kiskanclik

KISKANÇLIĞIN SIRLARI VE YALANLARI

 

 


Unutulmaktan, aldatılmaktan, birinin sizin yerinizi almasından ve yaptığınız her şeyin inkâr edilmesinden daha dayanılmaz bir şey var mı? Kıskançlık genelde üstüne konuşulamayan bir duygu. Hiç şüphesiz ardında hayal kırıklıkları barındırıyor. Kıskançlık, bilinçdışının kapısını mı aralıyor? 10 soruda kıskançlıkla ilgili bilmediğiniz her şeyi öğrenin.

Yazı: Monique Ayoun
Çeviri: Ekin Nazlı

Hepimiz bu korkunç acıyı deneyimliyoruz. Kıskançlığın etkisi altındayken, neredeyse öldürme veya ölme arzusuyla yanıp tutuşuyoruz. Ardından kendimize, “Neden böyle oldu?” diye soruyoruz. Cevap ise herkes için farklı. Çünkü kıskançlık yanıltıcı ve karmaşık bir duygu. Arkasında hayal kırıklıkları ve saklı tutkular barındırır. Bunu keşfetmek içinse psikolog olmaya gerek yok.
Kıskançlık, çok derinden, çocukluğumuzdan geliyor.

Kimi zaman kıskançlık gizlidir, tanınamaz. Aslında duygularımız arasında en saklı olanıdır, çünkü çevreniz tarafından kötü bir şekilde yargılanır. Bazıları ondan utanır, bazılarıysa anlamaya çalışmak istemez. Ancak ondan öğreneceğimiz çok şey olduğu kesin.

1- Kıskançlığın kaynağı nedir?

Psikanalistlere göre, çocukluğumuzda birçok kez kıskançlık duygusunu tadarız. Yoğun bir kıskançlık hayatımıza damga bile vurabilir. Kıskanç olan, bu acıyı yaşar; ufacık bir çocuk dahi annesi ona değil de başkasına baktığında buna dayanamaz. Yıkılır, kendini ihanete uğramış, terk edilmiş hisseder. Lacan’a göre çocuğun çektiği bu acı gereklidir, çünkü anne ile bir bütün olduğu algısından kurtulmasını sağlar. Sütten kesme döneminde bebek büyük bir travma yaşar. Aileye yeni bir bebek katıldığında ise artık yalnız olmadığını, başkasının da var olduğunu fark eder. İşte her şey bu ilk yaranın nasıl deneyimlendiğine bağlıdır. Bazıları bunu diğerlerine göre daha zor atlatır. Başka hiçbir aşk bundan daha büyük ve başka hiç kimse yeterince güvenilir olmayacaktır.

2- Kendimizi sadakatsiz hissettiğimiz için kıskanç olabilir miyiz?

Bu çok sık rastlanan bir durum. Evlenmeden önce çapkınlığı ile meşhur olan Can, tüm çekiciliğini kullanır ve gönülleri fethederdi. Ardından evlendi. Eşi ona sadıktı. Abartısız bir giyim tarzı vardı ve kışkırtıcı hareketleri olmayan mütevazı biriydi. Ancak Can, inanılmaz bir şekilde onu kıskanıyordu. Ne zaman karısı bir erkekle konuşsa deli oluyordu. Can’ın bu davranışının altında kendi tutkularını karısına yansıtması
yatıyor. Ona göre tutku, eyleme geçmek demek. Bu yüzden kendini suçlu hissediyor ve kendisinin baskı altında tuttuğu tutkusunu karısına atfediyor. Freud bu durumu “yansıtılmış kıskançlık” olarak tanımlar.

3- Kadınlar erkeklere göre daha mı kıskançlar?

Hayır, ancak kıskançlıklarını daha fazla gösterirler. Erkeklere göre kadınlar rakiplerine karşı daha meraklıdırlar. Diğerinin saç rengini, boyunu, zevklerini bilmek isterler. Erkekler ise genelde inkâr ederler. “Erkek arkadaşım kıskanç biri değilmiş gibi davranıyordu, içten biriydi. Bir gece sohbet esnasında ona tam tanıştığımız sıralarda yaşadığım, çok da önemli olmayan bir gecelik flörtümden bahsettim. Ardından bütün gece kustu, adeta midesi bozulmuş gibiydi” diye anlatıyor Ceren. Bu tipik bir erkek davranışıdır. Aldırış etmiyormuş gibi görünürler, ancak aldatıldıklarını öğrendikten sonra yıkılırlar. Kadınlar ise daha ortada hiçbir şey yokken bile kıskançlık gösterme potansiyeline sahipler.

4- Kıskanç olmama olasılığımız var mı?

Freud der ki, “Kıskançlık, yas gibi normal bir durumdur. Eğer kıskançlık yoksa bu bir bastırmadır. Bilinçdışında büyük bir rolü vardır”. 33 yaşındaki Ahmet, artık kıskanç olmadığını söylüyor, çünkü çocukken bu hissi pek çok kez yaşamış. Beş erkek kardeşin en büyüğü ve daha ikinci bebek aileye katıldığında kendisini terk edilmiş hissetmiş. “Kıskançlık mı? Artık kıskançlığa karşı bir duruş sergileyebiliyorum. Bu tür durumlarda ilgisiz kalıyorum. Ne zaman bir kadın bende bu duyguyu yaratmaya çalışsa, hemen anestezi yapılmış gibi duyarsızlaşıyorum. Ardından o kadın benim artık ilgimi çekmemeye başlıyor. Anında sevmekten vazgeçiyorum ve onu küçümsüyorum.” Ahmet kıskanmadığını düşünüyor olabilir, ancak bu düşüncesi gerçekten de kıskanmadığı anlamına mı geliyor? Kıskançlığını baskılıyorsa, bunun sebebi başkalarına göre buna daha az katlanabileceğini bilinçdışında biliyor olması mı? Kıskançlığın üstesinden gelemiyor ve bunu soğuk bir nefrete dönüştürüyor olabilir.

5- Ne zaman patolojik bir durum haline geliyor?

Psikososyolog Catherine Anthony’ye göre hayatımız boyunca kıskançlıktan doğan birkaç çatışma yaşamamız normal. Kıskançlık duygu durumundan sıyrılamamak ise telaşa düşülmesi gereken bir konu. Örneğin görünürde sadakatsiz olan bir partnerden kaçamama ya da eşi tarafından aldatıldığını saplantılı bir şekilde düşünen kişilerin yaşadığı türde kıskançlıklar bu kategoriye girebilir. “Sürekli bunları düşünüyor olmak, kişinin işini, arkadaşlarını kaybetmesine kadar varabilir. Ağır vakalarda, histerik veya paranoyak davranışlar görülebilir. Kişinin psişik bütünlüğü göz önünde bulundurulduğunda, durum ölüme veya intihara kadar gidebilir.”

6- Homoseksüel bir arzuyu gizliyor olabilir mi?

Freud’un “sanrısal” olarak nitelendirdiği, paranoyaya yakın bir çeşit kıskançlık var. Bu durumda, arzuladığımız şey bir partner değil, bir rakiptir. Örneğin ben bir kadınsam, kocamın metresine karşı bilinçdışında bir çekim duyabilirim. Beni üzen şey ise benim yerime kocamı sevmesidir. Sanrısal kıskançlık, bastırılmış homoseksüel arzuların ifade edilmesi de olabilir. Selin’in deneyimi bunu örnekler nitelikte: “Berkan ile üç sene birlikte yaşadım. Onu yaptığı meslek yüzünden bıraktım. Bir jinekologdu. Bütün gün kadınları görüyor olmasına tahammül edemedim. İlk başlarda kendimi kontrol edebiliyordum. Fakat bir gün sekreterinin yerini almam gerekti. O zaman ilk kez bekleme odasını gördüm. Boylu poslu, sarışın, esmer birçok kadın vardı. Akşam Berkan’ı soru yağmuruna tuttum. O günden sonra ne zaman sevişsek aklıma hep onun benimle değil de gün boyu gördüğü kadınları arzuladığını düşünmeye başladım. Onların göğüsleri, kalçaları… Tüyler ürperticiydi.”

7- Gıpta etmekle kıskançlık arasındaki fark nedir?

Bazıları aşk, bazılarıysa iş hayatında kıskançtırlar. Ancak iş hayatında daha çok gıpta etmekten bahsederiz. Kıskançlık, sahip olduklarını kaybetme korkusudur. Gıpta etmek ise kendimizde olmasını arzuladığımız şeyin başkasında olduğunu görmenin verdiği acıdır. Öte yandan kıskançlıkta üçüncü bir kişi vardır, gıpta ise tek bir kişiye yöneliktir. Fakat bu iki duygu birbirine yakından bağlıdır.

8- Ne tür bir rakipten korkuyoruz?

Sadece bazı tip rakipler bizde kıskançlık duygusu yaratıyor: İkiz rakip: Murat, birçok kişi ile birlikte olan bir kadınla yaşamış. Kendisi ona sadıkmış. Bu durum onda rahatsızlık yaratmamış. Rakipleri ona benzer kişiler değillermiş. “Benimle yaşadıklarından farklıydı onlarla yaşadıkları. Ancak bir gün bana benzer biri hayatına girdi ve bu benim canımı çok yaktı.” Psikanalist Jean-Pierre Winter, bu tür şeyler hisseden kişilerin narsisistik bir yapıda olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Hiç kimsenin kendileri kadar iyi olamayacağını düşünürler. Ancak rakibin kendisi kadar mükemmel olduğunu fark eder ve sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşamaya başlarlar. Bu da kıskançlığı ortaya çıkarır.”

Karşıt rakip: Tam tersine, edebiyat öğretmeni olan Sedat, kendisiyle zıt özelliklere sahip olan rakibine tahammül edemiyor. “Karımın eski eşinin yazdığı bir mektuba rastladım. Bir sürü dilbilgisi hatası vardı. Bu beni mahvetti. Anlayamadım, eğer böyle bir adamı sevebildiyse, tam zıttı olan beni nasıl sevdi?”

Jean-Pierre Winter’a göre bu tür tepkilerin ardında diğerinin arzu objesi olma ihtimalinden duyulan belirsizlik gizlenir: “Eğer ona arzu ettiğini vermezsem, benden ne isteyecek?”, “Ben kimim?”, “Bende eksik olan ne?” gibi. Bu durum aynı zamanda kimlik sarsılması ve narsisistik yaralanmayı içerir.

9- Kıskançlıktan vazgeçmek neden bu kadar zor?

Birçok kişi için kıskançlık aşkın göstergesidir. Eğer partnerimiz kıskanç biri değilse, bunu yüzüne bile vurabiliriz. Bu sayede de bize karşı olan tutkusunu ölçeriz. Kıskançlık, aşktan duyulan hazzın bir parçasıdır: Canlandırır, ateşlendirir ve erotikleştirir. Bu bir afrodizyak. Arzuyu kıskançlıkla göstermek sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Arzunun şiddeti 10 katına çıkar, saldırganlıkla bağlantılıdır, rakibi ezip geçmek isteğiyle yanıp tutuşturur insanı. Melis, “Kocam sürekli gerçekçi olmayan, beni kıskandırmaya yönelik oyunlar oynardı. Çok sinirlenirdim, ta ki bir gün bundan keyif aldığını anlayana dek. O günden sonra benimle daha ateşli cinsel ilişkiye girmeye başladı” diyor. Ancak kıskançlık sadece tutkuyla yönetilmiyor. Yüzyıllar boyunca erkekler arasındaki onur meselelerini halletme konusunda her şeyden önemli bir araçtı. Örneğin Akdenizliler kıskançtırlar, çünkü bu adeta sosyal kodlarının bir parçasıdır. “Ancak günümüzde sosyal kodlar değişti, kültürel miras olarak taşınıyorlar” diye açıklıyor Catherine Anthony.

10- Kıskançlığı nasıl iyileştiririz?

Hepimiz kendimizi korumak için bilinçdışında stratejilere sahibiz. Bazıları âşık olmak istemedikleri için kendilerini bir zırhla kaplarlar. Sevmeyi reddetmeleri aslında ihaneti reddetmeleridir. Bazıları ayrıcalıklı yerlerini daima korumak için kendilerini ikna etmeyi başarırlar, bazılarıysa hep tercih edilir yerlerini koruduklarını düşünürler. Başka bir kısım ise kaçamaklar yaratır. Hakan, karısının başkasıyla ilişkiye girmesini istemiş ve bunu izlemeyi arzulamış. Psikanalist Michele Montrelay bu durumu şöyle açıklıyor: “Bu tür kişiler kıskanmadığından böyle davranmazlar. Tam tersine, kıskançlıkları o kadar belirgindir ki ona değer biçmekten kaçarlar. Somutlaştırırlar ve bu onların kurtarıcısı olur.”

Başka çareler de var. Mesela yazmak. Yazmak, kıskançlığı yatıştırıyor. “Yazmak, öldürmektir!” der yazar Henri Michaux. Birçok roman, tiyatro oyunu, senaryo bu duyguyla yazılır. Neslihan’a göre, psikoterapi onun bakış açısını değiştirmiş ve kriz zamanlarında tahammülünü artırmış. Jean-Pierre Winter ise şöyle diyor: “Kıskançlık iyileşmez. Aşk iyileştirilmez. Psikoterapi, anestezi değildir.”

Sonuç olarak, kıskanmayı reddedemeyiz ama kıskançlığın bizi yok etmesini reddedebiliriz.

KISKANÇLIĞI ENGELLEYEN ÖNERİLER

  • Kendinize işkence yapmaktan vazgeçin.
  • Kazı yaparmışçasına araştırmaktan vazgeçin.
  • Kıskançlığınızı körükleyen şeyi bulun, çünkü kıskançlık için her şey kanıttır.
  • Tanıştığınız ilk zamanları düşünün ve size güven veren duyguları tekrar hissetmeye çalışın. Bu, paranoyanın karanlığına gömülmekten sizi kurtarır.
  • Biriyle birlikte olarak oluşturduğunuz ilişkinin her zaman eşsiz olduğunu bilin. İki kişi arasında geçenleri her çift aynı şekilde yaşamaz.
  • Rakibinizin hayali sizi ele geçirdiyse, onu görme konusunda tereddüt etmeyin. Bu onunla ilgili kurduğunuz fantezileri yok eder. Hayali kıskançlık en kötüsüdür. “Kendini yeniden inşa için bu atılacak ilk adımdır” diyor Psikanalist Michele Montrelay.

Aslı, 26 yaşında, satış danışmanı
“Kocamı kıskanırken aslında babamı kıskanıyordum”

“Benden 15 yaş büyük olan Batur’la evlendiğimde, hastalık derecesinde onu kıskanıyordum. Eski sevgililerinin fotoğraflarını, mektuplarını çöpe attım. Tüyler ürpertici şeyler yapıyordum. Neredeyse ayrılacaktık. Terapiye gitmeye karar verdim. Bütün bunların arkasında aslında babam varmış. Ben 12 yaşındayken, tam dişi kimliğimi tanımaya başladığım zamanlarda, babam annemin bir arkadaşına ilgi duymaya başladı. Onunla annemi aldatmadı ama bu kadın dokunulmaz biri gibi olmaya başladı ve ben ona benzemek istedim. Terapi bunları fark etmemi sağladı ve Batur ile olan ilişkimi kurtardı. Batur’un davranışlarının aslında benim atfettiğim gibi olmadığını anlamış oldum.”

 

 

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

ASLA INSTAGRAM KULLANMAMANIZ GEREKEN ZAMAN…

Sonraki Yazılar

MİS GİBİ KOKAN BALKABAKLI KEK