kendine-iyi-bakmanin-baska-bir-yolu

KENDİNE İYİ BAKMANIN BAŞKA BİR YOLU

 

 

Eski çağlardan bu yana, beden ve zihin birbirinden ayrı olarak düşünülüyor; oysaki insan bir bütün. Hastalıklar, ister fiziksel ister zihinsel olsun, her ikisinde de kendine yer bulabiliyor. Bu gerçeği dikkate alarak kendimizi iyileştirmeyi öğrenme zamanımız geldi.

Neredeyse kendimi bildim bileli başım ağrıyor. Annem yedi yaşındaki bir fotoğrafımı gösterdi, elimle başımı tutuyorum! Genç yaşlarımda kusmayla beraber hastanede biten ağrılarla baş ettim. Güncel olarak ise doktor kontrolünde ilaçla yaşamımı sürdürüyorum. Birçok doktor ilaç almamın psikolojik bir etkisi olduğunu söyledi, ancak ilaçsız baş ağrımın asla geçmeyeceğine inanıyorum.” İstanbul’da bir alışveriş merkezinde pazarlama müdürü olarak çalışan 47 yaşındaki Levent, sebebi tam olarak belirlenememiş migren ataklarına sahip. Kendisi atakları tetikleyen birkaç neden tespit etmiş, ancak yine de oldukça değişken olduklarını söylüyor: Çok uyku, kırmızı şarap, ani duygu değişimleri, öfke, bunaltıcı ortamlar, hatta spor… Migrene daha sonra boyun, omuz ve sırt bölgesinde fibromiyalji tanısı eklenmiş. Dolayısıyla uzun bir süre hastane yollarını arşınlamış. Nöroloji, psikoloji ve psikiyatri alanlarına danışmış, ancak net bir tanı konulamamış. Alternatif tedaviler de denemiş. “Kas sıkışması veya fıtığım yok. Belki tümör vardır diye üç kez beyin röntgeni çektirdim. Akupunktur, kayropraktik tedavi ve masajları da denedim.” Sonuçta migrenle baş etmek için kendi yolunu çizmiş. “Eskiden başı ağrımayan insanlara imrenirdim. Hal hatır sorulduğunda hemen bu ağrılarımı anlatırdım. Sosyal medyada depresif paylaşımlar yapardım. Hâlâ da bazen çocuk gibi ağlayasım geliyor. Ağrıyı tetiklediği kesin olan öğeleri hayatımdan çıkardım. İyi gelen ilacı buldum, doktor kontrolünde onu kullanmaya devam ediyorum.” Migren atakları tamamen geçmemiş, ancak biraz kontrol altına alabilmiş. Levent, bu rahatsızlığı için eskisi kadar üzülmüyor ve durumu kabullenmişe benziyor. “Tıpta gri alan olarak adlandırılan bu garip rahatsızlıkla yaşamaya alışıyor insan.” Levent’in paylaştığı durumla günümüzde çok sık karşılaşılıyor. Muayenelerde ve tahlillerde somut bir neden bulunamayınca, psikolojik bir neden aranıyor. Bazen de psikolojik durumların fiziksel hastalıklara sebep olduğu düşünülüyor. Belki de tam olarak bu durumdan yola çıkarak, beden ve ruh sağlığı artık beraber düşünülmeli.

BEDEN-ZİHİN ZİNCİRİ

Bu birleştirici yaklaşım aslında birbirinden farklı birçok alanda mevcut. Psikanalizde benlik ve beden ayrı ayrı değil, birbirleriyle bağlantıları doğrultusunda ele alınıyor. Fransız psikanalizinin önemli ismi Didier Anzieu, “deri-ben” teorisiyle, bedenin sınırlarını çizen derinin; iç dünyayı içerme, dış dünyayla sınır çizme ve iletişim işlevlerini yerine getirerek çocuğun benlik oluşumunda rol oynadığını belirtiyordu. Yine aynı ülkeden daha çağdaş bir psikanalist olan Jacques Lacan ise insanın bedeniyle konuştuğunu, ancak bunu bilmeden yaptığını ifade etmişti. Daha uzaklardan bir örnek olarak Çin tıbbında ise ego, psişe ve beden arasında ayrım yapılmıyor.

Bedenin zihinle iyileşmesi bilinçdışına ait bir bilmece. Tibetli rahip Phakyab Rinpoche, “Meditasyon Hayatımı Kurtardı” (Meditation Saved My Life) isimli kitabında, 2000’lerin başlarında bu psikobedensel yaklaşımın, onu klasik tedavilerin hiçbir çözüm sunamadığı bir hastalıktan (kangren olmuş ve kesileceği söylenen bir bacak) kurtardığını anlatıyor.

Meditasyon yaparak, huzurlu yaşayarak, sağlıklı beslenerek, beş yıl sonra Rinpoche problemsiz yürüyordu. Bu denli mucizevi bir sonucu muhtemelen sadece bir meditasyon virtüözü elde edebilir. Ancak, bilimsel olarak incelenmiş bu vaka, zihnin terapötik gücünün bir yanılsama olmadığını da kanıtlıyor.

Nörobilimin güncel keşifleri de bu sezgileri haklı çıkarıyor. “Beden-Zihne Yeni Bir Yaklaşım” (A New Body-Mind Approach) kitabının yazarı, psikanalist ve psikosomatisyen Prof. Jean Benjamin Stora’nın belirttiği üzere, 1990’lardan bu yana, birçok araştırma bağışıklık sistemi ve psikoloji arasındaki ilişkiyi göstermeye başladı. “Bedene bir makine gibi yoğunlaşan modern tıp, insan öznesinin sadece maddi kısmına, yani bedene odaklandı. Oysaki insan bir bütündür. Psikolojik işleyiş biyolojik ve fizyolojik işleyişi etkilemektedir.” Bunun yanı sıra, psikiyatr Patrick Lemoine’ın da altını çizdiği gibi, bazen bir plasebo, yani etkili olduğu varsayılan etkisiz bir madde, gerçek bir ilaçtan daha etkili olabilir.

Aynı nedenle, doktor ve hasta arasındaki empati ilişkisi, diyabet gibi psikolojik olabileceği düşünülmeyen bir hastalığın iyileşmesinde bile rol oynayabiliyor. Her tedavinin, kişinin öznelliğini dikkate alarak, daha bütüncül ve geniş bir çerçevede inceleyen bir yaklaşımdan geçmesine dair sezgiler kuvvetleniyor. Dolayısıyla onkoloji, gastroenteroloji, endokrinoloji gibi bölümlerde doktorlarla birlikte psikologların da aktif varlığına ihtiyaç doğuyor.

BİLİNÇDIŞI VE BEDEN İLİŞKİSİ

Bilinçdışındaki çatışmaların kendisini beden aracılığıyla ifade ettiği, psikolojide uzun zamandır biliniyor. Psişe ve beden anlamına gelen soma kelimelerinin bir araya getirilmesiyle meydana gelen “psikosomatik” kelimesi, 19. yüzyılın başında Avusturyalı psikiyatr Johann Christian August Heinroth tarafından oluşturuldu. Heinroth cinsel arzuların epilepsi, tüberküloz ve kanser üzerinde etkisi olduğunu düşünüyordu. Ancak, “modern anlamda” ilk psikosomatik yaklaşım uzmanı, Freud’un dönemdaşı Georg Groddeck oldu. Groddeck, bedendeki her belirtinin analiz edilmesi gereken gizli bir anlamı olduğundan emindi. Örneğin sırt ağrısı, kişinin sırtında manevi yönden çok yükü olduğuna işaret edebiliyordu. Bu düşünce tarzı hâlâ devam ediyor, ancak dikkatli olmak gerekiyor, bir rahatsızlığın anlamını sezmek, onu ortadan kaldırmayı mümkün kılmıyor. Zihin sadece iyileştirmeye değil, hasta etmeye de eğilim gösterebiliyor.

İYİLEŞTİRİCİ HAYAL GÜCÜ

Ericksonian hipnoz ve sofroloji gibi diğer yaklaşımlar ise hayal gücüne ve yaratıcı erdemlere hitap ediyor. Bu yöntemlerin atası olan otohipnoz 1920’lerde Émile Coué tarafından icat edildi. Sabah-akşam söylenecek şu basit cümlelerin iyileştirme gücü olduğunu söyledi: “Her gün, her açıdan, gittikçe daha iyiye gidiyorum.” Coué’ye göre kişi, söz konusu bir hastalıktan iyileşmeyi hayal ediyorsa ve eğer böyle bir imkân varsa, bu gerçekleşir.

Aynı şekilde, onkoloji ve radyoloji uzmanı Carl Simonton, 1970’li yıllarda, günümüzde halen kanser hastaları tarafından kullanılan terapötik bir görselleştirme tekniği geliştirdi. Bu yöntemdeki en önemli nokta, kanser hücrelerinin benlik tarafından dışarı atıldığını hayal ederek iç kaynakları hayata geçirmek. Örneğin hastalık, ezilecek kumdan bir kale, bağışıklık sistemi ise bir kasırga veya tsunami olarak sembolize ediliyor. Hastalığın daha küçük ve hassas canlandırılması dışında bir uygulama talimatı bulunmuyor.

BAĞ KURMA İHTİYACI

Simonton, en iyimser ve en gönüllü hastaların ilerleme kaydedeceğine inanıyordu. Neyse ki bu yöntem çok kaygılı ve pesimist hastalarda dahi işe yaradı. 1980’li ve ’90’lı yıllarda, kanser uzmanı Prof. Claude Jasmin, Paris Psikosomatik Enstitüsü işbirliğiyle, iyi bir zihinselleştirme yeteneğinin (düşünceleri ve duyguları düzenleme yeteneği), bağışıklık sisteminin enerjisini ve yaşam arzusunu artırdığını ortaya koydu.

Sağlığı korumanın en iyi yolu ise, her gün kendine bir iyilik yapmak! Bugün artık bir uzmanla görüşmek için uçurumun kenarına gelmiş olmayı beklememek gerekiyor. Bedeni ve zihni rahatlatan yoga, relaksasyon ve sofroloji gibi yöntemlere gittikçe daha çok başvuruluyor. Ayrıca, diğerleriyle ilişki kurmayı sağlayan empati, altruizm, şükretmek gibi tutumları öne çıkarmak da fayda sağlıyor. Sağlıklı yaşamak için en iyi yol belki de iyi ilişkilere sahip olmaktır.

 

 

Önceki Yazılar

İYİ YÖNETİCİ KİME DENİR?

Sonraki Yazılar

İLİŞKİNİZİN BİTMESİ GEREKTİĞİNİ GÖSTEREN 10 İŞARET