iyimser-olmak-sagligi-koruyor (2)

İYİMSER OLMAK SAĞLIĞI KORUYOR

 

 

Eğer karanlık düşüncelerimizden ısrarla bahsederek sağlığımızı bozabiliyorsak, bizi mutlu eden duygularımızın peşinden giderek sağlığımızı güçlendirebiliriz. Ancak pozitif düşüncelerin iyiliğinden faydalanmak antrenman gerektiriyor.

Bu deneyimi yaşamayan var mı? Kötü hissettiğinizde veya biraz hasta gibi olduğunuzda, mutlu bir haber alırsanız, enerjiniz geri gelir. Birden toparlanırsınız; şehrin diğer ucuna arkadaşlarınızla buluşmaya gidebilir ya da bir saat daha fazla çalışabilirsiniz. Peki, bu yenileyici güç nereden geliyor? Keyif, mutluluk, sevinç gibi olumlu düşünceler fiziksel sağlık üzerinde etkili mi?

Bu fikir yeni sayılmaz. Psikolog Émile Coué, 20. yüzyılın başlarında terapötik bir yaklaşım geliştirdi. Müşterilerine günde 20 kez yüksek sesle şu optimist mesajı tekrar etmelerini önerdi: “Her gün, her açıdan, gitgide daha iyi olacağım.” İlerleyen yıllarda, 1979’da, Gazeteci ve Profesör Norman Cousins bir kitap yazdı ve bu kitapta ölümcül bir hastalıktan C vitamini ve komedi filmleri izleyerek kurtulduğunu anlattı. Ancak bilimin bu olaylarla ilgilenmesi için biraz beklemek gerekiyordu. “Tıp, psikiyatri ve psikoloji, olumsuz duygu ve düşüncelerin bizi sıktığını, yorduğunu, kırgınlaştırdığını açıkça gösteriyordu. Ancak o dönemde bu bilimler sadece patolojiyle ilgileniliyordu. İyi duygulara yönelik ilgileri çok daha yeniye dayanıyor” diye açıklıyor Psikoterapist Thierry Janssen.

Günümüzde birçok terapi yaklaşımı içsel kaynaklara ve hastanın dinamizmine çağrı yapıyor. Pozitif psikoloji, daha sağlıklı bir hayat için ruhsal olarak güçlenmeye önem veriyor. Ayrıca ruhsal güçlenme sağlayan yöntemleri destekliyor: Temel olan maddi, duygusal ve manevi ihtiyaçları karşılama kapasitesi, engellerin üstesinden gelmek, varlığına anlam kattığı düşüncesiyle olumlu duygu akışına kapılmak… Bu özellikler, etik ve anlam yönünden varlığın her seviyesine hitap ediyor. Sorunlardan ısrarla bahsederek hayatımızı çürütebilir veya olayların iyi tarafına bakarak hayatımıza neşe katabiliriz.

Birçok çalışma bunun geçerliliğini kanıtlamasına rağmen, pozitif psikoloji kötümserlik karşısında yeterince güçlenebilmiş değil. Pek çokları için pozitif düşünce sahte inancın eşanlamlısı gibi. Olumlu düşüncenin iyi bir tarafı olabileceğine ikna etmek çok zor. Freud’la birlikte optimizm bir illüzyon olarak değerlendirildi. Medeniyetin devamı için kesinlikle vazgeçilmez bu, ancak yetişkin olmak için de maskenin kaldırılması gerektiğini, yani mantıklı bir şekilde kötümser olmak gerektiğini savunanlar var.

Gereksinim ve sorumluluk

Diğer yandan, birçok kişi kendilerini iyi hissetmek, zengin olmak ve hoş bir mizaca sahip olup hastalıkları iyileştirmek adına bu yeniçağ reçetelerinin yaklaşımını benimsiyor. Amerikalı Psikolog Martin Seligman, psikolojinin kişilere hayatlarının anlamı ve amacıyla ilgili öncelik verirken, mutluluğun sözde bilimi olarak algılanmasından yakınıyor. Seligman’a göre, iyi sağlık sadece mutluluk hissinin üstüne kurul değil, daha çok kendi içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan doğan memnuniyetle ilgili. Thierry Janssen’e göre optimizm bünyeyi koruyor. Mutluluk, sağlık ve iyi mizacı birbiriyle birleştiren bağ, her şeyden önce hayatımıza verdiğimiz derin anlama bağlı. Optimizmin iyiliğinden faydalanmak ne bir gereksinim ne de bir sorumluluk. Ona göre, dengemizi sağlayan üç zihinsel tutum bulunuyor, yani sağlığımızın üç gerçek yapıtaşı.

Akışkanlık: Bu birinci değerli nitelik. Bilgi akışını destekliyor, hayatımızın farklı boyutlarını uyumlaştırıyor, iyi bir sağlığın garantörü. Akışkanlığınızı kaybettiğinizde, fiziksel ve duygusal hislerinizi kelimelere dökme yeteneğiniz azalıyor ve mide ülseri, astım, egzama veya kronik rahatsızlıklar gibi psikosomatik olarak adlandırılan bozukluklara yakalanma riskiniz artıyor. Buna karşın akışkanlık, birinin doğal olması için onu zorlamak gibi kontrol edilebilir bir şey değil. Thierry Janssen değişim hissini takip etmemizi öneriyor. “Vücuttan yola çıkarsak, onu çözmeyi, yatıştırmayı, duyumları serbest bırakmayı, onda gizli tutulan duyguları öğrenmeliyiz. Deneyimlediğimiz şeyleri adlandırmalıyız. Çalışmalar gösteriyor ki sadece derin nefes almak bile vücudu kımıldatarak beynin görevini tekrar dengeliyor. Özellikle de korku, sinir, kaygı gibi olumsuz duygularla sevinç, tutku gibi olumlu duygular arasındaki dengeyi sağlıyor.”

Güven: Kişinin kendi hayatına dair zorunlu bir beceri. Ancak zor, çünkü eğitimimizden gelen korkulara veya kötü tecrübelere karşı verdiğimiz tepkiler kişiliğimizin bir parçasına işlenmiş durumda. Akışkan olmak için geride saklanan korkuları ve yasakları öğrenmeliyiz. Kimsenin yüzleşmekten hoşlanmadığı şeylerdir bunlar. Peki, nasıl yapacağız? Cevabı tahmin ediyorsunuz değil mi? Tabii ki vücudumuz! “Avusturyalı Psikiyatr Wilhelm Reich ve öğrencisi Amerikalı Psikoterapist Alexander Lowen, uzun zamandır korkularımızın ve savunmalarımızın kas kasılmasına, fiziksel çekişmeye sebep olduğunu gösterdiler” diyor Thierry Janssen. Yoga, tai-chi, çigong, Feldenkrais metodu, tüm psikanalitik ve terapötik çalışmalar, vücut pratiklerine dayanıyor.  

Tutarlılık: Akışkanlık ve güven; niyet, düşünce, sözler ve davranışlar arasında tutarlılık gerektiriyor. Thierry Janssen’a göre, bu tutarlılığın kendini göstermesi ve tamamen açabilmesi için, hayatın bu tutumu talep etmesi gerekiyor. Biyolojik seviyede bunu görüyoruz. Her şey tutarlı olunca hayat ürüyor, çoğalıyor. Sistemde bir şeyler tutarsız olursa, her şey çöküyor. “İnsanlar, toplum ve medeniyet için de aynısı geçerli. Çoğunlukla, fiziksel veya psikolojik rahatsızlık duyan hastalarımdan hayatlarında vücutları ve/veya duyguları arasındaki gerginlikten dolayı tutarsızlık hissettiklerini duyuyorum. Kendini objektif bir şekilde dinlemek, aldatmacayı bulmanızı sağlar. Hayat da aldatmamamızı ister.”

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

SEVİNÇ ERBULAK’IN İLHAM VEREN CÜMLESİ

Sonraki Yazılar

DOĞRU TERAPİSTİ NASIL SEÇERSİNİZ?