klinik-psikolog-seda-aktas-sorularinizi-yanitliyor

KLİNİK PSİKOLOG SEDA AKTAŞ SORULARINIZI YANITLIYOR

 

 

Annemin panik atak kriziyle başa çıkamıyoruz.

Annem 62 yaşında ve son üç aydır ani tansiyon yükselmeleri yaşıyor. Doktorlar panik atak olduğunu söylediler. Ablamda kaldığı günler tansiyonu normal ama kendi evine dönünce tansiyonu yükseliyor ve kendine bir şey olacağı endişesiyle iyice kötüleşiyor. Evlatları olarak ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Serap, Antalya

Kişi kendini devamlı stres altında ve kaygılı hissediyorsa; panik bozukluktan bahsedilebilir. Panik atak ise aniden gelen ve oldukça yoğun hissedilen bir kaygı duygusudur. Bahsettiğiniz gibi, kalp atışının hızlanması türünde fiziksel semptomlarla da kendini gösterebilir. Genellikle, kişilerin terk etmesi ya da kaçması zor ve utanç verici olabilecek bir ortamda hissettikleri kapana kısılmışlık duygusuna eşlik eden panik halini tanımlayan agorafobiyle birlikte görülür. Panik atağın tekrar etme özelliği, kapana kısılmışlık yaşamamak için kişilerin günlük yaşamını sınırlandırmasına neden olabilir. Dolayısıyla ideal çözüm yolu, bir uzmanla görüşmek ve psikoterapi sürecine başlamak olacaktır.

Öte yandan, sahip olduğumuz fakat bu durumdan rahatsız olduğumuz birtakım duygu ve düşüncelerimizle her an yüzleşmek istemeyebiliriz. Bu durum bizleri birer semptom üretmeye iter; tıpkı annenizin geçirdiği ataklar gibi.

Ataklarla başa çıkabilmek için öncelikle, yaşantılanılan durum kabul edilmeli ve semptomlar anlamlandırılmaya çalışılmalı. Her kişide farklı nedenlerden kaynaklanabilecek atakları anlayabilmek için başlangıç tarihinin ve sıklığının önemli bir veri var. Sorunuzda üç ay önce başladığını belirtmişsiniz. Merak ediyorum, annenizin yaşamında üç ay önce bir değişiklik oldu mu? Atakları tetikleyebilecek bir stres faktörü, bir çeşit kriz, hayatına girmiş olabilir mi?

Anladığım kadarıyla bir gözleminiz olmuş ve panik ataklarının özellikle annenizin yaşadığı evde ortaya çıktığını, dolayısıyla taşınılabileceğinden bahsetmişsiniz. Taşınmak kısa süreli bir çözüm gibi görünebilir, fakat unutmamak gerek ki zihnimizi nereye gidersek yanımızda götürüyoruz. Sizin dikkatinizi çektiği gibi ev, annenizin panik yaşamasına yol açan parçalardan biri olabilir, fakat yaşadığı kaygı ileride kendini farklı şekillerde de gösterebilir. Yine verdiğiniz diğer örnekleri de göz önüne aldığımda, bir çocuğun başına gelen talihsiz bir olayın ya da sizin evlenmeyişinizin annenizin ataklarını tetiklemesi, beni annenizin hissedebileceği yalnızlık duygularıyla bu panik atakların bağlantılı olabileceğini düşündürdü.

Her gün küçük de olsa keyif alacağımız şeyler yapmak ve yaşamla bir tür anlamlı bağ kurmak, var olabilmek için oldukça önemlidir. Dolayısıyla, annenizin günlük yaşamda aktif olması, çeşitli sosyal ilişkilere sahip olması kendini daha sağlıklı ve zinde hissetmesini sağlayacaktır. Son olarak, kişinin atak geleceğini anladığında, dikkatını dağıtacak bazı ipuçları belirleyip o ana odaklanması ve nefes egzersizleri kısa süreli de olsa atakları kontrol altına almak anlamında rahatlatıcı olacaktır.

“Babamın vefatından sonra kardeşimin davranışları değişti.”

Babamı üç yıl önce bir trafik kazasında kaybettik. Hem maddi hem de manevi anlamda çok zor zamanlar geçirdik. Son birkaç aydır erkek kardeşim beni çok endişelendiriyor. Çok umursamaz bir hali var. Bir psikologla görüşmesini söyledim. Gitmiş, fakat bekleme odasından çıkıp dönmüş. Onu bir uzmana gitmeye nasıl ikna edebilirim? Uygun fiyatlı bir terapi nasıl bulurum? Erdem, İstanbul

Birini kaybetmenin ardından tutulan yas süreci kişiden kişiye değişir; kaybedilen kişinin bizim için önemi ve diğer çevresel etmenler süreci önemli bir şekilde etkiler. Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla ani bir kaza sonucu olması ve davalardan kaynaklı oldukça karmaşık ve travmatik bir süreç olmuş aileniz için. Dolayısıyla kardeşiniz hakkında düşünürken, öncelikle bu yoğun süreci göz önünde bulundurmakta fayda var.

Ebeveyn kaybının uzun dönemde kişilerde depresyon, kaygı ve madde kullanımı gibi duygusal ve ruh sağlığı sorunlarına yol açabileceğini, en azından risk grubu altına girebileceğini unutmamak gerek. Dolayısıyla, kardeşiniz hakkında bahsettiğiniz semptomlar, umursamaz ve karamsar olması, sizin de önayak olduğunuz gibi, ruh sağlığı alanında çalışan bir profesyonel tarafından ivedilikle değerlendirilmeli.

Tabii burda önemli olan noktalardan biri kardeşinizin yaşı, anladığım kadarıyla tek başına psikoloğa gittiği için, 18 yaşından büyük birinden bahsediyoruz. Yasal olarak reşit olmuş kişiler, kendilerine ve diğer kimselere hayati bir zarar teşkil etmiyorlarsa, psikoterapi sürecine kendi istekleriyle başlamaları tercih edilir.

Psikoloğa gitmek, fakat bekleme odasından çıkma halini göz önüne alırsak, belki tanımadığı bir yerde bekliyor olmak, belki de ruh sağlığı alanında çalışanların ve onlarla görüşen danışanların karikatürize temsili, kardeşinizi rahatsız etmiş olabilir. Kardeşinizle, siz ya da ilişkisi kuvvetli ve güvendiği biri bu durumu konuşup kendisine destek olabilir. Tabii ilk seferde bu işe yaramayabilir, aksine sizin ya da konuşan kişinin reddedildiğini hissettiği, hatta zaman zaman öfkelenebileceği konuşmalar olabilir. Bu zor fakat önemli görevi kim üstlenecekse, sabırlı olması gerektiğini unutmamalı.

Uygun fiyatlı terapi konusuna gelince, devlet hastaneleri dışında, birçok klinik psikoloji yüksek lisans programının indirimli servisleri olabiliyor. Yeni eğitilen psikoterapistler deneyimli hocalarının gözetiminde danışanlarına yardımcı olabiliyorlar ya da dışarıda bağlantılı oldukları psikoterapistlere yönlendirilebiliyorlar. İyi bir araştırma yaparak belki böyle bir servisten yararlanabilirsiniz.

“Özgüven eksikliğimden ötürü işyerinde kendimi gösteremiyorum.”

İşyerinde kendimi hep geride kalmaya mahkûm biri gibi hissediyorum. Sunum yapmam ya da yöneticime bir konuda fikrimi söylemem gerektiğinde ne yapacağımı bilemiyorum; ya konuşmayı mümkün olduğunca erteliyorum ya da işi başkasına devretmeye çalışıyorum. Özgüvenle ilgili bir sürü şey okumama rağmen, öne atılmam gerektiğinde bir korku alıyor beni. Hayatımın sonuna kadar böyle mi olacak? Murat, İstanbul

Öncelikle, yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla sizin özgüven eksikliği olarak tanımladığınız durum işinize dair hissettiğiniz bir tür kaygı olabilir. Rutin bir görevi yerine getirirken gergin ve kaygılı olmak, daha fazla eğitim, rehberlik veya pozitif destek alma ihtiyacınızı gösteriyor olabilir. Öte yandan, bir şeyi bilmek veya hazırlamak iyidir, ancak endişelerimiz, tavrımız ve motivasyonumuz da oldukça önemlidir. İşi doğru yapmak için pratik yapmamız gerektiği kadar, endişemizi anlama ve duygularımızı kontrol altına alma konusunda da pratik yapmalıyız.

Yaşamımız boyunca hepimiz, zor bir durumla karsılaştığımızda, ondan kurtulmak ve ruhsal bütünlüğümüzü korumak için çeşitli yollar ararız. Sizin deyiminizle, “Sesim içime kaçmış oluyor” durumu da aslında kendinizi kaygı uyandırıcı bir durumdan, yapma-bozma yöntemini kullanarak koruma çabanız olabilir. Ebeveynlerin ve toplumun ön koştuğu değerler silsilesine uymayan davranış ya da sözler kişiye farkında olmasa bile kendini bir çeşit suçlama, yargılama ve cezalandırma sorumluluğu yükler. Acaba sizin için de bu durum geçerli olabilir mi? Yani yanlış ya da uygun olmayan bir şey söyleme kaygısı, konuşmamanıza ya da işi başkasına vermenize neden oluyor olabilir mi?

Yine benzer bir şekilde, seyircilerin yani bizi izleyen gözlerin önünde konuşmak ya da başka performanslar göstermek birçok kişi için oldukça kaygı uyandırıcı bir durumdur. Çoğu zaman, başkalarının bizim hakkımızda ne düşüneceği veya nasıl performans göstereceğimiz konusunda endişeli olabiliriz. Bu durum özellikle iyi öğrendiğimiz, sürekli yaptığımız işlerde bile en küçük ayrıntılarına dikkat etmemize neden olabilir. Bu yüzden kendi performansımızı bozabiliriz.

Bu yollardan bir diğeri ise ertelemektir. Ertelemek aslında işle ilgili vermeniz gereken kararlarla ilgili ne kadar bunaldığınızı gösteriyor olabilir; zira büyük ihtimalle yaptığınız işle ilgili geri dönüş beklentiniz negatif yani patronunuzun sonucu beğenmeyeceğini ve uygun bulmayacağını düşünüyor olabilirsiniz.

Unutmadan, iş kaygısını yönetmedeki önemli adımlardan biri de kişisel bir sağlık planı oluşturmaktır. Yeterince uyuyabiliyor, sağlıklı besleniyor, egzersiz yapıyor ve iş dışındaki sosyal aktivitelere katılıyorsanız, işyerinde yaşantıladığınız kaygıyı azaltma ya da kontrol altına alma ihtimaliniz yükselebilir. Kendine bakan, bakım vermeyi bilen bir kişi etrafına, dolayısıyla işine de bakmayı bilecektir kuşkusuz.

“Kendine çok yüklendiği için kızım okulda sıkıntı yaşamaya başladı.”

Kızım son zamanlarda girdiği testlerde panik olmaya başladığını ve sınavı ağlayarak yarıda bıraktığını anlatıyor. Derslerine çalışan düzenli bir çocuk aslında ama kendine çok yüksek hedefler koydu. Çok başarılı olmanın en iyi okula giderek mümkün olacağına inanıyor. Onunla nasıl konuşmam, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bahar, Ankara

Yazdıklarınızdan kızınızın oldukça kaygılı olduğunu anlıyorum. Yoğun kaygının özellikle bir çocuk ya da genç için oldukça yorucu olduğunu belirtmek isterim. Durumu iyice değerlendirebilmek için hem kaç yaşında olduğunu hem de bu yoğun kaygının sadece testler ve sınavlarla sınırlı olup olmadığını anlamak gerek.

Eğer bir sınav kaygısından bahsediyorsak, özellikle sınav sırasında tüm bilgilerinin üzerine adeta bulutlar üşüşür, ne düşündüğünü net bir şekilde kavrayamayabilir. Zaman zaman test kaygısının öğrenme güçlükleriyle bağlantılı olabileceği iddia edilse de, bu durum aynı zamanda performans kaygısıyla da bağlantılı olabilir. Verilen bir görevi “iyi” bir şekilde yerine getiremeyeceğini düşünüyorsa, o çocukta test kaygısı yüksek olabilir.

Bazı çocuklar mücadele ve engelleri kendilerini geliştirmenin bir yolu olarak algılasa da diğerleri bunu potansiyel çöküşleri olarak görebilir. Bu özellikle öz-saygı, kabul edilme ve onaylanma duygularının birbiriyle ve testin sonucuna bağlı olduğunu düşünen çocuklar için geçerli olabilir. 

Unutmamak gerek ki sınav sistemi ve gelecek kaygısından da haklı olarak kızınız hayatının dönüm noktalarından birini yaşantılıyor olmalı. Yapılacak en önemli şeylerden biri, okuldaki rehberlik bölümüyle konuşmak ve bu durum hakkında karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmak olabilir. Kızınızla hissettiği kaygı duygusu hakkında konuşabilir; hata yapmanın, başarısız olma ihtimalinin yaşamın kaçınılamaz bir gerçekliği olduğunu anlatabilirsiniz. Böylece kendini hem desteklenmiş hisseder hem de belki kendisi de bu kaygı hissini anlamlandırmaya çalışabilir. Kaygısının yükseldiği zamanlarda, test ve sınavlarda, rahatlamasını sağlayabilecek nefes düzenleme ve gevşeme egzersizleri öğrenmesini teşvik edebilirsiniz.

Öte yandan, her ebeveynin çocuklarının üzerinde büyük etkisi var. Eşinizle destekleyici olduğunuzdan bahsetmişsiniz, fakat yine de düşünmekte yarar var: Acaba siz de farkında olmadan bu duruma bir şekilde katkıda bulunuyor olabilir misiniz? Aile içinde hatalara ne kadar yer veriliyor?

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

TARİHTE İZ BIRAKAN KADINLARIN İLHAM VEREN SÖZLERİ

Sonraki Yazılar

NEYİ NASIL SÖYLEMELİ?