kabalık1

KABALIĞA KARŞI EN İYİ TEPKİ

 

 


Günlük hayatımızda sık sık kabalığa, medeniyetsiz davranışlara veya kendimize olan güvenimizi etkileyen küçük tartışmalara maruz kalıyor ve nasıl tepki vermemiz gerektiğini bilmiyoruz. Gerginliğe gerginlikle cevap vermemizin hiçbir faydası yok. Sadece kim olduğumuzu bilmemiz ve düşüncemizi ifade edebilmemiz yeterli.

Her gün defalarca ufak tefek gerginliklere maruz kalıyor ve sonunda diğerlerinin bizi saygıya layık bir insan olarak görüp görmediklerini sorguluyoruz. Sabah asansörden inerken bizi itip kakan kişi kendimizi görünmez zannetmemize sebep oluyor. Postanedeki gişe memuru yüzümüze bile bakmayarak kendimizi sadece bir rakamdan ibaret hissettiriyor. İşyerinde patronumuz sağlığımızı bile düşünmeden verimliliği ön planda tutuyor. Evde eşimiz yorgun olduğumuzu görmeden bir eleştiriler savuruyor. Süpermarkette yan kasa açılınca, arkamızdaki kişi bize tek kelime etmeden boş kasaya geçiyor. Liste uzar gider.

Psikanalist Jean-Claude Liaudete’e göre bu incir çekirdeğini bile doldurmayacak gerginliklerle bencil ve kaba davranışlar, çoğunlukla özgürlük kavramının bireysel algılanmasından ve karşıdaki insanı düşünmeden her istediğinde her şeyi yapma isteğinden kaynaklanıyor.

Bu davranışın temelinde, mutlaka zevk isteyen güçlü bir dürtü olan “id“, yani alt benlik var. Bu tür bir özgürlük anlayışı 17. yüzyıl düşünürlerinden Thomas Hobbes’un “İnsan insanın kurdudur” lafının adeta canlı örneği. Hobbes, “Leviathan” adlı kitabında şöyle der: “Özgürlük, yapmak istediklerimden beni alıkoyacak prangaların mutlak yokluğudur.” Hobbes okumamış binlerce insanın bile onunla aynı fikirde olduğunu görmek için, kabalığın kol gezdiği metro veya diğer toplu taşıma araçlarındaki insanları gözlemlemek yeterli. Örneğin sakince gazetesini okumak isteyen bir yolcu, yan koltukta bağırarak telefonla konuşan kişiden sesini alçaltmasını rica ediyor. Alınan cevap çoğunlukla hiçbir nezaket içermez: “Rahatsız olduysan taksiye bin!” Bunun anlamı tam olarak şudur: “Benim keyfim, senin sessiz yolculuk yapma isteğinden daha önemli. Asıl saygısı olmayan sensin.

48 yaşındaki Betül, medeniyet ve görgü kurallarının artık ilkokullarda ders olarak okutulması gerektiğini savunacak duruma gelmiş. “En azından bir arada yaşam için rehber niteliğinde olur ve insanlara fikir verir.

KİŞİSEL EMNİYET “BALONLARIMIZ”

Tanımadığımız biri çok üzerimize gelince neden saldırıya maruz kalmış gibi hissederiz? Antropolog Edward T. Hall, 60’lı yıllarda konuşma mesafesini belirtmek için “proksemi” terimini kullanıyor ve hepimizi çevreleyen koruyucu bir “balon” olduğunu ifade ediyor. Balonun boyu, kültürlere ve ötekini tanıma seviyesine göre değişiyor. 15 veya 45 santimetre arasındaki samimilik balonuna sevgilimiz, eşimiz, çocuklarımız giriyor ve toplu taşımalarda ne yazık ki hiç tanımadığımız insanlar da onlarla aynı yeri paylaşıyor. Bu da bir “kümelenme” hissiyatı doğuruyor. 45 santim ve 135 santim arasındaki arkadaşlık bölümüne, yakın dostlarımız sohbet etmek için giriyor. 120 santim veya 370 santim arasındaki sosyal balon, işyerinde veya toplantılar için kullanılıyor. Son olarak 370 santimden uzağı, topluluğa konuşan bir kişinin kendini güvende hissetmesi için ideal uzaklık olarak kabul ediyor.

Saygısızlığı tanımlayın

Saygı eksikliği, medeniyetsizlik, kabalık… Saygısızlığın aslında tek bir boyutu yok. Maçlarda futbolcu veya hakemlere hep bir ağızdan senkronize olarak edilen küfürler, politikacıların kahvehane ağzıyla konuşmaları, televizyondaki realite şovlarda birbirini hor gören insanlar; öğretmenlerine saygısızlık yapan öğrenciler, karısını eleştiren bir koca veya “Günaydın” demeyen bir iş arkadaşı aynı kefeye konabilir mi? Saygısızlığın herhangi bir anlama gelmediğini söyleyebilir miyiz? Psikiyatr Stephane Clerget saygısızlık hakkında şöyle diyor: “Saygısızlık ötekini aşağı çeken, haklarını ve özgürlüklerini kısıtlayan bir olgudur. Elbette bu tamamen bilmeden yapılan saygısız hareketlerle de olabilir. Saygı ise tam tersine, ötekini eşit görmek, kendimize verdiğimiz değerin aynısını karşımızdakine vermektir.

Duyulma isteği

Maruz kaldığımız gerginlikler ve dikkate alınmama duygusu arasında gidip gelirken tahammül edemeyecek gibi hissederiz. Üstelik böyle şeylere maruz kaldığımız için kendimize kızarız. Bazen de utanırız. Aslında bizi en çok üzen, istediğimiz tepkiyi verememek. Bağırıp çağırmak veya tehdit etmek bir çözüm mü? Kimileri korku yayarak, sesini yükselterek üstünlük kurabileceğini düşünür. Ama bu doğru bir düşünce ve eylem değil. “O zaman karşımızdakine belki istediğimizi yaptırabiliriz ama yine de saygısını kazanamayız” diyor Clerget ve ekliyor: “Kabadayılık taslayan ve her istediğini bağırış çağırışla yaptırmaya çalışan küçük mafyalara asla kimse saygı duymaz. Sadece takip etme isteği uyandıracak liderler saygıdeğerdir.” O zaman bilge ve her şeye cevabı olan biri gibi mi görünmeliyiz? Buna gerek yok. Hayranlık duyulan kişinin düşünceleri takip edilir ama her zaman bir düşüş olabileceğini unutmamakta fayda var. İdealleştirilen kişi bir süre sonra yerilebilir.

Günümüzde herkes her şeyi bildiğini iddia ediyor. Biz de pasif kişiler olarak görünmek istemiyor, lafımızın dinlenmesini istiyoruz. Bu da kişisel gelişim fanatizminin bir sonucu, çünkü her şeyin cevabını taşıdığımız fikrine kapılıyoruz. Bilmediğimiz cevapları taşıyor gibi görünmemeliyiz. Saygı, öncelikle varoluşçu bir tavırdır ve herkesin fikir, duygu ve isteklerinin bir değer taşıdığı temeline dayanır. Bunu etrafımızdaki kişilere aşılamak için “Evet” veya “Hayır” demeyi, düşüncemizi ifade etmeyi, ötekinin kişisel balonumuzun içine girmesini engellemeyi öğrenmeliyiz. Sadece kendimiz olmamız yeterli ama “olmak istediğimiz” kişi dışında kim olduğumuzu biliyor muyuz? Geçmişteki deneyimlerimiz gerçek değerimizi bize unutturduğu sürece, kim olduğumuz bir bilmece olarak kalacak.

“Geçmişteki deneyimlerimiz gerçek değerimizi bize unutturduğu sürece, kim olduğumuz bir bilmece olarak kalacak.”

Kim olduğunuzu bilin

Neyse ki varlığımızın kontrolünü ele almak ve düşüncelerimizi ifade etmek için hiçbir zaman çok geç değil. Psikanaliz, psikoterapi, kişisel gelişim veya spiritüel egzersizler; hangisi olursa olsun kendimizi tanımak ve kendimize güvenimizi kazanabilmek, kendimizi dünyanın merkezi zannetmemek veya bir hiç olduğumuzu düşünmemek için mutlaka çalışmalıyız.

Kendimize saygı duyma ve fikirlerini ifade etme, her zaman yenilenmesi gereken bir çaba gerektiriyor. Sonuç olarak aşağılayıcı bir cümleden, hor gören ya da uygunsuz olan bir davranıştan hiçbir zaman tam olarak korunamayız. Kendini ifade etme ve agresif olmayan bir iletişim kurma üzerine bu kadar kitap olması, artık hiçbir şeyin eskisi kadar zor olmadığını gösteriyor. Özellikle unutmamamız gereken, gerçek özgürlüğün “Ben ne istersem o” yaklaşımı veya kendini dünyanın merkezine koymak olmadığı. Asıl özgürlük, ortak ihtiyaçlarımızın bilincinde olarak müşterek yaşam alanları yaratmaktan geçiyor. Kendini ifade etmek sadece psikolojik değil, aynı zamanda felsefi bir olgudur.

“Kendimize saygı duymak ve fikirlerimizi ifade etmek, her zaman sürmesi gereken bir çaba gerektiriyor.”

HALKA AÇIK BİR ALANDA ANLAŞMAZLIĞI GİDERİN

Bazen sıra beklerken önüme birileri geçiyor ve bana omuz atıp hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. O zaman gerçekten hor görüldüğümü hissediyorum. Beni asıl sinirlendirense, hiçbir şey söylememek. Aslında öyle bir durumda kendime sinirleniyorum.” Selin, 27 yaşında

Anlamı: Bu tarz tatsızlık ve saygısızlıklar ne yazık ki hepimizin günlük hayatının bir parçası. Selin’in de dediği gibi, bu olaylar kimliğimize saldırı niteliğinde. Bir anlık bir olay yüzünden kendimizi görünmez hissediyoruz. Nesneleştiriliyoruz. O anki ruh halimize göre ya gülüp geçiyoruz ya da tüm günümüz mahvoluyor.

Nasıl ifade edilmeli?

Görünmez olmaktan kaçınılmamalı. Saygısızlık en çok kendini silik gösteren kişilere yapılır. Bu yüzden bedensel duruşumuza dikkat etmeliyiz: Omuzlar dik olmalı ve vücudumuz güçlü görünmeli. Gece yarısı kalabalık bir çeteyle karşı karşıya kalmadığımız sürece, memnuniyetsizliğimizi mutlaka ifade etmeliyiz. Karşı tarafla iletişim kurmak için bir dayanak noktası aramalıyız. Yüksek sesle, kişinin gözlerinin içine bakarak konuşmalı ve mümkünse içine biraz mizah katmalıyız. Ama verilecek en iyi tepki, hemfikir olan kişiler bulmanız ve etrafınızda bir insan bağı oluşturmanızdır. Saygısızlıktan koruyan aslında sosyal bağdır. Kendimizi olduğu kadar başkalarını da bu tarz kabalıklardan korumaktan çekinmemeliyiz. Daha eski zamanlarda, terbiye görmemiş kişilere toplumun çok daha fazla tepki gösterdiğini hatırlayın.

Derleyen: Ceylan Özçapkın

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

BİR KEYİF ÇAYI KOYUN

Sonraki Yazılar

YILDIZLAR SİZE SESLENİYOR!