klinik-psikolog-seda-aktas-sorularinizi-yanitliyor

KLİNİK PSİKOLOG SEDA AKTAŞ SORULARINIZI YANITLIYOR

 

 

“İletişim kurarken verdiğim fiziksel tepkiler beni rahatsız ediyor.”

23 yaşındayım. Başkalarıyla konuşurken ve iletişim halindeyken çok sık yutkunuyorum. İnsanlarla pek göz teması da kuramıyorum. Göz göze geldikten bir süre sonra gözlerim sulanıyor ve yutkunmam artıyor. Birine yanıt vermem gerektiği zaman da aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Bu hem beni hem de karşımdaki kişiyi çok rahatsız ediyor. Bunun önüne nasıl geçebilirim? Heja, Manisa

Bahsettiklerinizden anladığım kadarıyla, yutkunma eyleminin bir çeşit tik olabileceğini düşünüyorum. Günlük ve olağan davranışları andıran, ani ve tekrarlayıcı bir şekilde bir ya da birkaç kas grubunun kasılması sonucu ortaya çıkan hareket, ses ve jestlere tik denir.

Tikler kısa süreli ya da kalıcı olabilirler. Geçici olanlar, stres kaynaklarına yani çevresel şartlara bağlı olabilirken, uzun süreli olanlar için nörolojik bir değerlendirme oldukça önemlidir; zira tiklerin nedeni fizyolojik etmenlerden kaynaklanabilir. Tikler çok geniş bir spektrumda görülebilmekte ve birçok farklı duruma eşlik edebilmektedir. Omuz silkme, baş veya ayak sallama, öksürme genel görülen tikler arasında sayılır. Tabii net bir cevap için ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmanla görüşmek ve çok daha fazla bilgiye sahip olmak gerektiğini unutmamalıyız.

Ne zaman bir engelle ya da bizi rahatsız eden bir düşünceyle yüzleşmek durumunda kalsak psikolojik bütünlüğümüzü koruyabilmek adına semptomlar üretiriz. Böylece, bilinçdışında dayanılmaz bir hale gelen kaygı, bilince dolaylı yollardan da olsa ulaşmayı başarır. Tikler de benzer bir şekilde yaşadığınız ve belki de farkında olmadığınız kaygının bir dışavurumu yani semptomu olabilir. Yaşantıladığınız içsel gerilimi, yutkunma eylemi aracılığıyla yatıştırıyor olabilirsiniz.

Bu durumu biraz olsun anlayabilmek için geçmişe yönelik bir değerlendirme yapabilirsiniz. Yutkunmanız ne zaman başladı? Sizi bu eyleme iten sebepler ne olabilir? Verdiğiniz örnek üzerinden düşünürsek, yutkunma eylemi kaygı bozukluğuna eşlik eden bir semptom olabilir. Özellikle biriyle göz göze gelmenin yutkunmayı artırdığından bahsetmişsiniz, bunun sizin için ne anlam ifade ettiğini düşünmenizde fayda olacağına inanıyorum. Biriyle göz göze gelmek, kültürel kodlarla işlenmiş bir tarafı olsa da iletişimsel bir zorluğu işaret ediyor olabilir.

“Topluluk önünde düşüncelerimi dile getiremiyorum.”

Kalabalık ortamlarda konuşmaya dahil olma konusunda sıkıntılar yaşıyorum. Konuşulan konuyla ilgili aklıma bir soru takılıyor ama o anda aşırı heyecanlanıyorum ve soruyu soramıyorum. Ardından da soramadım diye pişman olup üzülüyorum. Bunu nasıl yenebilirim bilmiyorum, yardımcı olur musunuz? Esin, İstanbul

Yaptığımız hiçbir davranış rastlantısal değil, aksine, yaşamı devam ettirme çabamızın farklı tezahürleridir. Bahsettiğiniz heyecan duygusu yani kaygı (anksiyete) hepimizde çeşitli derecelerde vardır; çevreden gelebilecek tehlikelere karşı bize bir çeşit uyarıda bulunur ve gerekli adaptasyonu sağlamamıza yardımcı olur. Öte yandan, kaygı artıp yaşamımızda bir çeşit engele yol açmaya başlarsa, uyum işlevini yitirir, bazı “mantıkdışı” olarak tanımlayabileceğimiz davranışların ortaya çıkmasına sebep olur. Tabii bu bahsedilen mantıkdışı davranışlar kişiden kişiye oldukça farklılık gösterebiliyor, çünkü herkesin bilinçdışı kendi biricik yaşantılarıyla meşgul. Dolayısıyla, semptomlar da değişkenlik gösterebiliyor.

Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, özellikle tek bir durumdan bahsettiğiniz için bu durumun bir çeşit sosyal kaygı (fobi) olabileceğini düşünüyorum. Kalabalık ve sosyal bir ortamda başkaları tarafından yapılacak olası incelenme korkusudur. Siz de bununla bağlantılı olarak sosyal durumlarda, özellikle de diğer insanların önünde küçük düşme korkusu yaşıyor olabilirsiniz.

Kamusal alanda konuşma en yaygın fobilerden biridir, yani yalnız değilsiniz ve sorununuz çözümsüz değil. Bir psikoterapistle görüşmek süreci hızlandıracaktır kuşkusuz, fakat siz de bu durumun neden kaynaklanabileceğini kendinizi anlamaya çalışarak düşünebilirsiniz. İncelenmek, göz önünde ya da odak noktasında olmak sizin için ne anlamlara geliyor? Sosyal kaygı genellikle bir şekilde “yeterli” olmadığımız inancından kaynaklanır. Yeterli olmama hissi ise benliğimize bir bütün olarak bakışımızı etkiler, hatta parçalara ayırır. Gerçek şu ki “yeterli” olanın kim olduğu bir muammayken siz de muhtemelen en az bir başkası kadar yeterlisiniz.

Öte yandan, ister bir psikoterapiste başvurun, ister kendinizce anlamaya çalışın, korkuların kısa sürede ortadan kalkmasını beklemeyin. Birçoğunun bilinçdışında olduğunu ve bilince ulaşmasının zaman alacağını unutmamak gerek.

“Hayattaki amacımın ne olduğunu bulmak istiyorum.”

Hem varoluşumu hem de hayat amacımı sorgulama dönemindeyim ama cevabı net olarak bulamıyorum. Materyalist dünya görüşü şu an hâkim olduğu için ve arkadaş ortamım da bu zihniyete sahip olduğundan kafam karışıyor, içim sıkılıyor, kalbimle mantığım arasında kalıyorum. Hayatımın bu en temel sorularına yanıt arıyorum, ne yapmalıyım? Derya, İstanbul

Bu yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, bir çeşit varoluşsal kriz yaşantılıyorsunuz. Varoluşsal krizin ne olduğunu kabaca tanımlamak gerekirse, her birimizin bir gün öleceğini idrak etmek, yaşamın sonsuz olmadığını ve bu gezegendeki günlerimizin sayılı olduğunu anlamaktır. Bu, varlığınızın anlamını sorgulamaya yol açabilir.

Hepimiz yaşamımızın bir döneminde kendimize bu tür sorular sormuşuzdur.

“Eğer öleceksem, hayatımın amacı ne?” Anlaşılır bir şekilde korkutucu olan bu soruya farklı insanlar farklı şekillerde cevap vermeye çalışır. Belki de insan doğasının gereği genellikle inkâr edilir, unutulur ya da unutulduğu sanılır. Öte yandan, özellikle bir tür kayıp yaşanıyorsa, varoluşsal kaygı ortaya çıkma eğilimindedir ve çoğunlukla emniyet ve güvenliği kaybetmekle ilgili olarak uyum sağlama zorluğunu yansıtır. Her bireyin kendine özgü, biricik varoluş biçimleri vardır ve bunu kendi deneyimlerimiz, düşüncelerimiz ve eylemlerimizle oluştururuz. Diğer yandan, eğer bir tür varoluşsal kriz yaşıyorsak, varoluş biçimlerimiz artık bize uymuyor ya da bizi tanımlamıyor olabilir. Bir tür ikilem yaşantılıyor olabilirsiniz. Dolayısıyla, kendiniz için yeni varoluş biçimleri geliştirmeniz gerekebilir. Kim olduğunuzu ve sahip olduğunuz tutum, inanç, tercih ve varsayımlarınızın ne olduğunu anlamak size yardımcı olacaktır. Böylelikle varoluşsal ikileminizi tanımlayabilirsiniz.

Yalnız olmadığınızın kesinliği bir yana, bazen varoluşsal krizler kimi kimseler için oldukça karanlık ve zor geçebilir. Eğer siz de kendinizi böyle hissederseniz, bir psikoterapistle görüşmenizi tavsiye ederim.

“İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.”

Uzun zamandır hayattan zevk alamadığımı fark ediyorum. Bazen yataktan çıkmak bile zor geliyor. Arkadaşlarımla da pek görüşmek istemiyorum, konuşacak konum yokmuş gibi hissediyorum. Yaklaşık beş yıldır süren bir ilişkim var, onu sevdiğimi düşünüyorum ama sadece yalnız olmak istediğim zamanlar gitgide artıyor. Arda, Ankara

Günümüzde, modern yaşamın ya da başka bir deyişle uygarlığın beraberinde getirdiği kurallar ve engeller zaman zaman kendimize yabancılaşmamıza neden olur. Kim olduğumuz, nelerden hoşlandığımız gibi önemli bilgiler günlük rutinimizin içinde yok olmaya başlar. Bu duruma öyle alışılır ki bir yanlışlık olduğunu fark etmekte zorlanırız. Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, siz de tıpkı böyle bir süreçte, dolayısıyla yıllardır depresyonda olabilirsiniz. Genetik ve biyokimyasal etmenlerin yanı sıra psikolojik nedenler de kuşkusuz mevcuttur. Kişi çeşitli engeller karşısında hissettiği yoğun hayal kırıklığını ve öfkeyi kendine yöneltir, yani depresif duygu durumunun altında bastırılmış öfkeden bahsedebiliriz. Tabii çok daha fazla bilgiye ihtiyaç olsa da yaşınızı düşündüğümüzde bir çeşit geçiş sürecinde de olabilirsiniz. Yaşamdaki farklı evrelere geçiş sürecinde, örneğin yetişkinliğe geçişte kişi yeni konumun getirdiği sorumluluklarla ayak uydurmakta zorlanabilir, bir tür tetikleyici stres faktörü olarak ele alınabilir. 

Unutmamak gerek ki, depresyonun üstesinden gelmek kolay olmasa da imkânsız değil. Daha iyi hissetmek zaman alır, ancak her gün kendiniz için olumlu seçimler yaparak bunu başarabilirsiniz. Günlük yaşamınızı düzene sokmak, örneğin belli bir saat aralığında düzenli olarak uyumak, sağlıklı yeme alışkanlarına sahip olmak, hissettiğiniz depresif duygulanımın azalmasına yardımcı olabilir. Yaşamla ve diğer kişilerle kurduğumuz ilişkilenmeler kendimizle kurduğumuz ilişkilenmelere benzer. Kendimize bakım verdikçe yaşamımızın kontrolüne hâkim olabiliriz. Öte yandan, şikâyetlerinizde bir artış görürseniz ya da uzun süredir devam ettiğini düşünüyorsanız, profesyonel bir yardım alma vaktiniz gelmiş demektir. Yardım almayı ertelemeyin, zira ertelemek depresyonun devamlılığını sağlayan yegâne faktörlerden biridir!

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

“BEN BİR ŞEY YAPMADIM!”

Sonraki Yazılar

HIDDEN HOUSE