“kizimi-cok-simartiyorum” (2)

“KIZIMI ÇOK ŞIMARTIYORUM”

 

 

Her ay bir Psychologies okuru, psikiyatr ve psikanalist Robert Neuburger’le ön görüşme yapıyor. Bu ayki okuyucumuz 35 yaşındaki resim öğretmeni Camille.

“Üç yaşında bir kızım var ve ona sürekli yeni oyuncaklar veya elbiseler alıyorum” diyerek başlıyor Camille. “Onu çok şımarttığımı düşünüyorum ve bunun ona zarar vermesinden korkuyorum. Bu hediyeleri alırken içim rahat değil. Ama bu, engel olamadığım bir dürtü.”

“Şu andaki ailevi durumunuz nasıl?” diye soruyor Robert Neuburger.

Camille: Kızım Lorette’in babasıyla yedi yıldır beraber yaşıyorum. Her şey yolunda, tek sorun pek iyi para kazanamaması. Kendisi müzisyen. Çok kötü durumda değiliz ama ay sonunu hep ucu ucuna getiriyoruz. O yüzden bu alışverişler yüzünden bu kadar pişman oluyorum.

Robert Neuburger: Başka aile fertleriniz var mı?

C.: Erkek kardeşim var. Anne ve babamı kaybettim. Annem 50 yaşındayken bir kaza geçirdi, babam da birkaç yıl sonra bunun üzüntüsüne dayanamayarak öldü. Partnerimin de anne ve babası o henüz gençken boşanmış. Babasıyla yıllardır görüşmüyor, annesi de çok uzakta yaşıyor.

R. N.: Lorette istediğiniz bir bebek miydi?

C.: Evet, onu isteyerek ve çok iyi şartlarda dünyaya getirdik. Çok enerjik, sevgi dolu ve akıllı bir kız.

R. N.: Sosyal çevreniz nasıl?

C.: Fena değil. Birkaç yakın dostumuz var, yalnız kalmak istediğimizde veya işimiz olduğunda kızımıza da bakıyorlar.

R. N.: Ailenizden başka kimse var mı?

C.: Babamın ailesi Amerika’da yaşıyor, onları neredeyse hiç görmüyorum. Anne tarafından sadece bir dayım var, onunla da aramız iyi. Ara sıra görüşüyoruz.

R. N.: Resim yapmak sizin için bir tutku mu?

C.: Evet, çocukluğumdan beri. Aslında hukuk okudum ama 25 yaşındayken her şeyi bırakıp resim yapmaya geri döndüm ve tutkumu mesleğe dönüştürdüm.

R. N.: Kızınıza sürekli hediyeler almak sizin için neden sorun niteliğinde?

C.: Çünkü bunu çok sık yapıyorum; haftada iki veya daha fazla oluyor. Bir de arkadaşlarım, dayım ve teyzem, kızımın odasının çok dolu olduğunu söylüyor.

R. N.: Kendinize alışveriş yapmak yerine ona yapmayı mı tercih ediyorsunuz?

C.: Tabii ki! Kendime bir parça eşya alırken bile bin defa düşünüyorum, çok ihtiyacım yoksa almıyorum. Oysaki konu kızımsa, bir an bile düşünmeden satın alıyorum.

R. N.: Siz böyle yetiştirilmediniz mi?

C.: Hayır. Ailemin her zaman maddi sıkıntıları oldu. Üniversite için taşındığımda da kendi maddi sorunlarım oluştu ama bir iş bulunca halletmiştim.

R. N.: Hiç terapiye gittiniz mi?

C.: Evet, babam öldükten sonra gittim. Annem öldükten sonra, ona yeteri kadar destek olamadığımı düşünerek kendimi suçluyordum. Durumu hiç iyi değildi ve ben yeteri kadar yanında olamadım.

R. N.: Erkek kardeşiniz bu durumdan nasıl etkilendi?

C.: Çok kötü. Benden daha küçük ve babam depresyona girdiğinde, onunla birlikte yaşıyordu. Şimdi durumu biraz daha iyi ama hâlâ etkisinde.

R. N.: Bu konudan bahsediyor musunuz hiç?

C.: Çok az.

R. N.: Siz konuşmaya ilk başladığınızda, şunu düşündüm: Siz biraz büyükanne rolünü üstlenmişsiniz, çünkü çocuğa sınırsız hediyeler alan kişi aslında büyükannelerdir. (Camille ağlamaya başlıyor.) Bunu duyduğunuza şaşırdınız, daha önce aklınıza gelmiş miydi?

C.: Lorette’in büyükannesi olmamasının benim için sorun yarattığını biliyorum. Partnerimin annesi çok uzakta, zaten çok sevecen bir büyükanne değil. Yılda bir defa geliyor, Noel’de Lorette adına bir çek gönderiyor. Üç yaşında bir kız çocuğuna çek göndermekten daha sempatik şeyler yapabilirsiniz. Sevgi sipariş üzerine olmaz biliyorum ama ara sıra ona, “Evde küçük bir torununuz olduğunu hatırlatırım” demek istiyorum. Benim büyükanne rolünü üstlendiğim bir gerçek. Kendi ninem beni ölene kadar şımartmıştı ve onu hep güzel hatıralarla anarım. Önce kocasını kaybetti, sonra kızı ve annesi öldü ama o hep çok güçlü kaldı. 85 yaşında bile hem zihni hem bedeni sapasağlamdı ve hiçbir şeyden şikâyet etmezdi. Yine de etrafımızda bizi seven dostlarımızın olduğunu bildiğim için kızım ve kendi adıma mutluyum. Ama okula torununu almaya gelen büyükanneleri görünce içim acıyor. Üstelik büyük bir korkum var: Ölmekten ve kızımı yalnız bırakmaktan çok korkuyorum.

R. N.: Annenizle nasıl bir ilişkiniz vardı?

C.: Annem bana güvenirdi. Pratikte olmasak bile teoride çok yakındık. Tüm sırlarımı anlatmazdım ama gerektiğinde yanımda olduğunu bilirdim.

R. N.: Yani hayatınızın büyükannenizle olan bölümü sevgi doluydu?

C.: Evet. Lise bitene kadar neredeyse her gün ödevlerimi onun evinde yapardım. Bize çok yakın otururdu ve beni çok severdi.

R. N.: Lorette ile tanıştı mı?

C.: Evet, Lorette doğduğunda hâlâ bizimleydi. Artık yorulmaya başlamıştı ve bir sene sonra öldü. Sanki torunlarını görmek için hayata sarılmıştı. Hayata mutlu veda ettiğini biliyorum, çevremde kaybettiğim ve vicdani hiçbir sorunum olmadığını bildiğim tek kişiydi. Onu düşünürken canım acımıyor. Evimde birçok eşyası var, onlarla yaşamaktan memnunum.

R. N.: Bence, kızınız büyüdüğünde, tüm bu hediyeleri kendi adınıza değil de anneannesinin ve ninesinin anısına aldığınızı anlatmanız gerekiyor. Böylece sizden önce de bir ailesi olduğunu anlayacaktır. Kızınızın ismini nasıl seçtiniz?

C.: Sevdiğim bir filmdeki bir karakterin adıydı.

R. N.: İkinci bir adı var mı?

C.: Hayır, aklıma gelmedi.

R. N.: Belki ninenizin adı uygun olabilirdi ama nasılsa hatırası içinizde yaşıyor. Şunu söylemeliyim ki bence yaptığınız güzel bir şey. Çevrenizdekiler bırakın ne isterlerse onu düşünsünler. Davranışınızda herhangi bir anormallik yok. Artık aranızda olmayan kişileri kızınıza hediyeler alarak yaşatmaya çalışıyorsunuz. Bu, güzel bir düşünce.

ÜÇ HAFTA SONRA

Camille: “Terapistin karşısında konuşmaya başladığım an, asıl sorunumun çok başka olduğunu anladım. Aile bağlarımdan bahsettiğimizde de hızlı bir şekilde kendimi artık suçlamaktan vazgeçtiğimi fark ettim. Söyledikleri bana çok mantıklı geldi. Odadan çıkarken kendimi yorgun ve rahatlamış hissettim. O seanstan sonra da kızıma çok daha az hediye aldım. Sanki sebebini öğrenmiş olmak tüm taşları yerine oturtmuştu.”

Robert Neuburger: “Bizim için değerli olan kişilerin, örneğin büyükannemizin, kaybına dair çok hassas oluruz. Bu kaybın her zaman psikolojik bir sonucu olur. Camille’in kızına aldığı hediyeler, kaybettiği büyükannesinin anısını yaşatan gizli bir ritüel ve kızını artık aramızda olmayan aile büyüklerine bağlıyor. Bu sayede küçük kız, ailesinden cömertliği gördüğü için gelecekteki nesillere de bunu aktaracak.”