir. Tacize uğrayan kişilerin yaşadıkları olayı anlatacak bir platform bulmaları bu olayların engellenmesi için ilk adımdır, ancak çok önemli bir adımdır. Tacize uğradığını 30 yıl kimseye anlatamamış danışanlar geliyor ruh sağlığı çalışanlarına. Korku ve utanç gerçeklerin açığa çıkmasının önünde çok büyük engel. Konuşamıyoruz, konuşmamız lazım. Konuşturmamız lazım. Böyle bir olayı yaşamamışları da, alakasız görünenleri de, herkesi konuşturmamız lazım, genetik haritamıza işlenene kadar.

 

 

Önceki Yazılar

Bibliyoterapi: Kitap Önerileri

Sonraki Yazılar

Sónar İstanbul Zorlu PSM’de