ROBERT NEUBURGER SEANCE 20 JUIN 2011 AVEC REBECCA

“KENDİMİ YALNIZ HİSSEDİYORUM”

 

 


Her ay bir Psychologies okuru Psikiyatr ve Psikanalist Robert Neuburger’le ön görüşme yapıyor. Bu ayki okuyucumuz 45 yaşındaki Clara.

Uzun yıllardır beni boğan bir duygu, ağlama krizlerine girmeme neden oluyor. Nereden geldiğini, nasıl kontrol edeceğimi ve ortadan kaldıracağımı bilmiyorum” diye söze başlıyor Clara. “Çok güçlü bir duygu ve buna yalnızlık hissi eşlik ediyor. Bunun üstesinden tek başıma gelmeliymişim ve kimse bana yardım edemezmiş gibi geliyor. Ölürsem bir tek annem ve çocuklarım üzülür diye düşünüyorum.

Robert Neuburger, “Ne iş yapıyorsunuz?” diye soruyor.

Clara: Şu sıralar yazıyorum, daha önce ufak tefek işler yaptım ama asıl, bugün 22, 20 ve 16 yaşında olan, üç çocuğumu büyüttüm. Yazarken insanların yaşantılarından ilham alıyorum; mesela anne ve babamın geçirdikleri zor dönemlerin hikâyesi gibi.

Robert Neuburger: Geçirdikleri zor zamanları anlatabilir misiniz?

C.: Babam beş sene önce kalp krizinden öldü. Annem halen hayatta ve sık sık görüşüyoruz. İki kız kardeşimle ilişkilerim iyi ama kardeşlerimden biri boşanmamdan dolayı beni suçladığı için aramızda biraz soğukluk var.

N.: Boşanmayı siz mi istediniz?

C.: Evet, iki yıl önce ayrıldık. İlk başlarda beni dinliyordu ve hayat projemizin aynı olduğunu düşünüyordum. İlk çocuğumuzun doğumundan sonraysa çok değişti. Endişeli ve öfkeli biri haline geldi. Çocuklara karşı sertti. Çocuklarımızın eğitimi konusunda tartışmaya başladık. Ben daha modern bir eğitimden yanayken, o daha geleneksel eğitimi savunuyordu. Bir psikoloğa danıştım. Psikolog ilişkimizi daha net görmeme ve ayrılma kararı almama yardımcı oldu. Ayrıldığımızdan beri çok daha iyi hissediyorum.

N.: Ailenizin hikâyesi nedir?

C.: Babam ticaretle uğraşıyordu ve bizi annem büyüttü. Annem Vietnam’da doğmuş, büyükbabam Fransız, eşiyse Vietnamlıymış. 10 yaşındayken annem annesini bırakıp babasıyla Fransa’ya gelmek durumunda kalmış. Büyük bir terk etme duygusu yaşadığını düşünüyorum. Her zaman evde büyük bir kırılganlık hissettim.

N.: Garip bir şekilde, görüşmemizin başında siz yalnızlıktan bahsederken, ben terk etme duygusunu düşündüm. Siz bu kelimeyi anneniz için kullandınız. Bazen bu duygu aktarılır.

C.: Özellikle kız kardeşimin doğumundan beri, çünkü o dönem beni babaannemle dedemin yanına gönderdiler. Ne kadar onlarla kaldım bilmiyorum ama bana çok uzun gelmişti. O zaman, bana uslu olmam gerektiğini çünkü annemin çok yorgun olduğunu söylediklerini hatırlıyorum.

N.: Uzun zamandan beri mi yazıyorsunuz?

C.: Aslında yazmak ve okumak hayatta her zaman eşlikçim oldular. Bunlar hayal gücümü besledi ve sonunda kendi hikâyelerimi yazmaya başladım. Şimdiye kadar yazdıklarımı yayımlamayı hiç düşünmemiştim ama şimdi, “Hadi! Başla bir yerden” diyorum kendime.

N.: Biraz daha gerilere gidelim. Vietnamlı anneannenize ne olduğunu biliyor musunuz?

C.: Yedi, sekiz yıl önce öldü. Annemin onu bir kere daha görme fırsatı oldu, iletişim halindeydiler. Sanırım bir ara onu Fransa’ya getirmek istediler ama o ülkesini bırakmak istemedi.

N.: Anneniz annesinin ölümünü nasıl karşıladı?

C.: Annem Vietnam geçmişi ve çocukluğuyla ilgili hiçbir şey anlatmıyordu. Daha yeni yeni bir şeyler anlatmaya başladı.

N.: Dedeniz, annenizin babası, evlenmiş mi?

C.: Annemle Fransa’ya döndükten sonra biriyle evlenmiş. Annem yetimhaneye yerleştirilmiş, çünkü dedemin ailesi evlilik dışı doğduğu için onu kabul etmemişler.

N.: Oldukça ağır bir terk edilme hikâyesi. Suçluluk hissi bazen mantıksızdır. Annenizin sanki annesini o terk etmiş gibi kendini suçlu hissetmiş olabileceğini düşünüyor musunuz?

C.: Belki de. Emin olduğum tek bir şey var; annem benim ve kız kardeşlerimin üzerine çok düşerdi ama boğucu değildi. Çok değişkendi aslında; bazen çok koruyucu, bazense çok ilgisizdi. Kendi başımızın çaresine bakmamız gerekti. Geçen yaz, annem çocuklarımı yetiştirme şeklime karışınca, onunla çok büyük bir tartışma yaşadık. Ona bir yetişkin olduğumu ve ne yapmam gerektiğini bildiğimi söyledim. Ayrıca onu sevdiğimi ancak her zaman onun yanında olmam konusunda bana güvenmemesini, aynı şekilde benim de böyle bir şey beklemediğimi, herkesin kendi yaşantısı olduğunu belirttim. Önce küstü ve iki gün benimle konuşmadı, sonra barıştık ama o günden beri de bana karşı daha mesafeli duruyor.

N.: Akıllı kadınmış. Annenizin anneannenizden ayrılış hikâyesini ne zaman öğrendiniz?

C.: Yavaş yavaş oldu. Önceki konuşmalarımızdan, fotoğraflardan birtakım şeyler çıkarmıştım. Sanırım hatıralar annem için hâlâ çok canlıydı, onun için konuşması zordu. Soruların ona acı verdiğinin farkındaydım.

N.: Ciddi travmalar geçirmiş ailelerin en önemli özelliği bu. Annenizin 10 yaşında başka seçeneği yoktu, tahmin ederim. Babasının peşinden gidip annesini terk etmek zorunda kaldı. Anneniz bu travmadan güçlenerek ve kendini koruyarak çıkmış. Buna karşılık, sonuçları size yansımış. Bu tür zorluklar genelde bir sonraki nesilde ortaya çıkar, çünkü bu neslin geçmişi tamir edip gelecek yaratma şansı vardır. Yazmaya başlamanız mükemmel bir terapötik yöntem olmuş. Bununla birlikte hâlâ üzerinizde geçmişin ağırlığını taşıyorsunuz. Geçen yaz annenizle yaşadığınız kriz sırasında çok iyi tepki vermişsiniz. Kriz kelimesini burada iyi anlamda kullanıyorum. Artık anne-kız ilişkisinden iki yetişkin kadın ilişkisine geçiş yapmışsınız; bunu açıkça belirtmişsiniz. Bu da, “Geçmiş artık burada olmak durumunda değil, yeni bir şey yaratabiliriz” demek oluyor. Bu kopmak değil, daha çok bağları yeni bir şekilde kurmak anlamına geliyor. Annenizin de bu durumu kabul etmesini çok pozitif buluyorum, tersi sizin için çok zor olurdu.

C.: Evet, bu kadar açık ifade edemedim ama böyle hissettim.

N.: Eşinizle boşanma kararınızda ne kadar boşanmayı istemiş olsanız ve kendinizi şimdi daha iyi hissetseniz de, annenizin sorunu olan terk etme ve terk edilme duygularının katkısı var. Çünkü bir çiftin ilişkisi bittiğinde, hem ilişkiyi hem de sizi sarmalayan yapı kaybedilir. Siz de bu terk etme duygusunu yaşama hakkına sahipsiniz.

C.: Sizce bir psikologla çalışmalı mıyım?

N.: Dizginleri size bırakacak bir terapist bulduğunuz takdirde bu iyi bir fikir. Çünkü içinizde çok kaynak var; hem entelektüel hem de yaratıcı becerilere sahipsiniz. Amaç, sizi değiştirmek değil, içinizdeki kaynakları gerçekten kullanabileceğiniz şekilde ortaya çıkarmak olmalı.

Gizlilik sebeplerinden dolayı isimler ve bazı bilgiler değiştirilmiştir.

BİR AY SONRA

Clara: “Bu seansla gözüm açıldı. Özellikle de terapist terk etme konusundan bahsedince, birçok şey aydınlığa kavuştu. Hikâyemi düşününce, terk etme bütün yaşadıklarımı açıklıyor. Sanki yaşadıklarımı anlamama yardımcı olacak tek kelime buydu. Aslında yalnızlıktan çok terk etme ve terk edilmeden korkuyorum. Bu, eşimden ayrılma nedenimi de açıklıyor, kafamdaki çift idealini terk etmem gerekiyordu. Birkaç yıl önce tanıştığım bir psikologla iletişime geçtim ve onunla çalışmaya başladık.

Robert Neuburger: “Kim kimi terk ediyor? Önemli bağlar koptuğunda, örneğin burada olduğu gibi anne-çocuk yani anneanne ve Clara’nın annesi arasında yaşanan terk edilme, paradoksal bir biçimde diğerini terk etmeyle eşleşiyor. Bu bir sonraki nesilde travmatik izler bırakabilir. Bu duygular suskunluklarla, bazı zamanlarda gösterilen tavırlarla çocuğa geçer ve onu da bunaltır. Çocuk yakınındaki yetişkine bir şeyin işkence ettiğini fark eder. Tam da bu duygu terk etmek ve terk edilmek (her ne kadar ikisinin varlığı bir arada mantıksız görünse de) Clara’nın bilinçdışında yolunu çizmesine neden olmuş.

Yazı: Aude Mérieux, Fotoğraflar: Bruno Levy, Çeviri: Pınar Fourreau

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

ŞİMDİ VE BURADA

Sonraki Yazılar

FARKINDALIĞINIZI YÜKSELTMEK İÇİN