klinik-psikolog-seda-aktas-sorularinizi-yanitliyor

KLİNİK PSİKOLOG SEDA AKTAŞ SORULARINIZI YANITLIYOR

 

 

“Kızıma onu kıracak sözler sarf ediyorum.”

8 yaşındaki kızımla çok sık kavga ediyoruz. Karşımda bir çocuk olduğunu unutuyorum ve yetişkinmiş gibi onu kıracak sözler söylüyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama öfkeme hâkim olamıyorum. Dünyanın en kötü annesi gibi hissediyorum. Suna, Ankara

Bir çocuğun gelişiminde çevresel ya da bireysel (aktarımsal/kalıtımsal) unsurlar öne çıkar. Fakat hangisinin ne kadar etkili olduğuyla ilgili kesin bir sonuca ulaşılmamıştır. Bebek, anne karnından çıktığında fizyolojik bir doğum gerçekleşir, psikolojik doğum ise daha sonradan ilk sevgi nesnesi anne ya da anne rolündeki bakım verenimizle kurulan ilişki üzerinden gerçekleşmeye başlar. Dolayısıyla, öteki olanla ve dünyayla kurduğumuz bağın ilk temsilcisi olan annenin tutum ve davranışları, çocuğun gelişiminde kuşkusuz önemli bir role sahiptir. Unutmayın, ebeveyn olarak kriz anları da dahil olmak üzere nasıl tepkiler verdiğiniz ve davranışlarınız çocuğunuz için oldukça kıymetli. Sakin, durumun ve kişilerin ihtiyacını anlamaya çalışan, ona göre tepki veren bir ebeveyn modeli, çocukların yaşamda karşılaştıkları zorluklarla başa çıkabilme kapasitelerinin gelişiminde önemli bir yer teşkil eder. Kızınızın özgüven duygusunun gelişimi için öncelikle size güvenmesi gerekiyor.

Tabii, bunları okurken unutmamak gerek ki annelik kimsenin kimseye öğreteceği ya da yargılayacağı bir şey değildir. Her durum kendi dinamikleriyle incelenmeli. Kızınızla olan ilişkinizde hissettiğiniz öfke duygusu ve dışavurumlar için ruh sağlığı alanında çalışan bir profesyonelle görüşmeniz sizin için en uygunu olacaktır. Öte yandan, bazen çocuklar ebeveynlerin kendi çocukluklarına dair duyguları uyandırabilir. Kendi ebeveyninizle yaşayamadıklarınızın bir telafisi olarak kızınızdan beklentileriniz olabilir. Bunlar kızınız tarafından karşılanmadığında öfkeleniyor olabilirsiniz. “Karşımda bir çocuk olduğunu unutuyorum” cümlesi belki bunu kanıtlar nitelikte olabilir, zira kızınız yerine aslında kendi ebeveyninize kızıyor ve farkında olmadan geçmişte onlarla yaşadığınız sahneleri tekrar canlandırıyor olabilirsiniz.

“Annemin kaybını kabullenemiyorum.”

Annemi üç yıl önce kaybettim. Onun üzüntüsünü üzerimden atamıyorum. Kendimi hep yorgun hissediyorum. Psikiyatra gidiyorum ve antidepresan kullanıyorum ama bunun faydalı olduğunu düşünmüyorum. Bana neler oluyor? Nesrin, İstanbul

Kaç yaşına gelirsek gelelim, ebeveyn kaybı canımızı oldukça acıtabilir ve bizleri kaçınılmaz bir kedere sürükleyebilir. Ölüm her ne kadar varoluşun bir parçası olsa da, kendimizin ve yakınlarımızın yaşamlarının sonlanabilir olduğu düşüncesini kabul etmek çok zorlayıcı olabiliyor. Özellikle de bahsettiğimiz kişi, ilk sevgi nesnemiz, annemiz ise ölümün gerçekliğiyle yüzleşmek yerine yadsımamıza neden olabilir.

Yaşantılanan çeşitli kayıplara bir yanıt niteliğinde, psikolojik bütünlüğümüzü sağlamak, iç dünyamız (ruhsallığımız) ve gerçeklik arasında bir denge kurabilmek için yas tutarız. Başka bir deyişle, yas tutarak yaşamın pervasızca buyurduğu değişikliklere uyum sağlamaya çalışırız. Değişim ve dönüşüme yaklaşırız. Öte yandan, yas tutmak çok olağan bir süreç gibi görünse de zaman zaman bunu başaramayabiliriz. Bunun birçok nedeni olabilir ama özellikle kaybı yaşayan kişinin yani sizin duygusal yapınız yas tutma sürecini etkileyebilir. Bunun hakkında konuşmak için çok daha fazla bilgiye ihtiyaç duysam da kaybettiğiniz kişi anneniz olduğu için belki de yaşamınızın erken dönemlerinde yeterince karşılanmamış ihtiyaçlarınız, yani geçmiş kayıplarınız tetiklenmiş olabilir.

Tabii bunları anlayabilmek ve beraberce yas tutabilmek için kullandığınız ilaçların yanı sıra kendi psikoterapi sürecinize başlamanızı tavsiye ederim. Yas tutmak ya da tutamamak oldukça kişisel ve mahrem bir süreçtir; farkında olmadığınız birçok duygunuzu canlandırabilir. Dolayısıyla, bakım verenimizi kaybettiğimizde, kendimize bakım vermeye başlamak ve bunu dışardan destek alarak yapmak bir başarısızlık değil, aksine cesur bir harekettir.

“Erkek kardeşimin kışkırtmalarına yenik düştüm.”

Erkek kardeşim depresif ve olumsuz biridir. Her zaman beni kıskandı. Aile buluşmalarında iğneleyici sözleriyle beni hep kışkırtmaya çalışır. Kısa bir süre önce ben de kontrolümü kaybettim ve ailemizin önünde kavga ettik. Bundan sonra ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Ömer, Ankara

Kıskançlık, haset, öfke gibi negatif duygular evrensel bir nitelik gösterir. Kültürel olarak bu tür duygular kabul edilmese ve bir tür yadsıma beklentisine girilse dahi bu mantık dışı duygu son derece insana dairdir. Duygunun varlığından ziyade yok sayılması problem olarak atfedilmelidir.

Kardeşiniz hakkında yardım almayı arzuladığınızın farkındayım, fakat tam da bu sebepten düşünmek faydalı olabilir: Kardeşinizin kıskançlık duyguları sizin için ne anlama geliyor? Acaba bahsettiğiniz bu kıskançlık duygusunun en azından bir kısmı size ait olabilir mi? Kardeş kıskançlığı kuşkusuz iki taraflıdır. Dolayısıyla bu durumun sizin için ne ifade ettiğini, neler hatırlattığını düşünmenizi tavsiye ederim. Kardeşinizle aranızdaki yaş farkı oldukça önemli olmakla birlikte, bir zamanlar hepimizin çocuk olduğu ve annemizi paylaşmaktan hoşnut olmayabileceğimiz gerçekliğiyle yüzleşmek bu durumu bertaraf etmek adına oldukça önemli. Annenizin size verdiği sevgiyi kaybetme ihtimalinden doğabilen, annenize ve bir rakip olarak kardeşinize duyduğunuz öfke, kıskançlık olarak ortaya çıkıyor olabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken, bu tür duyguların varoluşumuzun bir parçası ve evrensel niteliğe sahip olduğu gerçeğini kabul edebilmektir. Kendi benliğimizle ve bu tür duygularla yüzleşmek zorlayıcı olabilir. Zaman zaman kıskanma ihtimalimiz bile bizleri suçlu hissettirebilir. Öte yandan unutmamak gerek ki, ancak yüzleşerek bu döngüleri değiştirebiliyoruz.

“Torunum farklı ideolojileri benimsemeye başladı. ”

15 yaşındaki torunum yeni başladığı okulda farklı bir çevreye girdi. Ağzından hiç duymadığımız söylemler duyuyoruz. Neredeyse ırkçılığa ve homofobikliğe varacak görüşleri savunuyor. Kızımın onunla yeteri kadar ilgilenemediğini görüyorum. Bu duruma nasıl müdahale etmeliyim? Seher, İstanbul

Ergenlik dönemi, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik döneminde meydana gelen fiziksel değişiklikler, çeşitli sosyal ve duygusal değişikliklere de yol açar. İlk olarak, devam eden fiziksel olgunlaşma süreci, çocuğun ihtiyaçlarını, ilgi alanlarını ve ruh hallerini değiştirmek için vücudu ve beyni doğrudan etkiler. Sonra, çocuklar farklı bakmaya ve farklı davranmaya başladığında, bir dizi sosyal etki, çocukların yaşadıkları sosyal ve duygusal değişimleri daha da hızlandırır.

Ergenlikte kişinin sinirlilik, sıkıntı ve öfke ifade etmesi normaldir. Torununuz hiç mutlu veya memnun görünmüyorsa, bu bir endişe nedenidir. Ergenliğin normal ruh haliyle profesyonel dikkat gerektiren zihinsel sağlık problemlerini ayırt etmek her zaman kolay değildir. Eğer kızınızın torununuzla bir ebeveyn olarak ilgilenmediğini düşünüyorsanız, müdahale eden bir noktadan değil ama müdahil olduğunuz bir konumdan yardım edebilirsiniz. Torununuz konuşmak istediğinde, tamamen hazır ve olumlu olun, zira gerek biyolojik gerekse duygusal değişimlerden dolayı, yaşam, torununuz için kafa karıştırıcı görünebilir ve destek için bir yetişkine ihtiyaç duyabilir.

Öte yandan, akran ilişkileri ergenlerin yaşamlarındaki duygusal olarak en yoğun deneyimlerden bazılarını sağlar. Akran normlarına uygunluk genellikle bireye önemli maliyetler getirse bile ergenler için kaçınılmaz bir gerçekliği oluşturabilir. Her yetişkin gibi kişi ergenlik dönemindeyken de bireysel ihtiyaç ve tercihlerle benzersizdir, bunlar zamanla gelişir. Değişime açık kalmak ve yargılamadan ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, torununuzun bu zorlu yılları başarıyla atlatmasına yardımcı olacaktır.

 

 

Önceki Yazılar

EMPATİ KURMANIN YOLU KENDİNİ TANIMAKTAN GEÇİYOR

Sonraki Yazılar

SİZİ GERÇEKTE NE MUTLU EDİYOR?