cift

KADINLAR NEDEN TERK EDER?

 

 


İlişkilerde yolunda giden elle tutulur bir şey kalmadığında, erkekler genellikle çıkış kapısını aramaya koyulur, kadınlarsa o kapıyı sonuna kadar açıp çıkarlar. Konu ayrılık olunca erkekler neden duygularını rahat ifade edemiyor? Peki, kadınlar hangi noktada terk ediyor?

Derleyen: Ceylan Özçapkın 

Çocuk isteyen kadın ve istemeyen erkeğin klasik hikâyesini hepimiz biliyoruz. Adam, kadını kaybetmek istemediği için hep susar. Tek yapabildiği yavaş yavaş uzaklaşmak olur. Kadın, adamın giderek uzaklaştığını hisseder ve sürekli aynı soruları sorar: “Beni seviyor musun?” Adam cevaplar: “Evet, tabii ki seviyorum.” Bazen kadın daha ısrarcı olur: “Çocuk istediğinden emin misin?” “Tabii ki istiyorum” diye yanıtlar adam. Aradan aylar geçtikçe, adam kaçmaya devam eder. Çıkış kapısı arıyor ama bir türlü bulamıyordur. Sonra bir gece tüm gerçekler açığa çıkar. Adam, kadının karşısına geçer, “Kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum” diye lafa başlar. “Benden ne bekliyorsun? Bizden beklentin nedir?” diye sorar kadın. “Bilmiyorum…” der adam. Devamı zaten kendiliğinden gelir: “Biriyle beraber oldum.” Sadakatsizlik, ilişkilerinin duvara toslamasına neden olur. Diğer kadın, adamın karısına her gün telefon etmeye başlar. Adam ilişkilerinin bittiğini söyler ve onun deli, düpedüz yalancı olduğunu iddia eder; ama nafile, kadın artık ona inanmıyordur. Bir gün adama evin anahtarlarını iade eder, adam da geri çevirmez. İşte o kadın, o gün çok ama çok ağlar. O kadın bazen bir yakınımız, bazen de biz olabiliriz.

Kopup gitme uzmanları

“Kimse bin bir umutla başladığı ilişkisinin hayal kırıklığıyla sonlanacağını öngöremez. Kötü giden bir ilişkide zaman geçtikçe, kadınlar genelde belli bir noktada kopma kararı alıyor ve bu gerçekleşene kadar erkekler bir köşede sessiz sedasız oturmayı tercih ediyor. Veya tam tersi oluyor ve hiçbir açıklama yapmadan çekip gidiyorlar. 18 yaşındaki Sinem, sevgilisinin ayrılık mesajını aldığında, evine bile girememiş, kapısının önünde oturup ağlamış. Elindeki cep telefonunun ekranında, “Bir daha görüşmeyelim” mesajı kalmış. İki yıllık aşk, aylarca süren soğukluktan sonra birkaç kelimelik bir mesajla bitirilip atılmış. Üstelik yüz yüze söyleme nezaketine bile ihtiyaç duymadan. Asıl kötü olan, yaşımız ilerledikçe bunlara alışmamız. Birkaç ay önce boşanan Fuat, bir sabah durup dururken karısı tarafından terk edildiğini, ayrılmadan önce aralarının aslında o kadar da kötü olmadığını söylüyor. Eski eşiyle ortak yaptıkları tek aktivitenin çift terapisine gitmek olduğunu, tüm hatıraları tekrar yaşayıp bitirdikten sonra fark ettiğini
belirtiyor. Yapılan araştırmalara göre, boşanmaların yüzde 75’i kadınlar tarafından başlatılıyor. Paris Descartes Üniversitesi Sosyoloji Profesörü François de Singly, birçok araştırma sonucuna dayanarak, ayrılığın bir cinsiyeti olsaydı, muhtemelen kadın olacağını belirtiyor.

Psikoterapist Tuğba Kocaefe, bir kişinin ilişkide “kopma” noktasına gelmesi için ilişkinin ona zarar vermesi, ilişkinin içinde boğulma hissi ya da güvensizlik yaşamasıyla olabileceğini söylüyor. “Kadınlar açısından bakıldığında, karşı cinsin verdiği güvensizlik, duygusal ihtiyaçlarının ihmali, yakınlık ihtiyacı, duygusal açıdan tutarsızlık ya da sert kurallarla kadını içerde tutma arzusu kadını ilişkide sona götürebilir.” Erkeklerde de anne ile ilk bağlanmanın önemine dikkat çeken Kocaefe, bu bağlanma şeklinin ilerleyen yaşlarda kadınlarla ilişki şekillerini etkilediğini belirtiyor. “Eğer anneden ayrılma ve bireyselleşme çok acılı olmuşsa, baba çok sert kurallarıyla anne ile çocuğun arasına girmişse ya da baba manevi ya da fiziksel olarak ortada yoksa, gelecekteki ilişkiler zorlaşabilir. Erkek, kadın ile ilişkisinde ya çok uzak kalmak isteyebilir ve anne tarafından boğulma hissini ilişkide bulunduğu kadının hissettirmesinden de çok korkabilir ya da birçok partner edinip zaten sürekli bir ilişkinin imkânsızlığına inanabilir. Dolayısıyla, erkekleri ilişkide ‘son’a
getiren nokta, ilişkideki içtenliğin ve güvenin artması ve belki de sağlıklı olacak bir bağlılığın, erkek açısından ‘bağımlılık’ olarak algılanması ve korkulması olabilir.”

Kadınlar yalnız kalmaktan korkmuyorlar

Psikiyatr, Antropolog ve Seksolog Philippe Brenot konuyla ilgili, “Bir erkek gidiyorsa, çoğunlukla başka bir kadına gidiyordur. Erkekler başka türlü gitmezler. Anaç kadınların kendilerine çocuk muamelesi yapmalarına izin verirler ve tek başına ne yapacaklarını bilemezler” diyor. Tek başına ne yapacaklarını bilemedikleri konular da çamaşır, bulaşık, yemek gibi mevzular. Artık her ne kadar devir değişse ve kadınlar eskisi kadar sorumluluk almak zorunda olmasa da araştırmalar hâlâ ev işlerinin yüzde 70’inin kadınların omuzlarında olduğunu gösteriyor. İster bekâr ister ilişkide olsun sonuç ne yazık ki değişmiyor. Oysaki kadınlar ayrılığın faturasını daha ağır ödüyorlar. Maaş eşitsizlikleri yüzünden hayat kaliteleri düşüyor ve ayrılıkların yüzde 85’inde kadınlar çocukların okul masraflarını tek başına karşılıyorlar. Rakamlar umutsuzluğa sürüklüyor olabilir ama François de Singly’nin açıklaması ümit veriyor. Kadınların yalnız kalmaktan korkmadıklarını ve bunun bir “birey” olarak kalabilmek için olmazsa olmaz bir şart olduğunu belirtiyor. “Evliliklerde erkekler hiçbir zaman ‘ben’liğini yitirmezler. Hem çalışır hem de bir yandan çocuk sahibi olurlar. Evde onları bekleyen bir eş, ellerinin altında da bir metresleri vardır. Bu yüzden erkekler boşanma davası açmazlar. Kadınlar ise sadece bedenen orada ‘bulunan’ bir adamla yaşamayı reddederek boşanmak isterler. Bu eylem 1970’li yıllardaki kadın hareketleriyle çoğaldı. Kadınlar hor görülmeyi reddettiler. Onların bakış açısına göre boşanmak, özgürleşmenin bir şartı oldu.” Bugün hâlâ terk etmek güçlü, özgür olduğumuz ve kendi kendimize yettiğimiz anlamına geliyor. Annelerimiz, büyükannelerimiz gibi değiliz. Ayrılıktan sonra ne kadar üzülürsek üzülelim, kopup gitmemiz er ya da geç çok güzel sonuçlar veriyor.

Kadınların ilişkilerdeki beklentileri çok net

Ayrılık sonrası bize yol gösterebilecek ipuçlarını, Psikoterapist Sylvie Tenenbaum veriyor. Bugün artık kimsenin zorla evlenmediğini ya da birlikte yaşamadığını, iki kişi beraberse bunun çoğunlukla birbirlerini sevdikleri için olduğunu İfade ediyor. “Özellikle ayrılmadan önce beklentileri konusunda çok net olan kadınlar için bu böyle. İlişki hakkında soru sormak her zaman iyidir. Bunu yapmaya alışkınlar, çünkü küçüklüklerinden beri hislerini sorguluyorlar. Bir bakıma ilişkinin ilk günden son güne kadar aynı kalmasını beklemek çocuksu bir bakış açısı. Erkekleri konfor alanlarından çıkmadıkları için eleştirebiliriz ama ellerindekiyle yetinmeye daha yatkınlar.”

“İletişim bile kurmuyor, sevişmiyor ve sabahtan akşama tartışıyorken hâlâ konfordan bahsedebilir miyiz?” sorusuna, Tenenbaum net cevap veriyor: “Aslında mevzu daha derin. Kadınlar sorumsuzlukla suçlanmaya ve ilişkinin suçlusu seçilmeye alışkınlar. Bu yüzden terk ederken bakışlara maruz kalmayı umursamıyorlar.” Gerçekten de erkekler kendileri hakkındaki düşünceleri çok daha fazla umursuyorlar. “Aşağılık” olarak görünmekten korkuyorlar. Ayrılmak aslında bir başarısızlık gibi algılandığından, bunu eşlerini tatmin edememe ve bir aile kuramama gibi kendi yetersizliklerinin bir kanıtı olarak görüyorlar.

Erkekler duygularını ifade etmeyi öğrenmeli

34 yaşındaki Elif, ayrılığını şöyle anlatıyor: “Bir anda, öncesinde hiçbir sinyal vermeden gitti. Düşünebiliyor musunuz? Tek kelime etmedi. Sadece ‘Burada boğuluyorum’ dedi ve gitti.” Erkeğin terk etme eylemini gerçekleştirerek bir cesaret örneği gösterdiğini düşünebiliriz. Elif, devam ediyor: “Biz kadınlar ilişkimiz için kendimizi perişan ediyoruz.”

37 yaşındaki Gamze de eski eşini şöyle anlatıyor: “Evliliğimizin son bir senesinde aramızdaki bütün iletişim kopmuş gibiydi. Canı benimle ortak bir şey yapmak, konuşmak veya sevişmek istemiyordu. Aldatıldığımı düşünmeye başladım. O sonuna kadar inkâr etti. Benden soğumuştu, yanımda varlığını bile hissetmiyordum. Her şeyi denedim. İletişim kurmayı, ağlamayı, bağırıp çağırmayı… Hiçbirisi işe yaramadı. En sonunda kendi kendime kopup gittim. Şimdi çok da iyi yaptığımı düşünüyorum.”

Tuğba Kocaefe, “Sorunları sözel olarak dile getirmenin kadınlara tanımlanmış olduğu bir toplumda yaşıyoruz” diye açıklıyor. “Dolayısıyla erkek, kadın ile ilişkisinde konuşma rolünü kadına bırakabilir, kadın da erkeğe göre zaten bu rolü kabul etmiş olabilir.” Psikoterapist Sylvia Tenenbaum da erkeklerin iletişim kurmakta zorlandıklarını ifade ediyor. “Erkekler aldıkları eğitimin izin verdiği seviyede iletişim kurabilirler. Aslında konuşmak istemiyor değiller ama nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar. Hislerin dili, onların çoğunlukla konuşmayı bilmedikleri bir dil, çünkü bu dil onlara hiç öğretilmemiş. Yine de değişim mümkün. Kadınsı olarak adlandırılan değerler artık revaçta ve genç erkekler artık kendilerini daha rahat ifade ediyorlar. Bu aşamada kadınlara önemli bir rol düşüyor. Oğullarını yetiştirirken onların duygusal eğitiminden sorumlu olmalılar. Yapılacak en doğru eylem, bunları kadın-erkek meselesi olarak değil de bireysel sorunlar olarak ele almak. Bu arada oğullarımıza gerektiği zaman terk etmesini, kendi ayaklarının üzerinde durmasını ve çamaşır yıkamasını öğretmeyi de unutmayalım.”

 

 

 

Önceki Yazılar

ANESTEZİK YÖNTEM NEDİR?

Sonraki Yazılar

İLİŞKİ İÇİN TERAPİ

Bir cevap yazın