Spying

KISKANÇLIK ARZUYU KÖRÜKLER Mİ?

 

 


Her ay bir ön yargıyı tartışıyoruz. 

“Kıskançlık arzuyu körüklüyor”.

Yeni başlayan bir ilişkide partnerimize ne kadar değerli olduğumuzu kanıtlamak ve onu fethetmek isteriz. Karşılıklı olan bu arzular ilişkideki fiziksel ve duygusal bağı besler. Zaman ilerledikçe, ilişki kendi ritmini bulur. Alışkanlıklar ve rutinlerle beraber tatlı bir birlikteliğe dönüşür. Beğenilmeme kaygısı hafifler, dünyanın geri kalanını bir yana bırakıp karşımızdaki kişiyi sahiplenir ve rahatça arkamıza yaslanırız. 

Ama ansızın yakaladığınız çapkın bir bakış, telefonda atılan bir kahkaha ya da “gecikiyorum” yazan bir mesaj bize karşımızdakinin aslında bize ait olmadığını hatırlatır.

Bir anda tutkular ve duygular mantığı ele geçirmeye başlar. Bağlanmayla ilgili bu gelgitleri aslında ilk kez çocukluğumuzda deneyimlemeye başlarız. Annemiz ve bize verdiği bakımla kurduğumuz simbiyotik ilişki ilk bağlanma şekillerimizi belirler. Aylar geçtikçe gerçeklerle yüzleşme zamanı gelir.

Onun ilgisinin sadece bize yönelik olmadığını fark ederiz. Babanın araya girmesiyle beraber üçlü bir yaşantı da başlamış olur. İşte anneyle çocuk arasındaki bu ilişkinin kalitesi, ilişkideki konumumuz ve ondan bağımsızlaşabilme yetimiz ileriki yıllarda diğer ilişkilerimizde araya girmeye çalışan işgalcilere ve terk edilmelere verdiğimiz tepkileri belirler. Sonuçta her birimiz bu rekabet ortamında bir başımıza kalmamak için bir diğerini sahiplenmemiz gerektiğini küçük yaşta anladık.

Çocuk annesiyle arasındaki bağın kırılgan ve güçsüz olduğunu hissettiğinde, o bağı koparmak istemez. Aynı şekilde anne çocuğuna aşırı bağımlıysa, çocuk da bağımsızlıktan kaçınır.

Yetişkin bir erkek ve kadın arasındaki cinsel arzunun kaybetme korkusuna dayandığı bir ilişki bize neyi gösterir? Güven ilişkisine yönelik şüpheler, özellikle de kendine yönelik kaygılar kıskançlık olarak ortaya çıkar.

Kıskançlık elbette kişinin bağlanmaya duyduğu güvensizliği ve daha da önemlisi kendinden şüphe ettiğini gösterir. Benliğimizle ilgili kaygılar arttığı zamanlarda kıskançlığımız da artar ve karşımızdakini olduğu gibi görmek yerine nesneleştirmeye başlarız. 

Kıskanç birini ele geçiren duygular onu farklı uçlara taşır. Karşımızdakini kontrol etmek, sindirmek, etkimiz altına almak isteriz.

Zaman zaman agresif çıkışlar yapabiliriz. Cinsellik artık ilişkiyi güzelleştiren bir bağ olmaktan çıkıp acıların ve korkunun sahnelendiği bir tiyatro oyunu haline gelir. Bırakın uyarılmayı, arzu artık çekilen acının bir göstergesine dönüşür.

Arzuyu yok eden bu kıskançlıktan kaçınmak için ilişkide dürüstlük önemlidir. Bu da anne-çocuk ilişkisiyle başlayan ve ileriki yaşlarda yaşadığımız ilişkilerde kazandığımız bir beceridir. İlişkiye tat, yaratıcılık ve keyif katan da bu becerimizdir. Dürüstlük sadece ilişkinin sağlam temellere dayanmasına değil, ilişkinin karakterinin gelişmesine de yardımcı olur.

Catherine Blanc,

Psikanalist ve seksolog.

 

 

Etiketler:

Bir cevap yazın