klinik-psikolog-seda-aktas-sorularinizi-yanitliyor

KLİNİK PSİKOLOG SEDA AKTAŞ SORULARINIZI YANITLIYOR

Klinik psikolog Seda Aktaş, her ay sizden gelen soruları yanıtlıyor.

“Kızım boşandığımızı henüz bilmiyor.”

Eşimle boşandık, ancak işten çıkarıldığım için hâlâ aynı evde yaşıyoruz ama ayrı odalarda yatıyoruz.  8 yaşındaki kızımıza boşandığımızı söylemedik o yüzden de  sürekli neden annesiyle uyumadığımı soruyor. Son zamanlarda da benimle uyumak istediğini söylüyor. Onu kırmak istemiyorum. Çocukların belli bir yaştan sonra yetişkinle uyumasının gelişimleri açısından uygun olmadığını söylüyorlar. Ne yapabilirim? Sinan, İstanbul

Boşanma süreci, tıpkı her ayrılıkta olduğu gibi, çocukların ve yetişkinlerin birer kayıp yaşantılamalarına sebep olur. Fakat anladığım kadarıyla sizin için bu durum oldukça karmaşık bir hale gelmiş; öyle ki aile bireylerinin bu kaybın yasını tutmakta güçlük çektiğini anlatmışsınız.

Öncelikle, kızınızla doğal olarak onu da ilgilendiren bu durumu, yani ebeveynlerinin boşandığı bilgisini, paylaşmanız gerektiğini düşünüyorum. Boşanma süreci için bir plan yapmanız ve kızınıza eski eşinizle birlikte bunu sunmanız herkes için yararlı olacaktır. Çocuklar onlara söylenmeyen pek çok şeyin farkındadır. Onları küçümsemeden, bir yetişkin gibi gerçeği söylemek en önemli ebeveynlik görevlerinden biridir. Ebeveyninin yaşanan değişimler hakkında dürüst açıklamalar yaptığını görürse, size ve eşinize olan güveni artar. Dolayısıyla kendini daha güvende hisseder. Güvende hisseden çocuk da yetişkinlikte güvenli ilişkilenmeleri tercih eder.

Kızınızın sizinle uyuma isteği bu anlam veremediği gergin havayı kendince bertaraf etme arzusundan kaynaklanıyor olabilir. Ebeveynden birinin evden gideceğini anlamış ve kendince bu durumu tersine çevirmek istemiş olabilir. Yani kızınız sizi kaybettiğini sanıyor ve gitmediğinizden emin olmak için sizinle uyumak istiyor olabilir. Annesiyle ettiği kavgaların bir nedeni de belki budur; kendini adeta bir anne yerine koymaya çalışıyor olabilir. Tabii bu önemli konular hakkında şu an sadece spekülasyon yapabiliriz. Kızınızı, bu kaygısını konuşmak ve doğruca anlamlandırmak için çocuk ve ergenlerle çalışan bir klinik psikoloğa götürmeniz gerektiğini düşünüyorum. Uzmanın varlığı bu süreçte size çok yardımcı olacaktır. Çocukların duygusal ya da davranışsal sorunları olduğunda, ne kadar erken yardım alabilirlerse, onlara yardımcı olmak o kadar kolay olur.

Öte yandan, sizin bu duruma verdiğiniz cevap da oldukça önemli. Yaşadığınız suçluluk hissiyle ona “Hayır” diyemiyor olmanız, sizin ebeveynlik stratejilerinize dair bir ipucu olabilir. Yani kendi kaygınız sınır koyma kapasitenizi engelliyor ve ilgilenmeniz gereken problemleri göz ardı ederek kaygınızı kısa süreli bertaraf etmenizi sağlıyor olabilir.

“Çocuk sahibi olma olasılığım her geçen gün azalıyor.”

Kontrole gittiğim kadın doğum doktorum çocuk sahibi olma olasılığımın çok düşük olduğunu, her geçen ayda da çocuk yapma ihtimalimin düşeceğini söyledi. Yakın zamanda böyle bir planım olmamasına rağmen kendimi eksik, sakat kalmış gibi hissediyorum. Sanki tüm cazibemi, kadınlığımı kaybetmiş gibiyim. İçimde derin bir hüzün var. Bunun üstesinden nasıl geleceğim? Meral, Ankara

İyice düşünülmüş olsa bile, anne olmak kadar olmamak da benzer bir şekilde kişiyi oldukça etkileyen bir kararken, aniden, hazırlanmadan buna dair bir bilgiyle karşılaşmak, sizin de hissettiğiniz gibi oldukça zorlayıcı olabilir. Evrimsel olarak hepimiz atanmış (biyolojik) cinsiyetlerimizin buyurduğu yollarla varlığımızı devam ettirmeye ayarlanmış gibiyiz. Yaşamı tehdit edici bir sağlık sorunu olmamasına rağmen infertiliteye dair bir bilgi, kişileri birçok alanda etkisi olan bir yaşam krizine sürükleyebilir.

Fiziksel, sosyal, ekonomik etkileri bir yana, birçok alanda kayıp yaşantılıyor ya da yaşantılayacak olabilirsiniz. Çocuklar şiddetle istendiğinde ve onlara sahip olamayacağınızı öğrendiğinizde, bu derin bir kayıptır, yas tutma sürecini gerektirir. Bahsettiğiniz bu derin hüzün ancak kendinize bu yası tutmanız için izin verirseniz geçecek. Tabii bu süreçte bunu partnerinize de açıklamanız, onu da ilgilendiren bu sürece dahil etmeniz gerek.

İnfertilitenin yarattığı ya da yaratacağı yıkıcı duygularla birlikte anneliğe, kadın olmaya dair tüm duygularınızla başa çıkabilmek için bu alanda uzman bir klinik psikologla görüşmenizi tavsiye ederim.

Aynada kendime bakmaya tahammül edemez oldum.”

İki çocuğumun doğumundan sonra aldığım kiloları veremedim. Kocam ise tam tersine fiziksel görüntüsüne çok düşkün biri haline geldi. Sürekli spora gidiyor, bense evde yemek yiyorum. Kilolarımı vermek istiyorum, fakat kendime engel olamıyorum. Kocamla aramız giderek açılmaya başladı. Onu seviyorum, ama bedenimden duyduğum rahatsızlık yakınlaşmamızı engelliyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Gül, İstanbul

Sorunuzu okuduğumda ilişkisel problemleriniz olduğunu, belki anneliğin buyurduğu zorlukları ve fedakârlıkları anlamadığı için eşinize kızgın olduğunuzu anlıyorum. Bunun bir parçası da, anne olarak daha önceki hayatınızdan daha farklı bir yaşamın içinde olmanızdan kaynaklanıyor olabilir. Yani çocuklarınız için vazgeçmek durumunda kaldığınız size dair alanları haklı olarak özlüyor olabilirsiniz. Anne olmak, hamilelikten itibaren bir bakıma bebeğin hizmetine girmektir. Önce beden bebek tarafından ele geçirilir, sonrasında ise kendi bağımsızlığını kazanana kadar birçok alanda hak sahibi olur. Eşinizin bu alanlardan vazgeçmesine gerek kalmadığını düşünüyorsanız, ona içerliyor olabilirsiniz.

Öte yandan, “Büyük bir pişmanlıkla yiyorum ve kilolarımı vermek istiyorum, ama kendime engel olamıyorum” cümlenizi göz önüne aldığımızda, bir tür yeme bozukluğundan, duygusal yeme sendromundan bahsediyor olabiliriz. Yeme bozuklukları çok sayıda kişiyi etkileyen, ciddi fiziksel komplikasyonlara neden olabilen ruhsal bir problemdir.

Bizleri zorlayan duyguları görmezden gelmek zaman zaman daha kolay görünebilir. Bu duygulardan kaçınmak, uzaklaşmak için her birimiz farklı yollar arayıp buluruz, yemek yeme davranışı da bu yollardan biridir. Duygusal bir boşluğu doldurmak adına aniden beliren bir açlık hissiyatıdır.

Kızgın, üzgün ve reddedilmiş hissetmek istemediğinizi anlıyorum. Bu yüzden, yeme bozuklukları alanında uzmanlaşmış bir klinik psikologla görüşmenin sizin için bu yoğun süreçte oldukça yararlı olacağını düşünüyorum.

“Sosyal medyada gördüğüm hayatlar beni mutsuz ediyor.”

İnsanların yaşadıklarından ve söylediklerinden çok etkileniyorum. Sosyal medya beni aşırı derecede etkiliyor. Başkalarının paylaşımlarına imreniyorum ve bu da beni karamsarlığa götürüyor. Eskiden çok daha pozitif ve neşeli bir insandım, artık hiçbir şeyden mutlu olamıyorum. Karamsar, mutsuz bir insan oldum. Bana önerilerinize çok ihtiyacım var. Azra, Ankara

Sorunuz farklı katmanlardan oluşuyor; örneğin sosyal medya kullanımından bahsetmişsiniz. İdeal benliklerin yansıtıldığı sosyal medya kullanımı kişiyi olduğundan daha kaygılı, depresif hissettirip beden imajı sorunlarını artırabilir. Öte yandan, temelde dikkat edilmesi gereken duygunuzun, insan ruhsallığının en doğal parçalarından biri olan kıskançlık olduğunu düşünüyorum. Bende yok, onda var; bende de olsun gibi kabaca açıklayabileceğimiz kıskançlık, kültürel olarak negatif bir içerikle anılsa da oldukça insana dair bir duygudur; aksine yok sayılması problemli bir durum oluşturur. Örneğin, “İnsanların maddi-manevi yaşadıklarından çok etkilenip imreniyorum ve bu da beni karamsarlığa götürüyor”cümleniz, bu kıskanma duygusunun sizde yarattığı bilinçdışı bir suçluluktan kaynaklanıyor olabilir.

Kendimizi en savunmasız hissettiğimiz bebeklik yaşamımızda, bizlere bakım verenlere olan zorunlu bağımlılığımız sürecinde, bakım verenin yetkinliğine dair hissedilen duygularla başlayan kıskanma serüveni, kendilik (ben) ve öteki temsillerimize dair yani kurduğumuz ilişkilerimizdeki beklentilerimize dair ipuçları verir. Yazdıklarınızdan, negatif ve pozitif özelliklerin kişiler, ilişkiler ve kurumlar için bir aradalığı mümkün görünmüyor gibi anlıyorum. Kişileri adeta bölerek tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak algılıyor olabilir misiniz?

“Çok duygusal olduğum için…”cümlenizi “Duygularımı bastıramıyorum; çok çabuk tetikleniyor, onları kontrol altına almakta güçlük çekiyorum” olarak revize edip düşünmenizde fayda var. Bu bahsettiğiniz kendinizi bulma yolculuğunuzun başlangıç noktalarından olabilir. Kendinizi güçlü hissetmeniz, kendinizle yani duygu ve düşüncelerinizle açık bir şekilde yüzleşmekten geçer.

 

 

Önceki Yazılar

FEMİNİZM EVLİLİĞİ GÜÇLENDİRİYOR

Sonraki Yazılar

GÜDÜLENMİŞ ALGI NEDİR?