konusma-sanati-kendinizi-nasil-ifade-edersiniz (1)

Konuşma Sanatı: Kendinizi Nasıl İfade Edersiniz?

Kalbimizdekileri kalp kırmadan nasıl ifade edebiliriz? İletişimle ilgili tuzakları keşfederken, kendinizi daha iyi dinleyebilmeniz ve konuşmanıza daha hâkim olabilmeniz için tavsiyelerimize kulak verin.

Doğru Niyete Sahip Olun

Konuşmaya başlamadan önce niyetimizi sorgulamak önemlidir. “Ötekine yönelik yaklaşımımız yapıcı olmalı. Tamamen iyi niyetle, ilişkiyi iyileştirmek için tartışmalı bir konuyu ele almak istediğimizde (‘Konuşmamız lazım!’), diğeri, haklı ya da haksız, bunu bir saldırı olarak algılar. Kalp atışları dakikada 10 ila 20 arasında artar, tansiyonu hızla yükselir, bedeni vazopressin salgılar. Vücut alarma geçer. “Savaş ya da kaç!” diyor psikolog Yvon Dallaire. Ardından kişi savunma haline geçer ve Dallaire’in “Mahşerin Dört Atlısı” olarak adlandırdıklarından birini kullanır: Eleştiri, küçük görme, karşı saldırı veya saklanma. Etkili bir iletişim için, Dallaire bizi duygularımızdan ziyade kabul edilme, yalnız hissetmeme, değer görme, duyulma gibi ihtiyaçlarımızı belirlemeye ve ifade etmeye davet ediyor.

Korkularınızı Yatıştırın

Başkalarına açılma düşüncesi genelde içimize korku salar. “Hepimizin sevilmeye ihtiyacı var! Dolayısıyla kendimize uygun görmediklerimizi sözlü olarak ifade etmek, dengemizi tehlikeye atar ve reddedilme, yargılanma, küçümsenme gibi arkaik korkuları harekete geçirir.” Bu bizi kilitlemeye yeter, özellikle de bu korkulara eşlik eden şu tür yaygın inançlarınız varsa: “Çatışmaya girmek bencil olmaktır, zarar vermektir, kaybetme riski taşır.” Yüzleşme öncesinde, içimizden geçen duyguyu tanımak ve yoğunluğunu azaltmak için onu kavramak önemli. Ayrıca, Yvon Dallaire kendimize şunu sormamızı öneriyor: “En önemlisi hangisi? Durumu iyileştirmek için bir şans vermek mi, herkesin konfor bölgesini koruması mı?” Bir diğer önerisi ise “sandviç stratejisi”ni benimsemeniz, yani ihtiyacınızı iki pozitif cümle arasında ifade etmeniz. Örneğin geç kalan birine şöyle diyebilirsiniz: “Harika, işte buradasın. Geç kaldın. Yine de burada olmana sevindim.” İyi anlaşmanın ölçüsü, bir eleştiriye iki iltifat diyebiliriz.

Doğru Ses Tonunu Benimseyin

“İnsan sevdiğini üzer. İhtiyaçlar daha derindir, dolayısıyla beklentiler ve hayal kırıklıkları da.” İş arkadaşlarımızla, çocuklarımızla iletişime geçtiğimiz tonda konuşma fikri aklımıza bile gelmez. “Tonlama kelimelerin kendisinden çok daha önemli. Araştırmalara göre, iletişimin %93’ünün sözsüz olduğu öne sürülüyor. Beden dili mesajın %55’ini, sesin yüksekliği ve tonlaması ise %38’ini oluşturuyor.” Bununla birlikte psikolog Yvon Dallaire önemli olanın mükemmel iletişimciyi oynamak değil, dikkatli ve gerçekçi olmak olduğuna değiniyor. Bu açıdan bakıldığında, önemli gelişmeler dışındaki konularda konuşmaya alışmak en etkili eğitimdir.

Gerçekten Dinleyin

“Bir ağzımız ve iki kulağımız var. Bu yüzden konuştuğumuzdan iki kat daha fazla dinlemeliyiz.” Bunun için zaman en iyi arkadaşımızdır. Diğerinin söylediği ilk (çarpık) kelimeye cevap vermemeye çalışalım. “Önce onun kendi bakış açısını ifade etmeyi bitirmesini bekleyelim, sonra ne demek istediğini anladığımızı kontrol edelim. Her durumda, diğer kişinin farklı bir insan olduğunu kabul etmek gerekiyor. Gerçeklik algımız farklı olabilir, tıpkı ihtiyaçlarımız ve hassasiyetlerimiz söz konusu olduğundaki gibi. Konuşmak her zaman ötekiliğe açılmayı gerektirir.” Bu şekilde fikir birliği içinde ilerleyebilir ve güç mücadelesinden uzaklaşabiliriz. Hiç kimse haklı ya da haksız değildir; yaşam öyküsüne, inançlarına ve korkularına bağlı olarak herkes bardağını yarı boş ya da yarı dolu görür.

Düşünceli Olun

Her şeyi söylemek, kalbimizdeki her şeyi ifade etmek midir? “Hayır” diye yanıtlıyor Yvon Dallaire. Özellikle de karşımızdaki kişinin yorumları kötü algıladığını tespit ettiğimizde. “Tansiyonun yükselmesinden kaçınmak için sessiz kalmayı seçebiliriz. Düşündüğümüzün aksine, bu bizi hasta etmez. Diğer kişinin hassasiyetini, duyabileceği veya duyamayacağı şeyleri hesaba katmalıyız. Yapmamız gereken ona saygı duymak, güvenmek, tepkilerini kabul etmek ve konuşmamızı uyarlamaktır.” Ama ya söyleyeceklerimiz bizi içten içe kemiriyorsa? Belki de kendimize başka bir muhatap bulmalıyız. Bu kişi duruma bağlı olarak bir terapist, müşteri temsilcisi, öğretmen ya da arabulucu olabilir. İletişimi bulanıklaştıran duygusal yükten uzak olan üçüncü bir kişi farklı bir bakışa ve dinleyişe sahip olacaktır. Bu da şüphesiz bize daha çok yardımcı olur.

Sabırlı Olun

Hemen vazgeçmeyin. Bu, amacımızdan vazgeçmek veya sözümüzden dönmek anlamına gelmiyor. “Diğer kişi kötü tepki veriyorsa, nedenini bulmaya çalışın. Ona ‘Sözlerimde sizi ne incitti?’ diye sorabilirsiniz.

Çoğu zaman ortada basit bir yorumlama sorunu vardır ve bunu çözdükten sonra düşüncelerimiz netleşir.” Ya diğerinin kötü niyetli olduğu barizse? “İhtiyacımızın meşru olduğunu, kapris, arzu veya heves olmadığını doğrulamaya özen gösterdiysek, o zaman direnmeli ve odaklanmalıyız. Örneğin konuşma ihtiyacı, duyulma arzusuyla aynı anlama gelmez.” Karşı tarafın bu konuşmadan rahatsız olup bir savunma mekanizmasını tercih etmesi bizi rahatsız etmemeli. Fikrimizi değiştirmesek de tartışma daha sonraya ertelenebilir.

Yazmayı Düşünün

Bazılarımız sözlü ifadede zorluk çekebilir. “Yazmak harika bir fikirdir. Çift terapisinde hastalarıma sıklıkla eşlerine bir mektup yazmalarını öneriyorum ve şunlara değinmelerini istiyorum: ‘Seni … için sevdim. Seni … için seviyorum. Seni … için sevmeye devam edeceğim’” diye anlatıyor Dallaire. Yazmak, niyetini açıklığa kavuşturmanın, ihtiyacını ifade etmenin ve formla ilgilenmenin iyi bir yoludur. Bir arkadaşa, iş arkadaşına veya ebeveyne mektup yazabiliriz. Ayrıca yazmak, düşüncelerinin ucunu elinden kaçırmaktan ve ifade imkânlarını kaybetmekten endişelenenler için, özellikle de diğer kişi iletişim, hatta manipülasyon uzmanı olduğunda oldukça iyi bir çözümdür.

Gözlemleyin

Konuşmanın sonuna gelip gelmediğimizi nasıl bilebiliriz? “Eğer bir rahatlama hissi duyuyorsak, mesaj karşı tarafa olumlu olarak ulaşmıştır. Beş mesajdan beşi de alınmamış olabilir, ancak en azından kişinin kendinde bir şeyler sakinlemiş, özgürleşmiştir.” Bu iyilik halinin ona da dokunup dokunmadığını bilmek için karşımızdaki kişiye dikkatlice bakalım. Hareketleri, bakışı, duruşu, ses tonu, gülümsemesi bize zihin durumu hakkında çok şey söyleyecektir. Ama her şeyden önce, işi zamana bırakalım. İyi bir konuşma, yeni bir ilişkinin sadece başlangıcıdır.