narsist

KARARSIZ NARSİSTLERE DÖNÜŞTÜK


Filozof Yves Michaud’ya göre, ilişkilerimiz farklı kimliklerimizin bolluğundan mustarip ve giderek daha da yüzeyselleşiyorlar.

Başkalarıyla ilişkimiz son 20 yılda değişti mi?
Yves Michaud: Evet, çok. Kimliklerimiz giderek daha kırılgan oldular. Bir dönem, ömür boyu aynı mesleğe ya da aynı eşe sahip olmamayı bize imrenilen bir durum gibi sundular. Yeni bir birey olarak yeni bir hayata defalarca başlayabileceğimizi söylediler. Ancak, değişkenliğin derinliğimiz üzerinde sonuçları var: Eksik hissediyoruz ve sıklıkla kişilik değiştiriyoruz. Teşvik edilen ve yeni teknolojilerin kolaylaştırdığı bu çoğalma, farklı oyunlar oynayabileceğimiz birçok “profile” sahip olma imkanı tanıyor. Bir görünüşten diğerine geçerken, akışkan olmaktan zevk alıyoruz. Yalnız, devamlı hareket halinde bir çevrede evrimdeyken, kendimizden çok daha az eminiz. Kararsız narsisistlere dönüştük. Facebook’ta beni şaşırtan, insanların profil fotoğraflarını değiştirme hızı. Kendilerini öylesine sevmiyorlar ki sürekli imajlarını değiştiriyorlar. Bunun dışında, sağlam bir sosyal kimlik olmadan sağlam ilişkiler kurmanın zor olduğuna inanıyorum.

Başkalarını manipüle ediyor muyuz?
Y. M.: Oyun alanlarına ve partnerlerimize göre tutumlarımız değişiyor. Önünüzde birkaç ihtimaliniz olduğunda ve sizin için önemli, diğeri için uygun olanı seçtiğinizde, aslında onu kullanmış oluyorsunuz. İzleyicilerimize göre oynuyoruz; arkadaşlar, ebeveynler, sevgililer, insan kaynakları görevlilerine göre. Elbette bu sahneleme yeni değil. Benden önce açıklanmıştı, ancak yeni teknolojilerle tiyatrodaki gibi bir yoğunluk seviyesine ulaştı. Tiyatroda manipülasyon vardır. Hayatımızda farklı roller üstlenebildiğimiz andan itibaren, ihtiyacımıza göre paletimizden seçmeye yönlendiriliyoruz. Dolayısıyla ilişkilerimiz oyun başlığı altına giriyor ve söz konusu oyun olduğunda manipülasyon imkanı vardır, farkında olsak da olmasak da.

Bir nevi ilişkisel çılgınlığı sorguluyorsunuz…
Y. M.: Görünüşe bakarsak, insanlar arasındaki yakınlık hiç bugünkü kadar güçlü olmamıştı: Skype, WhatsApp, SMS, telefon… Örneğin, çocukların üzerinde konuşlanan şu “helikopter ebeveynler“i düşünelim. Bir ebeveyn çocuğuna daha yakın olamaz diyebiliriz. Aynı zamanda, beraberlikleri onları bu kadar yakın kılan şey tarafından zarar görüyor: Zaman içerisinde doygunluk, sağda solda oluşturulmuş çokça bağ yüzünden kesik ilişkiler, SMS’ler, “emojiler” ve diğer kalıplaşmış ifadeler. Herkes orada, ancak gerçekten ve tam olarak değil. Bu şekilde ilişkiler temelden yüzeysel ve belirsiz hale geliyor. Artık randevularını planlamayı ve söz vermeyi bırakmış insan sayısındaki artışı fark ettiniz mi? “Bu akşam n’apıyorsun?” ve “Neredesin?” soruları bundan kaynaklanıyor. Akşamlarımızı müsait olanlara göre dolduruyoruz. Her şey açık ve bu baş döndürüyor. Zaplıyoruz ve ilişkinin faydasına düşüyoruz. Güçlü, etkili ilişkiler arıyoruz. Zengin bir ilişki anlamındaki derinlik yerini ayrıklığa ve hemen tatmin olma arayışına bıraktı. Bu durum da, duyumlarda heyecanı ve yoğunluğu elde tutmak için bir çeşit yeniliğe bağımlı olmaya yol açıyor.

Gerçek ilişkilerden sanal ilişkilere geçmek, başkalarıyla olan bağlarımızda neleri değiştiriyor?
Y. M.: Beni en şaşırtan, insanların vücutlarına mesafe koymaları. Metroda size çarpabiliyorlar ya da yapışabiliyorlar, ancak size dokunmuyormuş gibi duruyorlar. Hiçbir şey hissetmiyorlar. Kurduğumuz bağlarda bedenin kaybolması, empati eksikliği, yalnızlık hissi, asosyallik ve hatta çevrede bir saldırganlık atmosferini kolaylaştırıyor. Tekrar canlanmaları, içgüdüsel davranışları bulabilmeleri, artık hissetmedikleri bedenlerin bilincine varabilmeleri için insanlara sık sık dokunmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Sağlam bir sosyal kimlik olmadan sağlam ilişkiler kurmanın zor olduğuna inanıyorum.

İlişkilerimizde neden bu kadar çok hayal kırıklığı yaşıyoruz ve acı çekiyoruz?
Y. M.: Bizi çok yoran ve strese sokan aşırı uyarılma ve güvensiz hissettiren istikrarsızlık dışında, bazen gerçeklik testi dediğim etaba tabi kalıyoruz. Sanal ilişkilerimiz ve iletişimlerimiz ciddi taşkınlıklara mahal verebiliyor. İnternet ortamında flört ediyorsunuz ve kendinizi bir cinsel avcının karşısında buluyorsunuz. Bir web sitesinde şaka yapıyorsunuz ve konuşmalarınızı ironik yorumlarla beraber internete yayılmış halde görüyorsunuz. Özel mesaj olarak fotoğraflarınızı gönderiyorsunuz ve porno sitelere verilmesiyle şok oluyorsunuz. İmajlarla körleşen, değişkenlik kurbanı, dışarıya gösterdiğimiz bu değişken maskelerle beraber, insansal karmaşıklık ve derinlik hissini kaybediyoruz.

İlişkilerimizi nasıl sadeleştirebilir ve kolaylaştırabiliriz?
Y. M.: Onları basitleştirmeyerek! Yoğunluk ve ayrıklıktan çok, derinlik ve odaklanmayı rehabilite ederek. Diğerini gerçekten anlamayı sağlayan derin bir ilişki, duygusal düzlemde olduğu gibi bilişsel olarak da çok güçlüdür. İletişim tarzlarımızın kullanımında olgun ve sağduyulu prensipler belirlemeliyiz (kibarlık, paylaşım, konuşma kuralları gibi), sosyallikle barışmalıyız, en genç yaştan itibaren, başkalarına saygı duymanın hiçbir zaman öz benlik saygısından ayrılmayacağını hatırlayarak. Bütün bunlar simetriktir. Kendiniz için saygınız yoksa, diğerlerine de olmaz; kim olduğunuzu bilmiyorsanız, kendinize değer vermiyorsanız, diğerinden şüphelenirsiniz ve huzur bulamazsınız.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

FACEBOOK REKLAM HEDEFLEMESİ, SIKÇA SORULAN SORULAR

Sonraki Yazılar

BİR DOĞUM HİKAYESİ