kendinolmak

KENDİNİZ GİBİ OLMAK İÇİN BEŞ YÖNTEM


Ne kadar olgun olduğumuzu söylesek de zaman zaman gerçek duygularımızdan ve isteklerimizden uzaklaşabiliyoruz. Ancak kendimiz gibi olduğumuzda dışarıya ışıklar saçabiliriz. Kendinize yakınlaşıp gerçek hislerinizle buluştuğunuzda ilişkilerinizin de değiştiğini göreceksiniz. Uzmanlarımız tarafından önerilen ve iç dünyanızla buluşmanızı sağlayacak beş yöntemi deneyin.

1- GEÇMİŞLE BARIŞIN

Miray, 27 yaşında, “kendi başarılarını, ebeveyni onun yaşındayken gerçekleştirdikleriyle karşılaştırmadan” hayatını yaşamaya çabalıyor. Sinan’ın ise alkolik bir anneye sahip olmanın “utancından” kurtulması ancak 40’larının başında mümkün olmuş. Kimliğimiz aynı zamanda özdeşimlerden besleniyor. O yüzden ebeveynimizin bize bıraktığı miras bize ket vuruyor veya korkutuyorsa, tamamen kendimiz olmamız mümkün değil.

Böyle olunca, “gerçek olmak” tabiri Sosyolog Vincent de Gaulejac’ın şu cümlesiyle anlam buluyor: “Birey, öznesi olmaya çalıştığı bir tarihin ürünüdür.” Gaulejac, isteyenlerin aile tarihini keşfedebileceği “ilişki ve araştırma grupları” üstüne çalışıyor. “Tarihçiler gerçekliğin var olmadığını bilir” diyor ve ekliyor: “Çünkü tarih, bizden önce var olan bir hikâyedir, kısmen inançlarla inşa edilen öznel bir yapıdır, yani amaç gerçekliğe ulaşmak değil, onunla barışık bir ilişki kurabilmek.”

Bu girişim, tarihin, sosyolojinin veya psikolojinin araçlarını kullanarak atalarımızın deneyim ve eylemlerini kendi dönemleri içerisinde yeniden konumlandırmayı hedefliyor. Gaulejac, “Bu çalışma, ebeveynimizin bazı tercihlerinin daha az dramatik hale gelmesini mümkün kılarken, sır veya deliliklerin neden ortaya çıktığını anlamaya yardımcı oluyor. Kimi zaman hissettiğimiz suçluluk duygusuna dair bizi aydınlatıyor” diyor.

2- “KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN İNSAN” OLUN

Geçmişimizle barışmış, kendimizi yalana başvurmadan ortaya koymayı öğrenmiş olabiliriz ama yine de hayatımızın arka odalarında yaşıyor gibi hissetmeye devam edebiliriz. “Açılmamı sağlayacak işi hâlâ bulamadım” diyor 38 yaşındaki Suzan. “İş hayatımız derin arzularımızı tatmin etme konusunda yetersiz olduğunda ışıltımızı, yaratıcılığımızı, atılım yapma gücümüzü kaybediyoruz” diye belirtiyor Psikolog Rebiha Couillet. “Bizden istenilen şeyi hiçbir heyecan duymadan, depresyon veya tükenme pahasına yapmakla yetiniyoruz.”

Couillet, dört kutup etrafında şekillenen bir düşünme biçimi öneriyor: Yetenek (yapmayı iyi bildiğim şey), tutku (yapmayı sevdiğim şey), ihtiyaçlar (göğüslemem gereken sıkıntılar) ve anlam (bu etkinlik benim değerlerime uyuyor mu?). Derin bir çalışmayla her birimiz bu dört kutbun kaynaştığı alan veya alanları tanımlayıp, “iç dünyamız ve gerçekleştirdiklerimiz arasında bir bağ” bulmanın yarattığı tatmin duygusunu yaşayabiliriz.

3- DUYGULARINIZDAN FAYDALANIN

Benliğimizin derinliklerine ulaşmak için izleyebileceğimiz bir diğer rota duygularımız. Özellikle de her şey iyiye gidiyor gibi görünürken bizi aşağıya çeken, anlamlandıramadığımız bir sıkıntı hissettiğimizde olduğu gibi duygularımızın gerçeklikle uyumsuz göründüğü zamanların farkında olmalıyız. “Üzüntümü azaltarak veya en ufak bir öfke ihtimalini önleyerek dengeli bir ruh hali yakalama konusunda zorlanıyorum” diyor 29 yaşındaki Pars. “Gerçek şu ki patlamadan önce kendimi dinlemeyi bilmiyorum.”

“Asıl mesele duygularımıza güvenmek, çünkü kimi zaman görmezden geldiğimiz anlaşılmak, kabul edilmek, saygı görmek gibi ihtiyaçlarımızı yansıtıyorlar. Ama aynı zamanda da duygularımıza güvenmemek, çünkü duygular sıcağı sıcağınayken en uygun tepkileri vermemize engel olabiliyor” diye belirtiyor Psikoterapist Catherine Aimelet-Périssol. Somut konuşmak gerekirse, bir duygu bizi kıskacına aldığında, onu ne elimizin tersiyle itmeli ne de en ham haliyle ifade etmeliyiz. Yapmamız gereken şey o duyguyu ciddiye alıp deşifre edilmesi gereken bir mesajmışçasına üzerine düşünmek. Başka bir deyişle en gerçek halimize ulaşmak için ilk tepkilerimizi erteleyip, duygularımızı sözcüklere dökmeli ve bu duyguların kaynağı olan ihtiyaçlarımızı belirlemeliyiz.

4- SAMİMİYETE CESARET EDİN

Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar? “Çift hayatı bana ben olmamda yardımcı oluyor” diyor 34 yaşındaki Emine ve ekliyor: “Ama belki de evlenmeye cesaret edebilmemin nedeni kendimi olduğum gibi kabul edebilmemdir.” “Nedeni her ne olursa olsun, samimiyet kendi başına bir ifşa hali” diye bu durumu onaylıyor Psikoterapist Brigitte Martel. “Çünkü samimiyet demek, istila edilmiş hissetmeden tüm çıplaklığımızla bir başkasının kendi alanımıza girmesine izin vermek demek. Aynı şekilde bizim de diğerini olduğu gibi kabul etmek ve sevmek üzere onun alanında ilerleme cesareti göstermemiz anlamına geliyor.”

Bu alışveriş yalnızca çiftlere özgü değil. “Arkadaşlar, iş arkadaşları, hatta gerçek bir iletişim kurmayı tercih edersek birbirini tanımayan insanlar arasında da samimiyet kurulabilir” diyor Martel. Zor kısmı, yargılanma korkusunu aşmak ve anlaşmazlık, memnuniyetsizlik veya hayal kırıklığının ilişkinin bir parçası olduğunu kabul etmekte yatıyor. Ortak noktalarımızda olduğu gibi anlaşmazlıklarımızda ve yetersizliklerimizde de buluşmayı kabul etmezsek, nasıl gerçek olabiliriz ki? Bu da karşılıklı olarak diğerini olduğu gibi kabul edip sevmekten geçiyor.

5- YAŞAM ÖYKÜNÜZÜ ANLATIN

“Daha gençken, aklımdan geçen her şeyi dile getirerek ‘kendim gibi’ olduğumu sanırdım. Söylediklerimle etrafımdakileri yaralıyor veya terbiye sınırlarını aşıyor olsam da ben kendimi ‘tam’ hissediyordum” diye anlatıyor 33 yaşındaki Nida. Oysa, “Gerçek olmak, her şeyi söze dökmek demek değildir, daha ziyade doğru bir şekilde söylemektir” diye açıklıyor Brigitte Martel. Ancak bu da yeterli değil. Önemli olan kendimizi inkâr etmeden veya çırılçıplak kaldığımız hissine kapılmadan kendimizden söz edebilmek.

“Düşüncelerinizi veya duygularınızı, onları aktardığınız kişilere saygı sınırınızı aşmadan yansıtan kelimeler bulun. Söylediklerinizin içeriği kadar söyleme biçiminize de özen göstermenizi gerektiren samimi bir ifade biçimi diyebiliriz buna. Söyleme biçimi olarak, kendimizden bahsederken, ‘sen’ dili yerine ‘ben’ dilinde konuşmalıyız, çünkü kendi hislerimiz erişimimiz olan yegâne gerçeklik” diye belirtiyor Brigitte Martel. Psikanalist Philippe Grimbert, derinleşmek için, “Kendimize bakıp toplumun zayıflık olarak addettiği şeyleri kabul edebilmeliyiz” diyor. “Korkularından veya göğüslediği zorluklardan şikâyet etmeden, teşhircilik yapmadan, küçük düştüğünü hissetmeden söz eden insanlardan her zaman etkilenmişimdir. Analist olmamın yanı sıra işim, analize gelenlere zayıflıklarını güce çevirmeleri konusunda yardımcı olmak. Yaralarımızdan ve onlarla yüz yüze gelmekten hiçbir zaman kurtulamayız. Konu eksikliklerimiz veya zayıflıklarımız olduğunda, onları başka kılığa sokmayı bırakıp geliştirmeye çalıştığımız anda bu  gerçeklik kişiliğimize güzellik katıyor”.

Terapi, bir gerçeklik okulu mudur?

“Terapiye kendi gerçekliğini ortaya koyma talebiyle nadiren gelinir” diyor Doktor ve Psikoterapist Catherine Aimelet-Périssol. Öncelikle yaşadığımız şeyin kendimiz için uygun, doğru ve iyi olmadığı hissine bağlı olarak kurtulmak istediğimiz bir acı olur. Ama konu rahatsızlığımızın “gerçek nedenleri” ve semptomlarımızın altında gizlenen “gerçek kişiliğe” gelince, üstü kapalı olan talep kesinlikle bir aydınlanmayla sonuçlanır.

Peki, sözcükler nasıl özgür kalır? Terapist, aldığı eğitim sayesinde danışanın sözcüklerinin ötesini duyar ve acısını keşfetmesi için ona rehberlik eder. Terapi ilişkisinin kuralları ise şöyledir: Gizlilik, özgür konuşmaya davet veya her şeyi söyleyebilmek için ödeme yapmak.

Kısacası terapi, boyunduruğu altına girdiğimiz etkilerden özgürleşmemize, otonom olma ve özgür tercihler yapmamıza izin vererek bizi daha gerçek kılar.

 

 

 

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

SEVGİLİLER GÜNÜ HEDİYESİ MESELESİ!

Sonraki Yazılar

SEKSTEN ÖNCE KAFANIZI BOŞALTIN