kadinin-uc-cagi (2)

Kadının Üç Çağı

Anneler yani hayatımızın ilk kadın rol modelleri ışıklarını yitirmeye ve güçten düşmeye başladıklarında, yerlerini ve anılarını kızlarına devrederler. Bu sayede nesilden nesile duygu yüklü bir miras aktarılır.

“Danışanımın 84 yaşındaki annesi, Anneler Günü’nden iki gün sonra onu arayıp, ‘Özür dilerim, gününü kutlamayı unuttum’ demiş. Danışanım da ‘Anne, neler söylüyorsun? Ben senin annen değilim ki!’ diye yanıtlamış. Bu ‘kız çocuğu’ danışanıma, nesiller arası görev devrinin, yani evlatların ebeveynlerinin görevini devralmasının yaşanan bir olgu olduğunu açıkladım. O da farkında olmadan annesinin annesi olmaya başlamıştı. Kızgın bir halde bana şöyle dedi: ‘İyi de ben bunu istemiyorum ki!’” diye anlatıyor gerontopsikiyatr Jacqueline Zinetti. Ancak bunu her ne kadar istemiyor olsak da bazı görev aktarımlarından kaçmamız mümkün değil.

Fırtınalı ilişkiler

Gelin önce anne ve kız arasındaki ilişkinin kurulduğu ilk dönemlere gidelim. Gerçekten de kız bebeğin ve oğlan bebeğin anneyle ilişkisi birbirinden farklı mı? Psikolog ve psikodramatist Şule Öncü, genetik ve epigenetik faktörlerin oğlan bebeklerin nesnelere ve oyunlara görece daha düşkün, kız bebeklerin ise insan etkileşimlerine görece daha açık ve duyarlı bir yapıda olduğunu gösterdiğini anlatıyor: “Yaklaşık 300 bin yıllık Homo sapiens evriminde bebek ve çocuk bakımından hemen her zaman kadın sorumlu olmuş. Bu da kadını (ve tabii kız bebeği) sözsüz iletişim sinyallerine, karşısındakinin duygusunu hissetmeye, empatik oluşa daha açık ve yatkın kılmış, sezgilerini keskinleştirmiş, dolayısıyla duygusal iniş çıkışları görece belirginleştirmiş olabilir. Bu yüzden de anne-kız ilişkisi, anne-oğul ilişkisine göre biraz daha fırtınalı olabiliyor. Bazen benzerlikler de zora koşuyor bu ilişkiyi. İlgi alanları, genel eğilimler, evrimsel yatkınlıklar, duyarlıklar, zayıf ve güçlü yanlar benzer olduğunda iki tarafı da zorlayan bir kimya çıkabiliyor ortaya.” Anne ve kızı arasındaki bu ilişki her ikisini de etkiler, değiştirir ve dönüştürür. Bebeklikte başlayan bu özel ve hassas yakınlık farklı yaş dönemlerinde de devam eder. “Bir anne ve kızının birbirinin duygularındaki, tutumlarındaki, özellikle de niyetlerindeki nüansları fark edişleri, birbirlerini hiç konuşmadan satır satır okuyuşları gerçekten de görülmeye değer yaşantılardır.”

Kişinin gücünü yitirmesi

Duygusal miraslar da bir nesilden diğerine aktarılır. İlk tanışma anlarından itibaren bir anne, kızına zıt ve tutkulu duyguların birbirleriyle iç içe geçtiği bir miras bırakır. Hayatın devam edebilmesi için kadının bütünlüğünün yasını tutması ve bu bedenin artık sadece kendisine ait olmadığını kabul etmesi gerekir. Bebek kollarının arasında, göğsüne yapışmış haldedir. Kadın ona biraz hayal kırıklığıyla bakar. Kafasında canlandırdığından başka bir bebektir. Doğumdan sonraki “kusursuz bebek” yası, ani gelen boşluk hissi, bedeninin bebek için geçici bir yer olduğunu fark etmenin verdiği öfke nesilden nesile devam eder. Kadın artık itiraz edemeyeceği şekilde nesil zincirinin bir parçası olmuştur. “Bir kadının ilk bebeğini kucağına aldığı gün, alıştığı, bildiği hayatın geride kaldığı ve yeni bir yaşam şeklinin, yeni bir benlik inşasının bütün hızıyla başladığı gündür. Annelik kimliği kurulum yapacak ve bütün diğer kimliklerden ödünç zaman, enerji, motivasyon alacaktır” diye açıklıyor bu değişimi Şule Öncü. Yeni annelik kimliğiyle beraber “annemizin kızı olma” konumu da sarsılır. Kız evlat annesine yakınlaşma ihtiyacını bu dönemde tecrübe eder, ona karşı daha anlayışlı olur.

Annem gibi olmayacağım

Kültürümüzde annelik kendini çocuğuna adamak üzerinden anlatılır. Ancak bu beklentiyi karşılamak imkânsızdır. Çocuklar için de anneye olumsuz hisler yöneltmek neredeyse tabudur. Oysa bir an bile olsa, içten içe ilerde ona benzememek için kendimize söz vermişizdir. “Ergenliğimde sürekli annemle kavga ederdim. Aramız çok kötüydü ve bana ‘Kendi çocuğun olduğunda anlarsın’ derdi. Bu daha da sinirlenmeme neden olurdu“ diye duygularını paylaşıyor 43 yaşındaki Sanem. Anneler farkında olmadan kızlarına, dünyaya kendi baktıkları gibi bakmalarını empoze edebilirler. Öyleyse yaşamımızda birincil rol modeli olan annelerimize benzemek kaderimiz mi? Psikolog Şule Öncü, annenizle kızınızın birbirine benzer sivri köşeleri arasında kalıp canınız yansa da annenizden daha iyi bir anne olmanın ve çocuğunuzla mümkün olduğunca can yakmayan bir ilişki kurmanın mümkün olduğunu söylüyor: “Yakın ilişki kurmayı ve tabii anneliği, en çok annemizden öğreniriz. Annemizle ilişkimiz sorunluysa, çocuğumuzla ilişkimiz de risk altındadır. Çünkü ruhsal akış, annemiz gibi olmak, annemizin yaptığı hataları yapmak yönündedir. Ama biz annemize dönüşmemek, onun kaderini yaşamamak, çocuğumuza kendi kaderimizi yaşatmamak, çocuğumuzla daha iyi bir ilişki geliştirmek isteriz. Ve mümkündür bu. İlk başlarda vaktiyle maruz kaldığımız gibi davranmamak adına akıntıya kürek çekmek gerekir. Ama zamanla yeni öğrenilen daha yapıcı, daha sağlıklı düşünüş, davranış ve tutumlar yerli yerine oturur, bizim bir parçamız olur ve anneliğimiz, annemizin anneliğinden farklılaşır.”

Yaşla değişen güç

Annenin yaşlanması demek, her zaman duygu yüklü bir dönem demektir. O duygusal, anaç ve ailevi bağlardaki muğlaklığın yeniden ortaya çıktığı dönemdir. Kız evlat, annesinin annelik görevlerinden gittikçe daha çok elini çekişini dikkatle izler. Bazen bu duruma şüpheyle de yaklaşır, çünkü güçten düşen bu kadının her an zayıflığını güce dönüştürebileceğini bilir. Sanem, “Annem çok baskın, özgür ruhlu ve otoriter bir kadındı, her zaman her şeyin en iyisini o bilirmiş gibi davranırdı. Oysa şimdi karar almadan önce mutlaka bana danışıyor” diyerek annesinin neredeyse başka birine
dönüşmesine ne kadar şaşırdığını anlatıyor. Var oldukları süre boyunca anne ile kızının arasındaki ayna oyunları her ikisine de kâh tanıdık, kâh şaşırtıcı, kâh sevgiyle, kâh nefretle anılan, kendileriyle bağdaştırdıkları veya bağdaştırmadıkları anıları hatırlatır. Bu anılar, anne yaş aldıkça kızına kendi çöküşünü ve ömrün sonluluğunu yansıttığında daha da karmaşıklaşır. Bu dönem genelde kız evladın hayatının ikinci yarısına denk gelir. Çekiciliğini kaybetmesiyle o da fiziki çöküş ve ölüm gerçeği karşısında savunmasız hale gelir. Kendi vaktinin daraldığını hissetmeye başlar.

Kendine dönüş

Bu dönemde genellikle ergenlik çağında çocuğu olan kadın, annesinin yaşlılığı ve genç kızının canlılığı arasında kalır. Gençlik yıllarının geride kaldığının bilincine varır. Yaşlılığı anlamlandırmakta zorlananlar ergenlik çağındaki kızı gibi giyinme hevesine ya da estetik kaygılara kapılabilir. “Ergenin uyanan cinselliği, güçlenen libidosu, fiziksel ve ruhsal anlamda hızlanan adımları; sizin yavaşlamakta, durgunlaşmakta, hızlı hayattan yavaş yavaş geri çekilmekte olduğunuzu dahada vurgular. Orta yaşı vakar ve bilgelikle karşılayacak olgunluğa ulaşmamış ebeveyn için travmatik olabilecek bir deneyimdir bu” diyor Şule Öncü. “Kişinin hangi yöne evrileceğini (ya da devrileceğini) belirleyen etken olgunluktur. ‘Yaşının ruhuna sahip olmayan, yaşının tüm sıkıntılarını yaşar’ der Voltaire. Doğrudur. Hayatı ve kendinizi ne kadar tanıyıp kabullendiğinize bağlı olarak kırklı-ellili yaşlarınız cennet de olabilir, cehennem de.”

Annelik görevinin devri

Anne kızına bağımlı olmaya başlarsa, hele ki bunama evresine girerse, kızı onun ihtiyaçlarını karşılamak durumunda kalır. Anne ise kızından bahsederken farkında olmadan “Annem” diyerek artık annelik görevlerini yerine getiremeyeceğini veya getirmek istemediğini açık bir şekilde ifade etmiş olur. Böylece bu görevi kızına devrettiğini dile getirir. “Anne vaktiyle kızının fiziksel, duygusal ihtiyaçlarını karşılamadıysa, sıcak ve yakın bir ilişki kuramadıysa, gerektiğinde koruyup gerektiğinde serbest bırakamadıysa, özetle yeterince iyi ebeveyn olamadıysa; kız ise yetişkin olduğunda geçmişten kalan muhasebe defterlerini iç huzuruyla kapayamadıysa, anne yaşlanıp kızının yardımına muhtaç olduğunda sıkıntı büyük olabilir” diye hatırlatıyor Öncü. “Kızda derin bir öfke, isyan, bunaltı, haksızlığa uğramışlık duygusu, kaçma arzusu, kendini sakınma ve tabii bütün bunları hissettiği için vicdanın ürettiği suçluluk duygusu görülebilir. Tabii, iki tarafın da bu durumdaki duyguları ve bu duyguların şiddeti; farkındalık, içgörü ve hayatla baş etme düzeylerine bağlıdır.” Özellikle bunamanın görüldüğü ve bellek kaybının ciddi boyutlara ulaştığı durumlarda anne unutkanlık girdabına sürüklendikçe, kızı daha çok hatıraların etkisi altına girer. Her biri hafızamızda canlanırken ve kadın kimliğimizin çok büyük kısmını onlar oluşturuyorken, hatıraları nasıl yok sayabiliriz ki? Kız evlada annesinin annesi olma ve onun hafızası olma zorunluluğu çöker. Görev devri emrivaki bir şekilde yapılır. Bunu bir kişinin diğerine uyguladığı bir tür şiddet olarak da görebiliriz. Yaşlı bakımının zorluğunu dile getiren Şule Öncü, anne-kız arasında sevgi dolu bir ilişki olsa bile tek başına anneye bakmanın çatışma, yılgınlık, karşılıklı suçlamalar ve suçluluk duyguları doğurabileceğini söylüyor: “‘Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir’ der Afrikalılar. Aynı şey yaşlı bakımı için de geçerlidir.” Yaşı ve hastalığı ne olursa olsun, zaman zaman anne kızının elini okşar ve ona kendini iyi hissettirecek şeyler söyler: “Nasılsın?” İşte o an, kız evlat için duygusaldır, çünkü annesi dışında hiçbir yakını ona bu soruyu annesinin sorduğu gibi sormaz. İyi ve kötü anneye dair ilkel imajlar geçmişten hortlar. O hem bir kara cadı hem de bir peridir.

Anneye veda

Şiirlerinde anne yası temasını sıklıkla gördüğümüz şair Didem Madak, “Annem çok sevinmelerin kadınıydı. / Bazen sevinince annem gibi, / Rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına” diye yazmıştı. Doğumundan itibaren sizi çevreleyen kadının yokluğunun yasını tutmak zordur. Hayatınızın her anında gözünün üzerinizde olduğunu bilirsiniz. Sizi zorlasa da, desteklese de, umursamamış olsa da, yeterince yakın olmasanız da anne sanki hiç gitmeyecekmişçesine oradadır. Ta ki bunun bir yanılgı olduğunu anlayana kadar. “Annemle her sabah telefonda konuşmayı özlüyorum” diyor 56 yaşındaki diş doktoru Seda. “Yaşamımda koca bir boşluk varmış gibi. Yas sürecinde terapistim ondan öğrendiğim güzel şeyleri yazmamı istedi. Bir defter dolusu şey yazdığımı görünce çok şaşırdım. Kızıma bırakmak istediğim miras da bu iyilikler.”

Derleyen: Deniz Çakmakkaya

Çeviri: Hazal Louze

 

 

Önceki Yazılar

Gerginliğinizi Atmanıza Yardımcı Olacak Öneriler

Sonraki Yazılar

Yorucu Duygularla Başa Çıkmanın 10 Yolu