kendinizle-bag-kurun

KENDİNİZLE BAĞ KURUN

 

 

Her ne yaşıyorsak onu kabul ettiğimizde, onun yarattığı hislere alan açıp o hislere dokunarak, duyumsayarak kendimizle bağ kurarak yaşadığımızda, hayat anlamını, yaşama keyfini bize sunuyor. Konforlu duygular hissettiğimizde, bunu deneyimlemek çoğu zaman daha kolay. Ancak, konforsuz ve acı yaratan hislerle temas etmek bizi zorluyor. Duygularımız ne kadar konforsuz, ne kadar acılıysa, o kadar kaçmak istiyoruz. Sanki acıya temas edersek sonsuza kadar acıda kalacakmışız gibi. Oysa acının yarattığı hislere alan açıp temas ettiğimizde, acıyla baş edebilmeye başlıyoruz; çünkü ancak bunu yaptığımızda, bu deneyimin içindeyken nelere özlem duyduğumuzu kendimize sormaya başlayabiliyoruz. Bu özlemler sayesinde evrensel ihtiyaçlarımızla temas etmeye başlıyoruz. İşte bu ihtiyaçlar bizim yaşam enerjimizin, yaşama gücümüzün de ifadeleri. Kendimizle bu şekilde bağ kurup kendimize şefkat gösteremediğimizde, kendi doğamızdan uzaklaşıyoruz. Oysa gönlümüzü başkalarına açabilmek için de kendimizle bağlantı kurmaya ve kendimizi şefkatle kabul etmeye ihtiyacımız var. Kendimiz için mevcut olabildiğimizde ancak mevcudiyetimizi diğerlerine sunabiliyoruz.

Şiddetsiz iletişimden söz ettiğimizde, “şiddetsizlik” sözcüğünü, “şiddetten arındığında yüreğimizde doğal olarak var olan şefkat hali”ni tarif etmek niyetiyle kullanıyoruz.

Şiddetsiz iletişim; insanların korku veya suçluluk duydukları için, utandıkları ya da mecbur olduklarını düşündükleri için değil, şefkatli doğalarından kaynaklanan gönülden verme ihtiyacının motive ettiği arzuyla eyleme geçmelerini önerir. Amacı, bütün tarafların ihtiyacını gözetmektir.  

Marshall Rosenberg, “Şiddetsiz İletişim Bir Yaşam Dili” kitabında, “Her ne kadar bu yöntemden bir ‘iletişim süreci’ veya ‘şefkat dili’ olarak söz etsem de Şiddetsiz İletişim, bir süreç veya dilden fazlasıdır. Daha derin seviyede Şiddetsiz İletişim, dikkatimizi, aradığımız şeyleri bulabileceğimiz yerlere odaklamamızı sürekli olarak hatırlatır” diyor.

Şiddetsiz iletişim süreci bizi, hayatın içinde “neyin olmadığı”ndan “neleri özlediğimize” çevirmeye davet ediyor. Bu nedenle özellikle şiddetsiz iletişim metoduyla konuşurken “niyet”imizle netleşmenin yolculuğumuza kolaylık katacağını düşünüyorum. 

Niyetimizle netleşmeye hizmet edecek bir yöntem olarak dikkatimizi “nasıl”dan “neden”e çevirmek katkıda bulunabilir. Konuşmaya başlamadan önce içimdeki niyeti fark etmek, şiddetsiz iletişim metodunu yeni bir “doğru” değil, tamamen niyetimi şefkate döndürmeyi hatırlatan bir rehber olarak almanın günlük yaşamda akışa katkıda bulunacağını düşünüyorum. Şiddetsiz iletişimin temellerini en ince özellikleriyle anlamaya ve uygulamaya çalışmak şefkatli doğamıza dönmek için kolaylık sağlıyor. Bununla birlikte, yalnızca bir metot olarak algıladığımızda, şiddetsiz iletişimin gramerini uygulamanın diğer insanlarla bağlantı kurmaya hizmet edemeyeceğini düşünüyorum. İçimizdeki şefkatle en azından şefkatli olma niyetiyle buluştuğumuzda, şiddetsiz iletişimin kendimizle ve başkalarıyla ilişkimizi zenginleştireceğine, bağlantıya hizmet edeceğine güveniyorum. Bu kudret hepimizin içinde var.

Yazı: CNVC Uluslararası Sertifikalı Şiddetsiz İletişim Eğitmeni, Deniz Spatar

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KİLO DEDİĞİMİZ ASLINDA NEDİR?

Sonraki Yazılar

PSYCHOLOGIES MUTLU ŞİRKET PROGRAMLARI