kendimizde-neleri-seviyoruz

Kendimizde Neleri Seviyoruz?

Bedenimizle çok barışık değiliz, cinsellikle de. En çok da eğitimimizden şüphe duyuyoruz. Uzman klinik psikolog Özge Sezen Psychologies’nin internet sitesinden gerçekleştirdiği anketi yorumladı ve sonuçları analiz etti.

Bedenimizle Derdimiz Var

İnternet sitemizde gerçekleştirdiğimiz araştırmanın sonuçlarının neye işaret edebileceğini sorduğumuz uzman klinik psikolog Özge Sezen, “Hepimiz zaman zaman fiziksel görünüşümüzle ilgili endişe duyabiliriz. Ancak bu endişelerin gün boyu sürmesi ve rahatlama sağlanamaması beden imajıyla ilgili komplekslerin habercisi olabilir. Bu kompleksler kişinin fiziksel görünümüyle aşırı uğraşması şeklinde kendini gösterir” diyerek uyarıyor. Reklamlarda ve sosyal medyada görseller üzerinde yapılan oynamalar günümüzde kompleksleri tetikliyor. Güzelliğin sadece zayıflıkla mümkün olduğu fikri aşılanan bir dünyada kendimizi sürekli “fazla kilolu” algılıyoruz. Neler mi yapıyoruz? “Ayna önünde uzun saatler harcamak, beden görünümünden memnun olamamak, aşırı egzersiz ve kalori hesabı yapmak fiziksel görünüşleriyle ilgili komplekslere sahip kişilerin tipik davranışları arasında” diye yanıtlıyor Sezen. Beden imajı algısı birçok ruhsal rahatsızlıkla da ilişkide bulunuyor. “Depresyon, kaygı bozukluğu, yeme bozukluğu, sosyal ilişkilerde bozulma ve özgüven eksikliği ile arasındaki ilişkiler düşünüldüğünde, ciddiye alınması gereken bir sorun. Bu noktada komplekslerin haklı sebeplerden mi, yoksa beden imajıyla ilgili olumsuz inançlardan mı ya da yüksek standartlardan mı kaynaklandığının farkına varılması önem taşıyor.”

Kendinizi aşağıdaki özelliklerinizle ilgili mutsuz hissettiğiniz oluyor mu?      

Kilonuz  %27

Boyunuz  %20

Karnınız  %14

Burnunuz  %12

Poponuz  %7

Saçlarınız %4

Aşağıdaki özelliklerinizden şüpheye düştüğünüz oluyor mu?

Fiziksel görünümünüz

Evet sıklıkla: %44 

Evet bazen: %20

Asla: %36   

Toplam evet: %64   

Kıyafetlerinizin görünümü 

Evet sıklıkla: %18 

Evet bazen: %35

Asla: %47   

Toplam evet: %53

• Genel fiziksel görünüme bakılacak olursa, katılımcıların %64’ünün fiziksel görünümünden şüpheye düştüğü gözlemleniyor. Bu durum kıyafetlerden (%53) çok bedenle ilişkili görünüyor.

• Ankete katılanların verdiği yanıtlara göre %27 ile “kilo”, bedenle ilgili mutsuz hissedilen özelliklerin başında geliyor.

Cinselliğimizden Kaygılıyız

Uzman klinik psikolog Özge Sezen, cinsel performansla ilgili komplekslerin temelinde, partnerini tatmin edemeyeceğine yönelik olumsuz beklentilerin ve beden görünüşü hakkında takıntılı düşüncelerin yer alabileceğini belirtiyor. Diğer bir etken ise mükemmeliyetçilik. “Kusursuz olmak için aşırı çabalamayı, yüksek standartlar belirlemeyi, kendini diğerleriyle kıyaslamayı ve başkalarının değerlendirmelerine ilişkin endişe duymayı içeren mükemmeliyetçilik cinsel performansla ilgili kaygıların artmasına neden olabiliyor.” Performans ve mükemmellik algısında pornografinin rolü ise aşikâr. Sezen, cinsellikle ilgili şüphelerin etkileyeceği diğer alanlara da dikkat çekiyor. “İlişkiden alınan tatmin, özgüven ve genel iyi oluş hali üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde, cinsel performans hakkındaki komplekslerin değerlendirilmesi önem taşıyor.” Nitekim cinsellik bir yarışma değil, bir paylaşım.

Aşağıdaki özelliklerinizden şüpheye düştüğünüz oluyor mu?

Cinsel performansınız

Evet sıklıkla %15 

Evet bazen %38

Asla %47   

Toplam evet %53    

• Cinsel performansından “sıklıkla” şüphe duyanların oranı %15, “bazen” şüphe duyanların oranı ise %38. Bu sayılar katılımcıların yarısından fazlasında cinsel performansa dair şüphelerin yaygınlığına işaret ediyor.

Kültürel Donanımımızdan Şüphe Ediyoruz

“Bu komplekslerin ve getirecekleri endişelerin iki farklı sebebi olabilir: Beceri eksikliği ya da kişinin kendi hakkındaki olumsuz inançları. Öncelikle kompleksin kaynağının ne olduğu anlaşılmaya çalışılmalı. Çünkü her iki sebep için farklı adımların izlenmesi gerekir. Eğer bu kompleksler beceri eksikliğinden kaynaklanıyorsa, eksiklikleri belirlemeye ve geliştirmeye odaklanılmalıdır. Ancak sebep, kişinin kendisi hakkındaki gerçekçi olmayan olumsuz inançlarıysa, bu inançlar belirlenmeli ve değiştirilmelidir. Örneğin ‘İş ve başarı alanlarında birçok insan benden daha yetenekli’ şeklinde düşüncesi olan bir kişinin kendini sürekli başkalarıyla karşılaştırması ve hiçbir başarısından tatmin olamaması kaçınılmazdır. Bu durumda öncelikle endişenin altında yatan olumsuz düşüncelerin değişimine odaklanılması gerekir.”

Aşağıdaki özelliklerinizden şüpheye düştüğünüz oluyor mu?  

Eğitiminiz

Evet sıklıkla %29

Evet bazen %41

Asla %30

Toplam evet %70

Kültürünüz

Evet sıklıkla %21

Evet bazen %44

Asla %35

Toplam evet %65

Entelektüel kapasiteniz

Evet sıklıkla %21

Evet bazen %44

Asla %35

Toplam evet %65

 • Eğitimlerine dair şüphelerini sorduğumuz katılımcılardan %29’u “sıklıkla” şüpheye düştüğünü belirtirken, %41’i “bazen” şüpheye düştüğünü söylüyor. Toplam evet %70.

• Benzer şekilde kişisel kültürleriyle ilgili olarak katılımcılardan %21’i “sıklıkla” şüpheye düştüğünü belirtirken, %44’ü “bazen” şüpheye düştüğünü söylüyor. Toplam evet %65 ile yine oldukça yüksek.

• Katılımcıların %64’ü de entelektüel kapasitelerinden şüphe duyduklarını ifade etmiş bulunuyor.

Bağ Kurmak Önemli

“Sosyal ilişkilerinden memnun olmamanın sonucunda yalnızlık duygusu kendini gösterir. Yalnızlık duygusu beynimizin bize bağ kurmaya ihtiyacı olduğunu söyleme şeklidir. Bu duyguyla mücadele ediliyorsa düşünmek gerek: Tek başına mısınız? Yoksa büyük bir kalabalığın içinde sıcak bağların ve paylaşımların eksikliği nedeniyle mi yalnız hissediyorsunuz? Bu ayrımdan sonra yalnızlık hissiyle mücadele etmek için, çok sayıda insanla iletişim kurmanın değil, bağ kurmanın önemli olduğu fark edilir. Sıcak bağlar ve paylaşımlar için kendini doğru ifade etme becerisi ise oldukça önemlidir. Bu nedenle, doğru iletişim becerileri kazanmaya yönelik çalışmalar yalnızlık duygusuyla baş etmede faydalı olabilir.”

Aşağıdaki özelliklerinizden şüpheye düştüğünüz oluyor mu? 

Sosyal çevreniz

Evet sıklıkla %29

Evet bazen %18

Asla %53

Toplam evet %47

Kendinizi doğru ifade etmeniz

Evet sıklıkla %34

Evet bazen %41

Asla %25

Toplam evet %75

• Sosyal bağlarıyla öne çıkan bir toplum kültürüne sahibiz. Ancak katılımcılar arasında sosyal çevresinden “sıklıkla” şüphe duyanların oranı %29, bu şüpheyi “bazen” duyumsayanların oranı ise %18.

• İletişimde ise rakamlar biraz çelişkili. Katılımcılar kendilerini doğru ifade ettiğinden ağırlıklı olarak emin değiller. Sadece %25’i kendini doğru ifade edebildiğinden tamamen emin.

Komplekslerimizi Kabullenmek Çözümün Yarısı

“Komplekssiz olmak mümkün değil ve hatta iyi oluş hali için gerekli de değil” diyor, uzman klinik psikolog Özge Sezen. “Önemli olan bu komplekslerin yoğunluğu ve deneyimlenme sıklığıdır. Düşük yoğunlukta yaşanan ve sık sık kendini göstermeyen kompleksler, kişinin gelişime açık yanlarını fark etmesine ve bu alanları geliştirmesine yardımcı olabilir. Ancak eğitim, cinsel performans, iletişim gibi yaşamın çoğu alanında yoğun olarak hissedilen kompleksler, iyi oluş halini, özgüveni ve yaşamdan alınan tatmini kaçınılmaz olarak olumsuz etkiler. Böyle bir durumda bir uzmandan alınan destek, kişinin komplekslerinin yarattığı endişelerle baş etmesine yardımcı olur.”

Kendinizi aşağıdaki ifadelerden biriyle  tanımlar mısınız?   

Kompleksleri olan ama onları oldukça kabullenen biri %38

Geçmişte kompleksleri olan, ancak artık bunlardan kurtulmuş olan biri %25

Kompleksleri tarafından kendini engelleniyor hisseden biri  %23

Geçmişte ve şimdide komplekssiz biri %14

•  Sonuç olarak, komplekslerimizi ne kadar kabullenebiliyoruz? Katılımcıların %38’i kendini “kompleksleri olan ama onları oldukça kabullenen biri” olarak tanımlıyor. %25’i ise benzer şekilde kompleksleri olduğunu kabul ediyor, ancak bunlardan kurtulmuş olduğunu belirtiyor.  Kabullenme çözümün yarısıdır!

•  Kompleksleri tarafından kendini engelleniyor hissedenler ise %23.

•  “Geçmişte ve şimdide komplekssiz biri”; kendini bu şekilde tanımlayanların oranı ise sadece %14. Komplekssiz olmak mümkün mü?

Peki, Komplekslerimizle İlgili Ne Yapmalıyız?

Klinik psikolog Özge Sezen, komplekslerin aile dinamikleriyle ilişkisine değinerek, aktif bir kabul ediş tutumunu öneriyor. “Komplekslerin oluşum sürecine baktığımızda, çocukluk ve ergenlik yıllarındaki yaşantıların oldukça önemli olduğunu görüyoruz. Özellikle aile içinde tekrarlayan olumsuz deneyimler, komplekslerin gelişimine zemin hazırlar. Bu nedenle, yoğun komplekslerin gelişimini önlemek amacıyla aile dinamiklerine bakmak önem taşır.

Son olarak, kompleksleri aşmanın yolunun onlardan ‘arınmış’ bir yaşam sürmeye çalışmak olmadığını söyleyebilirim. Öncelikle onları fark etmeli ve sonra da kabullenmeliyiz. Ancak bu kabullenme pasif bir kabul ediş olmamalı. Örneğin ‘Eğitimim yeterince iyi değil ve bu saatten sonra yapacak bir şey yok’ demek pasif bir kabul ediş halidir. Ancak aktif bir kabul ediş, ‘Evet, eksiklerim var ama bu alanlarda kendimi geliştirebilirim’ düşüncesini içerir.”

 

 

Önceki Yazılar

Vipassana Meditasyonu Nedir, Nasıl Uygulanır?

Sonraki Yazılar

Stresinizi Azaltacak Film Önerileri