iyi-ebeveynler-olmak-icin-oncelik-ne-olmali

İYİ EBEVEYNLER OLMAK İÇİN ÖNCELİK NE OLMALI?

 

 

Günümüzde ebeveynler önceki nesillere aile olmak konusunda daha fazla kritere sahip gibi görünüyor. Her anne-babanın bu konuda farklı derecelerde kaygılı olduğunu belirten pedagog Dr. Sevil Yavuz, iyi ebeveyn olmak için öncelikle kendiyle barışık ve mutlu bireyler olunması gerektiğini hatırlatıyor.

Bir şekilde, çocuklarımızı uygun gördüğümüz gibi yetiştirmek için kendimizi daha serbest hissediyoruz. Bugünkü ebeveynler eski tip otoriteden uzak, rahat, daha yakın ve hayalperestler. Bu bizi daha sağlıklı ebeveynler mi yapıyor? Tartışılır. Yeni doğmuş bebeğimizi henüz kollarımıza yeni aldığımızda bile, mutluluğumuza, senelerin sakinleştiremediği ama biraz değiştirdiği endişelerimiz karışıyor. Bu işin altından kalkabilecek miyiz? Onları, kendi yaralarımızı aktarmadan, geçmişin üzerimizdeki ağırlığını hissettirmeden yetiştirmeyi başarabilecek miyiz? Onları güvende tutacak ancak boğmayacak, zorlamadan rehberlik edecek doğru mesafeyi bulabildik mi? Peki ya iyi yaptığımızı düşünürken, onlara zarar verirsek? İyi anne-baba olmayı ne kadar çok önemsiyorsak, İngiliz pedagog Donald Winnicott’un tabiriyle sadece “yeterince iyi” olabilmeyi kabullenmemiz o kadar zor oluyor.Öte yandan, bu suçluluk duygusu kaçınılmaz görünüyorsa, bilinçdışı kökenlerini keşfederek ve dar görüşlü pedagojik buyruklarla aramıza mesafe koyarak bunu hafifletmek mümkün.Ve ebeveyn olarak görevlerimizin her zaman ödüllendirici olmadığını da kabul etmemiz gerekiyor. Pedagog Dr. Sevil Yavuz, bu hassas konuyla ilgili sorularımızı yanıtlıyor.

Çocuğu için yeterince iyi olmamak, yanlış davranmak, zarar vermekten korkmak… Her ebeveyn kendinden şüphe ediyor mu?

Günümüzdeki anne-babaların en büyük kaygısı çocuğuna yetememek, onu iyi yetiştirememek ve psikolojisinin bozulmasından korkmak. Her ebeveyn bu kaygıyı farklı derecede de olsa yaşıyor. En çok da anneler bu kaygıyı taşıyor. Anneler hem mükemmel anne olmaya hem de mükemmel bir eş ve çalışan kadın olmaya çalışıyor. Özellikle çalışan anneler çocuklarına yeterince zaman ayıramadıklarından, onlara yetemediklerinden dolayı çocukları konusunda daha kaygılı davranıyorlar. Oysa ayrılan zamanın miktarı değil, kalitesidir önemli olan. Kaygılı bu ebeveynler sürekli bir psikolog gibi çocuklarının davranışlarını ve kendi davranışlarını analiz ediyorlar ve yeterli bir ebeveyn olup olmadıklarına, çocuklarında bir problem olup olmadığına odaklanıyorlar.

Bu analizlerin sebebi kendi anne-babalarıyla olan ilişkilerinden mi kaynaklıyor?

İnsan psikolojisi çok derindir. Net bir şekilde tek sebebi budur diyemeyiz. Ancak bilimsel olarak net olan bir bilgi, çocukluğumuzda yaşadıklarımızın bizim bu günümüzü etkilediğidir. Anne-babalar, kendi ebeveyn deneyimlerinden, yaşadıkları diğer hayat deneyimlerinden, o kuşağa ait hayat şartlarından etkilenerek çocuklarına yaklaşımlarını belirlerler. Söz konusu bir kuşağa ait ortak davranış biçimlerinden o kuşaktaki her anne-baba etkilenir.

Yanlış büyütme korkusu suçluluk duygusuna dönüşebilir mi?

Sürekli kendinin yeterli olup olmadığını test eden, buna odaklanan ebeveynler kendilerindeki olumlu yönleri görmek yerine olumsuzluklara odaklanır ve bu olumsuzluklar için kendilerini suçlarlar. Örneğin her akşam kendine zaman ayırmadan çocuğuna zaman ayıran anne ya da baba bir gün kendini çok yorgun hissettiği için çocuğuyla oyun oynayamazsa ve çocuk da üzülürse, hemen kendini çocuğunu ihmal eden bir anne/baba olarak hisseder ve vicdan azabı çeker. Oysa haftanın altı günü çocuğuna kendine ayıracağı zamandan fedakârlık ederek zaman ayırmıştır ve bir gün de kendine zaman ayırması onu yetersiz bir ebeveyn yapmaz.

Anne ve babanın rollerindeki farklılık gibi bu konudaki endişelerinin içeriği de birbirinden farklı mıdır?

Endişe aynı endişedir. Çocuğumuzu iyi yetiştiriyor muyuz? Yeterli bir ebeveyn miyiz? Sadece endişenin derecesi anne-babaya göre fark eder. Yine aynı şekilde çocukla ilgili bazı konularda sergilenen kaygı düzeyi farklılaşıyor. Genelde anne çocuğun sağlığıyla ilgili yoğun endişe duyarken, baba çocuğun toplumsal hayattaki davranışları ve özgüveni konusunda yoğun endişe duyar. Yine genel olarak anneler daha endişeli ve korumacı yaklaşırken, baba biraz daha rahat ve anneye göre daha az ilgilidir. Örneğin baba çocuğun arkadaşlarıyla nasıl top oynadığına odaklanırken, anne daha çok terlerse üşütür diye düşünür.

Eğer çoğu ebeveynlik hatası bilinçdışı yapılıyorsa, nasıl önüne geçilebilir?

Biz buna “ebeveynlik hatası” demeyelim. Biz buna şöyle yaklaşalım: ‘Kendimizle ne kadar barış içindeyiz? Çocukluğumuzda yaşadığımız travmalar üzerine destek aldık mı? Geçmişte mi yaşıyoruz?’ gibi kişisel süreçlerimizi değerlendirme diyelim. Çünkü kişi zihnen, bedenen ve ruhen kendiyle bir bütünse ve kendini seviyorsa, kendiyle barış içindeyse, hem mutlu bir birey, hem yeterli bir ebeveyn hem de yeterli ve mutlu bir eş olur. Eğer bir insan kendi mutluysa mutluluk verir, denge ve uyum içinde davranır. Eğer mutsuz bir birey olarak ebeveynlik yapmaya çalışıyorsa, çocuğa yaklaşımı da hatalı olur.

“Mutsuz aile” nesilden nesile aktarılan bir kısırdöngü müdür? Kırılması mümkün müdür?

Kesinlikle mümkündür. Kişinin ona iyi gelen terapilerle, hobilerle, kişisel gelişimle kendiyle barışması ve geçmişte yaşadığı travmalar konusunda destek alması gerekir. Travmasız insan yoktur. Herkesin bir yarası vardır. Ancak bu yaranın farkına varılmazsa, kanamaya devam eder ve bireyin dengesini bozar.

Geçmiş nesille kıyaslarsak, günümüz ebeveynleri çocuk eğitimi hakkında daha çok bilgi edinmeye çalışıyor. Peki, bu kaynaklar arasında (internet siteleri, popüler kitaplar, videolar…) doğru ve yanlış nasıl ayırt edilebilir?

Maalesef günümüzde bilgiye kolay ulaşılması kaygılı ebeveynlerin kaygılarını daha da artırmaya başladı. Bir konu hakkındaki farklı bakış açılarını öğrenmek, çocuk yetiştirme konusunda yollarını kaybetmelerine neden oluyor. Çünkü bu alanda bir uzman olmadan bu bilgileri süzgeçten geçirmek mümkün değil. Her ailenin şartları farklıdır, her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek kitap bilgisiyle mümkün değildir. Ebeveynler çelişki yaşadıklarında, ne yapacaklarını bilemediklerinde bu işin uzmanına danışmalılar. En doğru tavsiyeyi klinik değerlendirme yaparak uzman verir. Bu bilgi kirliliği ve sosyal medya ebeveynlerin daha da yetersiz hissetmesine yol açıyor.

Hatadan ve suçluluk duygusundan kaçarken, tek yönlü, normatif, doğal olmayan bir ebeveynlik modeli de ortaya çıkabilir mi?

Hata ve suçluluk duygusundan kaçmak ebeveynlerin daha fazla kaygılı ve yetersiz hissetmesine neden olur. Bu da mutsuzluk ve stres yaratır. Eğer bu tür bir ebeveynlik modelini adlandırmamız gerekirse, buna “ebeveyn tükenmişliği” diyebiliriz. Kendinden vazgeçmiş, kendini unutmuş, kendini ebeveynlik rolüne kurban etmiş mutsuz bireyler daha tahammülsüz ebeveynler olurlar.

 

 

Önceki Yazılar

YENİ BAŞLANGIÇLARA DİKKAT

Sonraki Yazılar

AYRILMANIN YEDİ KURALI