izlemek-icin-uc-neden-“the-work” (1)

İZLEMEK İÇİN ÜÇ NEDEN: “The Work”

 

 

  • İçimizdeki şeytan

Film, Folsom Eyalet Hapishanesi’ndeki mahkûmların her hafta katıldıkları grup terapisi seanslarına, yılda iki kez mahkûm olmayan, halktan kişilerin katılımıyla dört gün süren yoğun grup terapisi seansını konu alıyor. Yönetmen Jairus McLeary’nin, mahkûmlar için olağan olan haftalık seansları değil de, dışarısı ile içerisinin bir oranda birleştiği bu dört günlük seansı belgeselde konu alması birçok açıdan önemli. Mahkûmlar, iç dünyadaki “şeytan”a, katil olan parçalarına yenik düşüp eyleme döktükleri, yani bir kişiyi öldürdükleri için cezaya çarptırılmışlardır. Ve her gün farkında olarak ya da olmadan bu durumla yüzleşirler. Peki ya dışarıdakiler? Dürtülerinin, iç parçalarının bir silahı olarak gerçek silahı değil de kelimeleri kullanan, kendi içlerinde mahkûm olmuş bizler? Biz iç dünyamızla nasıl yüzleşiriz?

  • Duygusal bariyerler

Belgeselde, bu dört günlük seans başlamadan önce beklentileri duyarız. Ve bu beklentiler, “savunmasız ve yaralanabilir” olma etrafında yoğunlaşır. Kimse “güçlü ve sağlam” olabilmeyi arzulamaz. Bu noktada, duygusal olarak farkında olmadan koyduğumuz bariyerlerden söz edilebilir. İçeride saklanacak, saklanması gereken, yoğun incinebilirlikle dolu bir kapsül barındırırız. Hapishane duvarlarıyla somutlaşmış “içerisi”, bu kapsülün ortaya çıkmasına ve sağaltılmasına fayda sağlamayabilir. Ancak güvenilir soyut bir ortam, anlaşılacağımıza inandığımız bir çevre, bu kapsülleri açığa çıkarabilir. O zaman yas tutulabilir ve duygularla yüzleşilebilinir.   

  • En derin ihtiyaç 

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre, “Bir insan bir yere bakıyorsa, orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa, orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır”. Bu bağlamda düşündüğümüzde, çoğu insanın çocukluk anılarını hatırlamaması ve anılara dair söylemleri gereksiz/saçma ya da anlamsız bulmasında önemli bir nokta olduğu düşünülebilir. En derin ihtiyaçların üzeri farkında olmaksızın örtülmek zorunda kalındığında, “eksik parça”lı hayatımız bir plak gibi döner durur. Ta ki biz onunla gerçekten ilgilenene dek…

Yazı: Tuğba Kocaefe

 

 

Önceki Yazılar

ÇOCUK VE ERGENLER İÇİN ŞEMA TERAPİ

Sonraki Yazılar

“GHOSTING”DEN SONRA…