Young woman drinking coffee at the cafe

KENDİNİZLE YENİDEN BAĞLANTI KURUN

 

 

Bazıları yalnızlığına kendi hayatları kadar değer biçerler ve hatta kendilerini yoksunluğun ısırığına maruz bırakırlar. Bu, utanmayla ilgili bir durumdur. Bu kişilerin biraz sosyal hayat fobisi vardır. Filozof Arthur Schopenhauer, aşkın sadece bir illüzyon olduğunu söyler. “Yalnız olduğumuz zamanki kadar kendimiz olamayız. Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü sevmez. Kendi benliğinin değerinde yalnızlığı besler, ondan kaçar veya onu destekleriz.” Yazar Maurice Blanchot bizlere, kendimize özel bir günlük yazarak yalnızlık hissimizle iletişime geçmemiz için bir alıştırma öneriyor. “Yalnız olduğumda, yalnız değilim, kendime ‘başkasının’ formunda geri dönüyorum. Yalnız olduğumda orada ‘başkası’ oluyor.” Yazarak iç dünyamıza, benliğimizin gizli kalmış kısmına bağlanıyoruz. Bu ifade Jacques Lacan’ın düşüncesiyle örtüşüyor. Ona göre yalnızlığın en iyi panzehiri bilinçdışımızla olan ilişkimizdir.

Ancak bir bilgelik dersi almamız gerekiyor ve bu ders Montaigne’den geliyor. Felsefi içebakışın mucidi olan Montaigne, insan ruhunun karmaşıklığını daha iyi kavrayabilmek için ruh hallerini araştırdı. Akut sonuçlanan ve elden ayaktan düşüren böbrek taşı gibi hastalık deneyimleri üzerine çalıştı. En yakın arkadaşını kaybetti. Başka bir deyişle, içsel yalnızlığını bir müttefikliğe çevirmeliydi. Montaigne, “Kendimize, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü kurmalıyız” der. Bu arka planı izole olacağınız bir yer gibi değil, bilincinizin kendisiyle sohbet ettiği bir sığınak gibi düşünebilirsiniz. Aynı zamanda eğlenme ve oyalanma ihtiyacını gidermeyi öğrendiğimiz bir yer. Burası kendimizle iyi bir düzeyde var olabileceğimiz, egoist ve narsisist beğenilerimizin olmadığı bir yer. Burayı bize iyi gelecek şekilde düzenlemek bizim sorumluluğumuzda. Buranın sahibi ve tek sorumlusu biziz.

 

 

Önceki Yazılar

HİPP BABYSANFT YÜZ GÜNEŞ KREMİ

Sonraki Yazılar

ONE LOVE FESTIVAL