kaygi-ve-sucluluk-yaratan-cumleler

Kaygı ve Suçluluk Yaratan Cümleler

 

 

Pinokyo’nun vicdanının sesi olan cırcır böceği Jiminy Cricket’ı hatırlıyorsunuz değil mi? Pinokyo’nun vicdanının yolunu izlemesi için ona uyarılarda bulunuyordu. Sık sık tekrar ettiğimiz bazı cümleler tıpkı bir cırcır böceği gibi zihnimizde dolanıp bizi motive etmek yerine kaygı ve suçluluk duyguları yaratırlar. Bu cümlelere itaat etmeye gerçekten ihtiyacımız var mı?

“Acele et!”

Emir: Bizi hızlıca davranmaya iten küçük bir cümledir, sanki zamanla yarışmak davranışlarımızı daha değerli, “yoğun” olmak ise bizi daha önemli yaparmış gibi. İlk olarak okulda akıllara yerleştirilen bu yaklaşım (Tembellik bütün kötülüklerin anasıdır), iş hayatında performans ve verimlilik baskılarıyla daha da büyür. “Yap-geç”, yönetimin yeni dilinin popüler ifadelerinden biridir.

Riskler: “Acele işe şeytan karışır” demiş atalarımız. Genelde çabuk olmak kaliteye zarar verir, çünkü nitelikli iş düşünmeye ve geliştirmeye zaman ayırmayı gerektirir. Ayrıca hız, kendini anlam pahasına empoze eder; kişi her şeyi hızlı bir şekilde yaparken bazen ne yaptığını kendi de bilmez. Sosyal ilişkilere yönelik müsaitliğin önüne geçer; “Çok yoğunum” cümlesi birçok ilişkiyi ihmal etmek için bir bahanedir. Strese bağlı sağlık sorunları, hafıza sorunları veya sakar eylemler kişinin kendine gelmesi gerektiğini hatırlatan birer çağrı olarak yorumlanmalıdır.

Öneri: Hayatı daha farklı şekilde doldurmayı deneyin. Acele etme emri, içsel sistemde giderilmesi gereken bir boşluğun olduğuna ve günlük programını tıka basa doldurarak bu boşluğun doldurulabileceği yanılsamasına işaret eder. Ancak doldurulması gereken bu boşluk varoluşsal veya duygusal niteliktedir. Yavaşlamak; bedenin rahatlamasını, zihnin özgürce dolaşabilmesini, kişinin kendi için neyin önemli olduğu ve bunları nasıl iyi bir şekilde yapabileceği üzerinde düşünmesini sağlar. Sonuç olarak, birincil ve ikincil önemde olanlar arasında daha iyi bir ayrım yapmaya izin verir.

“Diğerlerini düşün!”

Emir: Küçük yaşlardan itibaren bizlere nazik, cömert ve yardımsever olmamız öğretilir. Bu medeniyet kuralları olmadan toplumda birlikte bir yaşam mümkün olamaz. Ancak çocuk yetiştirilirken bu üçlü formül bazen duygusal şantaj paketinde sunulur. Çocuk diğerinin hoşuna gidecek bir davranışta bulunmanın sevgi elde etmek için uygun bir koşul olduğunu öğrenir. Dolayısıyla, insanlar tarafından sevilmek için onların hoşuna gidecek davranışları alışkanlık haline getirir.

Riskler: “İyilik mi, enayilik mi?” Aşırı fedakârlık, kişinin kendi iyiliğinin aleyhinde, istismarcı talepleri beraberinde getirebilir. Birine istediğinden veya geri verebileceğinden daha fazlasını sunmak, kişiyi diğerinin özel alanını işgal ediyor gibi gösterebilir. Bu da, diğerlerinin kişiyi ihmal etmesine, ona saygı duymamasına ve sonuç olarak özgüveninin zarar görmesine yol açabilir. Kişinin iyi biri olarak hak ettiğine inandıklarına tamamen zıt birçok etki yaratır.

Öneri: Benlik imajını onarmakla başlayın. Değerinizi kanıtlamak için önlerinde eğilip bükülmeniz mi gerekiyor? Kendi ihtiyaçlarınızı talep etmeyi ve adaletsiz görünen taleplere “Hayır” demeyi öğrenin. Bu şekilde, size verilen sevgiyi kaybetmediğinizi, hatta daha fazla dikkate alındığınızı keşfedin. Özünde, kişinin kendisiyle ilgilenmesiyle uyumsuz olmayan altruizm yaklaşımını yeniden değerlendirin. Kendini gerçekleştirmek, duygusal bağımlılıktan özgürleştirir ve haklı gerekçelere sahip olarak başkalarıyla ilgilenme kapasitesini güçlendirir.

“Güçlü ol!”

Emir: Çoğu zaman zorlu bir yetiştirilme tarzının veya yalnızca kendine güvenmenin öğrenildiği bir geçmişin meyvesidir bu cümle. Çaba göstermeden ya da acı çekmeden elde edilenin değersiz olduğu bir dünya vizyonuna işaret eder. Duygularını saklamanın, eğilmemenin, yardım istemeden zorluklarla yüzleşmenin kişinin saygınlığına tekabül ettiğini ifade eder.

Riskler: Bu anlamda güçlü olmanın getirdiği yük erkekler üzerinde daha fazladır, çünkü ezelden bu yana şikâyet etmemeye, problemlerine tek başına çözüm bulmaya itilmişlerdir. Uzun zamandır kırılganlıkla bağdaştırılmış kadınlar ise kendilerini daha kolay bırakabilirler. Bu bir anlamda avantajdır, çünkü duygularını veya tükenmişliğini sürekli içselleştirmek kişinin duygusal çöküntü yaşamasına neden olabilir. Bu aynı zamanda bazılarını gerçek güçlerini keşfetmelerinden yoksun bırakan bir klişedir.

Öneri: Kriz anı yaşanmadan önce hislerinizi dile getirmeyi öğrenin. Zorlukları ifade etmenin koruyucu etkileri vardır. Kişinin dayanıklı olduğunu söylediği kayığına daha fazla yük yüklemeye tereddüt edilmez, ama acısını ve yorgunluğunu ifade eden birinin üzerine gidilmeye çok cesaret edilmez. Dolayısıyla gerçek güç kişinin kendi zayıflığını tanımasıdır. Bu, çok geç olmadan kendini nasıl koruyacağını bilmekle ilgilidir. Eğer kayık su alıyorsa da, yalnız batmak yerine çevreden destek almayı bilmek anlamına gelir.

“Daha iyisini yapabilirsin”

Emir: Çocukluğumuzda karnelerimizin üstünde yer alan o meşhur cümleyi hatırladınız mı? Bazı ebeveynler bunu hayatımız boyunca sürdürmeyi tercih eder. Eğer çabalarımız ve yeteneklerimiz cesaretlendirilip onaylanırsa, bu kendimizi aşmaya ve mükemmeli yaratmaya bir davet olarak algılanır. Ancak genelde yeterince iyi olmadığımıza ikna olmakla sonuçlanır.

Riskler: “En iyi, iyinin düşmanıdır.” Daha iyisini yapamayacağını kendine ispatlamak için başarmamak. Özü kaçırma pahasına detaylarda kaybolmaya varan noktada mükemmeliyetçi olmak. Kendi üretimlerini nasıl değerlendireceğini bilemez hale gelmek. Gerçekleştirdiklerinden zevk almamak, yeteneklerini geliştirmemek ve cesaretini kaybetmek.

Öneri: Yapılan işlere yönelik doğru takdir seviyesini bulun. Bunun için üstünüze kara bir bulut gibi çöken sınırlayıcı yargıların farkına varın ve onlardan kurtulmak için geçmişe geri dönün. Sınırlarınıza (bunlar bir hata değildir) ve becerilerinize (genellikle inandığımızdan daha büyüktür) daha gerçekçi bir şekilde bakın. Başarılarınızı ve memnuniyetlerinizi sizin adınıza mutlu olmayı bilenlerle paylaşıp kutlayın. Önemli olan, enerjinizi tahsis ettiğiniz şeyin yapmayı bildiğiniz ve hepsinden öte sevdiğiniz şeye tekabül ettiği duygusuna sahip olun.

“Belli olmaz, bir gün işe yarar”

Emir: Sahip olduğumuz şeylerden nasıl kurtulacağımızı bilemediğimizde veya ihtiyaç duymadığımız birçok şeyi biriktirdiğimizde ortaya çıkan akıl yürütme şeklidir bu. Yoksun kalmaya veya israfa karşı bir çare gibi görünen bu davranışın ardında hâkim olmak, biriktirmek, tutmak ve böylece kayba, öngörülemeyene ve bunların en yüksek temsili ölüme karşı savaşmak söz konusudur.

Riskler: Aşırı yüklü yaşamak (üzerinde sürekli aspirin, şemsiye, İsviçre çakısı, “Belki lazım olur”lar bulundurmak). Evine bir şeyler depolamak (kutular, kapaklar, manevi anlamı olan çeşitli nesne ve eşyalar). Zihni öngörülen tüm olasılıklara bir çare bulmakla sürekli yormak, uç durumlarda kişisel gelişime de zarar verir. Bu durum, işe yarar olmadıklarında bile onları saklamak için saklamaya veya geleceği kontrol etmeyi amaçlayan, acıkmadan yemek yemek, her yer temizken temizlik yapmak gibi, kaçınmacı davranışlara varabilir.

Öneri: Genelde bu tür fiziksel bir güvenlik sağlamaya çalışma, çocukluktan miras kalma ruhsal bir güvensizliği telafi etmeyi amaçlar. Bu yüzden, eşyaları atmaya veya daha az yemeye karar vermek yeterli olmayabilir. Kişinin kendi iç dünyası üzerine çalışması, etrafınızı çevirdiğiniz şeylerin bilinçdışı değerini anlamaya ve ardından da gelişmiş bir özgüven ve geleceğe dair daha büyük bir güvenle onlardan ayrılmaya yardımcı olur.

“Benim hatam”

Emir: Uygun oranlardaki suçluluk duygusu ahlaki anlayışın işaretidir. Ayrıca harekete geçme becerisinin temelini oluşturur (“Hatalarımdan ben sorumluyum, aynı zamanda başarılarımdan da”). Bilinçdışında, annesi aracılığıyla varlığının farkına varan yeni doğmuş bebeğin, annesinin tek neşe ve keder kaynağı olduğuna inandığı bir tümgüçlülükle çağrışım yapar. Bu yanılsama ebeveynler tarafından devam ettirilirse, çocuk ebeveynlerin yaşadığı üzüntülerden, talihsizliklerden sorumlu hisseder, yetişkinliğinde sorumlu olduğundan daha fazla hatayı omuzlarına alır.

Riskler: Aşırı suçluluk duygusu yalnızca endişeli günlerde şefkat gösterebilmiş ebeveynler tarafından da beslenebilir. Böylece endişenin koruyucu bir değeri olduğuna inanılır (Eğer başkalarıyla yeterince ilgilenmezsek, onların başına kötü bir şey gelebilir). Suçluluk duygusundan kaçınmak için en kötü çözüm ise felakete neden olmaktan korkmak yüzünden inisiyatif almayı bırakmak veya diğerlerini kendinden uzaklaştırmak endişesiyle zevk almaya izin vermemektir.

Öneri: Sorumlulukları daha gerçekçi bir şekilde yeniden paylaştırın. Her şeyden önce kendinize dair daha doğru bir benlik imajı inşa etmek için, negatif tümgüçlülükten (sadece kötü olmak) çıkmak gerekir. Deney yapmak ve farkına varmak (“Ben araya girmediğimde, her şey alt üst oluyor), çevrenizi sorgulamak ve durumu olduğundan ne az ne de çok değerlendirmek olayları trajikleştirmemenize yardımcı olabilir.

 

 

Önceki Yazılar

Hayatınızı İyileştircek Sorular ve Cevaplar

Sonraki Yazılar

Duyguların Şifresi