kadin-ozgurlugunu-etkileyen-faktorler

Kadın Özgürlüğünü Etkileyen Faktörler

 

 

“Erkekler kadınlardan, bazı kadınlar da diğerlerinden daha özgür”

İstediği gibi yaşamak, kadın için sosyal, ekonomik ve kültürel koşullarla karşılaşması ve eğer gerekiyorsa, onları aşabilmek için çaba göstermek zorunda kalması anlamına geliyor. Psikolog ve eğitimci Gülşah Seral ile kadın özgürlüğünü etkileyen faktörleri konuştuk.

PSYCHOLOGIES: Kadın özgürlüğü kavramı nasıl tanımlanabilir? Tarihsel olarak kavramın ortaya çıkışı çokça mücadele içeriyor, bugün geldiğimiz noktada kadınlar ne kadar özgür?

Gülşah Seral: Kadın özgürlüğü kavramını tanımlamak için önce özgürlüğün tanımını yapmak gerekir. Türk Dil Kurumu özgürlüğü, “herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma” ve “her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu” olarak tanımlıyor; Cambridge, Oxford ve Merriam-Webster sözlükleri de çok benzer ifadeler içeriyor. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin birinci maddesi “Bütün insanlar özgür doğar” der. Ancak, Orwell’in eşitlik için yazdığı sözleri biraz değiştirecek olursak, bazılarının daha özgür olduğunu görürüz. Örneğin bir kişi belki özgürce düşünebilirken, özgürce davranamayabilir, özgürce karar veremeyebilir. Yeryüzündeki mevcut yaygın düzene göre, genelde erkekler kadınlardan daha özgür, bazı kadınlar diğer kadınlardan daha özgür; cinsiyetin üstüne bir de eğitim durumu, maddi durum, etnik köken, engellilik, din, dil, ırk, cinsel yönelim, cinsel kimlik, mültecilik durumu gibi katmanları ekleyince de özgürlük konusu çok muğlak bir hale geliyor.

Kadınlar özgürlük fikrini içselleştirebiliyorlar mı?

Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi’ne göre, bu bağlamlarda kadınlarla erkekler ne kadar denkse, kadınların bunlara erişimi o kadar artıyor. Türkiye 149 ülke arasında 130’uncu sırada yer alıyor. Erişim artınca kadınların zorlama olmadan, kendi düşünce ve iradelerine göre karar alma olasılıkları artıyor; yani özgürlüğü içselleştirmeleri mümkün olabiliyor.Ancak bu olasılıkların tek başına varlığı yeterli değil. Örneğin bir evin çekip çevrilmesi, çocukların büyütülmesi, evde varsa hasta, yaşlı ve engelli bireylerin bakımının sağlanması sadece kadınlara yüklendiğinde, kadınlar evden dışarı çıkamaz hale geliyor. İstihdam piyasasında yer almak istiyorlarsa, evde ve işte olmak üzere çifte mesai yapmak zorunda kalıyor, bakım emeğini taşımalarını kolaylaştıracak iş kollarına yöneliyor ve genelde, kamu hariç, eşit veya eşdeğer işe eşit ücret alamıyorlar. Zamansızlıktan yönetim kadrolarında ve siyasette yer alamıyorlar.

Kadının özgür olması toplumdaki cinsiyete dayalı roller ve annelikle çelişiyor mu?

Özgürlük kişilerin zorlama olmadan, kendi irade ve düşüncelerine göre karar alması anlamına geliyorsa ve bir kadın anne olmayı ve toplumdaki cinsiyete dayalı rollere göre yaşamayı kendi isteyerek karar vermişse, o zaman çelişmeyebilir. Ancak kişilerin karar alma noktasına gelmeden önce ayrımcılığa uğramadan, mevcut tüm kaynaklara eşit erişiminin olduğundan emin olmak gerekir ki mevcut durumda hayat genelde böyle işlemiyor.

Ailenin rolüne gelirsek, aile içindeki ilişkiler ve bakış açıları kadının özgürlük anlayışını nasıl etkiliyor?

Kız veya oğlan olsun, tüm çocuklar “Kadın ve erkek denen insanlar nasıl olmalıdır?” sorusunu öncelikle ailede gözlemleyerek yanıtlamaya çalışır. Her aile bir toplumda, her toplum bir ülkede, her ülke de belli bir zaman diliminde yer alır ve bunların hepsi ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkilerini ve onları nasıl yetiştirdiklerini etkiler. Belli bir zaman diliminde bir ülkedeki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi yapılar kadınlara “ikinci sınıf” muamelesi yapılmasını meşru kılıyorsa, o ülkede anne ve babalar da çocuklarını ya buna göre ya da bununla mücadele edecek şekilde yetiştirir. Kızların eğitimine önem verilmeyebilir, meslek edinmeleri gereksiz görülebilir, erken ve zorla evlendirilmelerine göz yumulabilir, şiddete uğramaları sorun olarak görülmeyebilir, hak ve özgürlükleri ihlal edildiğinde dikkate alınmayabilir. Mahalle baskısı, eğitim sistemi, televizyon dizileri, hukuk sistemi ve benzerleri de bu görüşü destekler nitelikte olabilir. Böylesi bir mayın tarlasında anne ve babalar kızlarını “korumak” adına, onları belli sınırlar içinde yaşamaya yönlendirebilir, hatta ahlak, iffet, namus gibi kavramlar çerçevesinde buna zorlayabilir.

Bahsettiğiniz gibi baskılar ve çatışmalar arasında kadınlar için özgürlük yolu nasıl çizilebilir?

Öncelikle o yolun üstündeki engelleri saptamak, ardından bu engelleri ortadan kaldırmak gerekir. Birey açısından baktığımızda, daha çocuk yaştayken zihinsel, bedensel, sosyal, duygusal ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyecek cinsiyetçi yaklaşımlardan arınmak ve yeteneklerini keşfedip bunları olabildiğince hayata geçirmelerine olanak verecek şekilde yetiştirmek önemlidir. Toplumsal açıdan baktığımızda ise yukarıda bahsettiğim iç içe geçmiş halkalar temelindeki sosyal, kültürel ve ekonomik yapıdaki cinsiyetçi unsurların da saptanması ve ortadan kaldırılması için çaba sarf etmek gereklidir. Örneğin okullarda cinsiyetçi olmayan bir eğitim sağlanmalıdır. Meslek seçimlerinde kadınların özgürce karar verebilmesi için gelecek nesilleri yetiştirme, ailede özel bakıma ihtiyaç duyan kişiler varsa onların bakımını sağlama gibi sorumluluklar sadece kadınların sırtına yüklenmemelidir. Kadınların yönetim kadrolarında, siyasette eşit temsilini sağlamak gerekir. Kadınların kendi düşünce ve davranışlarını kendi iradelerine göre belirleyip karar verebilmelerinden geçer kadınların özgürlüğüne giden yol.

GÜLŞAH SERAL (Uzman psikolog, eğitimci ve somatik deneyimleme uygulayıcısı. Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği (kadinininsanhaklari.org) ve Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı danışmanı.)