izlemek-icin-uc-neden-en-sevdigim-kumas (2)

İZLEMEK İÇİN ÜÇ NEDEN: EN SEVDİĞİM KUMAŞ

İç savaş. Suriye asıllı yönetmen Gaya Jiji, filmde Nahla adında Suriyeli genç bir kadının hayatından bir kesiti konu ediyor. Suriye’deki içsavaş tüm korkunçluğuyla ülkeyi ve Nahla’nın yaşadığı bölgeyi cehenneme çevirirken, Nahla ve ailesi bu duruma seyirci kalıyor. Biz de paralelde bir genç kadının içindeki savaşa seyirci kalıyoruz. Dış dünyadaki travma her zaman iç dünyadaki travmayı tetikler; dışarıda bir ülke halkının parça parça birbirine savaş açtığı, işkencelere maruz bıraktığı görülürken, Nahla da haklarının ihlal ve gasp edildiği hissiyle aslında hem aile içindeki kadınlara hem de kendi kadınlığına savaş açıyor. Terk edilme ve yoksunluk gibi hislerin nasıl bir yıkıcılığa ve hasete dönüştüğünü izliyoruz.

Kumaş. Nahla’nın valizde saklanan çeyizi, film içinde sürekliliği sağlayan ve anlamları olan bir metafor olarak kullanılmış. Açılmamış bir çanta ve içindeki yatak kıyafetleri… Bir erkek tarafından “açıldığında” ancak giyilebilecek, bekletilen kadınlık! Duygularını, arzu ve dürtülerini içinde saklamak zorunda kalan kadınlar… Anne ve üç kızından oluşan bu ailede, Nahla sanki bu duruma isyan eder gibi. Valizi kendi açıyor; ne kadar yıkıcı da olsa yetişkin bir kadın olarak arzularını deneyimlemek istiyor ve masalın sonunu kendi istediği gibi değiştiriyor. Duygularını gösterdiğini hiç göremediği anneden uzaklaşıp arzuların sınırsızca yaşandığı annenin evine gidiyor.  

Sıkışmışlık. Bir annenin ellerinde kadınlığın (Nahla’nın çeyizinin) erkek tarafından seçilen başka bir kadının kalıbına uydurulmaya çalışıldığını görüyoruz; filmin en trajik kısmı belki de burası. Ait hissettiğimiz her şeyin başkaları tarafından istemediğimiz halde hunharca kesilip biçilerek kalıplara uydurulmaya çalışılması, belki sadece kadınların değil, insanlığın da trajedisi. Tüm bu devşirme süreci sonunda elimizde kalan, kesilip biçilmiş parçalarımız oluyor. Bir “masalcının” küçük bir fincanın içinde tüm hayatımızı görmesini ve hayallerimizin gerçek olacağını bize söylemesini beklerken, kendi sesimizi unutuyoruz. Ötekinin gözleri kör olmuşsa, ayna bizi göstermemişse, kendi benliğimizi kalan parçalardan yeniden yaratmaktan başka çaremiz yoktur belki de…

Yazı: Tuğba Kocaefe, psikoterapist