avoidant1

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI: AVOİDANT (KAÇINMACI) KİŞİLİK BOZUKLUĞU


1969 yılında Theodore Millon tarafından tanımlanan avoidant kişilik bozukluğu, dilimize kaçıngan ya da kaçınmacı kişilik bozukluğu olarak geçmiştir. Herkeste utangaçlık ya da sosyal ortamda çekingenlik hissi var olabilir. Sosyal fobi sahibi kişiler daha çok sosyal ortamlarda bu sorunu yaşarken, avoidant kişilik bozukluğuna sahip olanlar yaşamlarının her alanında aynı tepkileri verirler.

Asıl problem sosyal ve mesleki faaliyetlerle beraber baş gösterir. Toplumda Yüzde 1 oranında bulunurlar ve en uç belirtilerini 40’lı-50’li yaşlarında yaşarlar.

AVOİDANT KİŞİLİK BOZUKLUĞU ÖZELLİKLERİ

Dünyayı düşmanca, soğuk ve aşağılayıcı bir yer olarak görürler.

Sevildiğinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemedikleri gibi sevildiğine de bir türlü emin olamazlar.

Kendilerini yetersiz, küçük ve diğerlerinden aşağıda görür ve başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem verirler. Kritize edilmeye karşı aşırı derecede hassas olurlar ve sosyal ortamlarda bulunmaktan korkarlar.

Yeni etkinliklere katılmaktan ket vururlar.

Eleştirileceği ve dışlanacağı korkusu peşlerini bırakmaz.

Alay konusu olacağı korkusuyla yakın ilişki kurmaktan uzak dururlar.

Ancak yargılanmayacaklarına inandıkları takdirde başkaları ile iletişim kurabilirler.

Sosyal etkileşimlerden kaçınan, toplumdan soyutlanmış, yalnız ve mutsuzdurlar.

Empati yetenekleri gelişmiştir.

NEDENLERİ VE TEDAVİ SÜRECİ

Bazı araştırmacılar kişinin yetiştirilme şekli ile alakalı olduğunu iddia etmektedir. Örneğin ailesi, kardeşleri ya da arkadaşları tarafından sürekli eleştirilmek ve reddedilmek kişinin kendisini değersiz olduğunu düşünmeye itmiş ve herkesin aynı şekilde davranacağını düşünmesini sağlamış olabilir. Fazla korumacı tavır da bu savunma mekanizmasını tetikleyebilir. Genetik ya da hormonal bir etkinin sonucunda olup olmadığı tartışmalıdır. Çünkü stresle mücadele becerilerini yine çevremizden ediniriz. Fakat kaygıdan dolayı kasların gelişimi de engellenebilir. Ayrıca bu kimselerin çocuklarının da aynı kişilik bozukluğuna sahip olma konusunda daha yatkın olduğu unutulmamalıdır.

Zaman zaman bu hastalar psikoloğa ya da psikiyatriste başvurarak terapiye kendi başlarına başvurabilirler, fakat bu durumlarda korkuları öylesine yüksek boyuttadır ki terapi sırasında en ufak bir zorluk ile karşılaştıklarında geri çekilmeye kalkabilirler. Grup terapisinden korkarlar. Psikoterapi, ilaç kullanımına nazaran daha çok önerilir.

Unutmayın ilişki kurmakta zorlanmak, ilişkilerin uzun sürmemesi mutsuz eden ve tedavi edilmesi gereken bir süreçtir. Kişinin yalnızca kendisi mutsuz olmaz, ilişkiden kaçındıkları kimseleri de, sevilmediğini hissetme duygusuna itebilirler.

Etiketler:
Önceki Yazılar

ERKEN ERGENLİK

Sonraki Yazılar

DEMET EVGAR İLE RÖPORTAJ