yonetici

İYİ BİR YÖNETİCİ OLMANIN PÜF NOKTALARI


Günümüzde her şeyi kontrol eden ve bir şeyleri dayatmaya çalışan yöneticilerin devri kapanıyor. Artık iyi bir yönetici olmanın yolu tevazudan, anlayıştan, güvenden ve cesaretli olmaktan geçiyor. İşte iyi yöneticilerin ve güçlü ekiplerin sırları…

Derleyen: Müge UYSAL

Hepimizin iş hayatından iyi ve kötü yöneticiler geçmiştir. Bunların bir kısmı adaletli, motive edici, çalışanlarının en iyisini yapabilmelerini sağlayan yöneticilerden oluşurken diğerleri takım çalışmasına yatkın olmayan, tecrübesiz, stres yaratan ve çevredekilerin moralini bozan patronlardır.

Yaşam Koçu ve Gestalt Terapisti Céline Ricocé, yönetici pozisyonlarının oldukça hassas olduğunu söylüyor. “Bilinçdışında kimi yöneticilerimizi hayatımızdaki otorite figürleriyle bağdaştırabiliyoruz. Bir yöneticiyi bazı çalışanları çok severken bir kısmı da onunla aynı frekansta olmayabiliyor. Herkesin seveceği mükemmel patron tabii ki imkânsız, ancak çoğunluğa hitap edecek özelliklere sahip olmaları mümkün.”

İyi bir yönetici neler yapabileceğinin farkındadır

Yöneticilerin büyük bir kısmı bu mevkilere geldiklerinde neler yapacaklarını önceden bilmezler. Başka birinin yerine getirilirler, daha çok sorumluluk almak isterler ve alanlarında uzman oldukları için terfi ederler. Ancak bu konuma gelmiş olmaları çalışanlarını nasıl idare edeceklerini bildikleri anlamına gelmez. Peki, neden yönetici oluruz? Bu konuma gelmeye nasıl hazır oluruz? Bu soruları sormak elbette kaçınılmaz.

Uzman Psikolojik Danışman Zeynep Balcı, “İyi bir yönetici, işinin insan olduğunu çok iyi bilir. İnsan ilişkilerine, duygulara, yaratılan ortak değerlere, bireysel farklara ve ortak paydalara özen göstererek kişilerle iletişime geçer.” diyor. “İyi bir yönetici duruma ve kişiye uygun olarak yönlendirici, destekleyici, öğretici ve geliştirici liderlik becerileri sergileyebilir.”

Bir ilaç firmasında üst düzey yönetici olan Selim, bir ekibi yönetmenin “benden çıkıp biz olmak” ve egoyu bir kenara koymaktan geçtiğini söylüyor ve ekliyor: “Maalesef insan doğası gereği bunun tam tersini yapmaya meyilli ve sıklıkla kendi çıkarlarını ön plana koyuyor. İyi bir yöneticinin başkalarının problemlerine cevap aramaya koyulmadan önce kendi sıkıntılarını çözümlemesi gerekir.”

Günlük hayatta bir yönetici, yapılan işin organizasyonundan, kriz anlarını yönetmekten, hızlıca karar almaktan ve doğru adamları işe almaktan sorumludur. Bu saydığımız sorumluluklar kimi zaman gerginlik yaratan durumlara da sebep olabilir. Céline Ricocé, bu gerilimin çözümünün kendi gücünün ve sınırının farkında olmaktan geçtiğinin altını çiziyor.

Yönetici kendi problemlerini, korkularını ve hayal kırıklıklarını çalışanlarına yansıtmak yerine kendine, “Beni rahatsız eden, sinirlendiren nedir? Bu durumun benim otoritemle ne gibi bir ilgisi var?” gibi soruları yöneltmelidir. Bunu yaparken, hali hazırda kendisinde bulunan organizasyon, grup çalışması gibi iyi yönlerini öne çıkarabilir; iletişim, takım ruhu oluşturmak, çatışmaları dindirmek gibi diğer yetileri ise zaman içinde öğrenir ve geliştirebilir.

Anlayışlıdır ve takım ruhunu canlı tutar

“İyi bir patron çalışanlarıyla samimi olmamalıdır” fikri de bu konudaki yanlış algılardan biri. Soğuk bir çalışma ortamından daha kötü bir şey yoktur. Her çalışanıyla birebir ilgilenmek, onlara bağlılığını göstererek güzel enerji yaymak ve çalışanların duygularına kulak vermek liderliği daha da sağlamlaştırır.

Dünya üzerinde her alanda olduğu gibi çalışma hayatında da evrensel anlamıyla sevgi önemli bir nokta. İyi bir yönetici çevresine kulak vererek, özellikle kriz anlarında çalışanlarının yaptığı işe bir anlam kazandırmayı bilmeli. Yani bu yönetmekten çok bir çeşit refakat etme işi. Ortama korku yerine heyecan ve motivasyon hakim olmalı.

Acil servis doktoru ve muayenehane sahibi olan Phillipe Rodet, yukarıda altını çizdiğimiz anlayış ve nezaketin önemini vurgulıyor. Bunun çalışanlar arasındaki birlik ve adalet duygusunu beslediğini belirtiyor. Bu noktada kısa süreli gözlemlerle yetinmek yanlış olur, çünkü iyi ya da kötü her yönetici zaten ilk başlarda verim sağlar. Ne var ki bunu korku salarak başarır. Ancak uzun ölçekte bu tarz bir yönetim işlevini kaybeder ve çalışanlar gitgide yaratıcılığını ve yönünü kaybetmeye başlar.

Yapılan araştırmalar, anlayışlı ve pozitif bir yönetcinin çalışanların psikolojisini olumlu etkilediğini ve şirketin üretkenliğini artırdığını gösteriyor. Ancak bu tutum istikrarlı bir şekilde devam ettiği sürece bu geçerli olabiliyor.

Kimilerine göreyse bu tarz anlayışlı bir tutum içinde olmak zayıflık göstergesi olabiliyor. Philippe Rodet, bu konuda şunları dile getiriyor: “Bir yönetici hem anlayışlı hem de katı olup gereğini yerine getirebilir, ancak burada dikkat edilmesi gereken katılık gerektiren durumları doğru bir şekilde idare etmektir. Örneğin ben sıkça ‘Zamanımız yok!’ cümlesini işitiyorum. Bir günaydın demek ya da teşekkür etmek veyahut o gün işe gelmemiş birine ne olduğunu öğrenmeye çalışmak ne kadar vaktinizi alabilir ki? Bunlar çok basit şeyler gibi görünse de doğru iletişimin çekirdeğini oluştururlar.”

Birlikte çalışacağı kişileri kendi seçer ve onlara güvenir

Başkalarına hizmet etmek. Evet, bu fikir bir yönetici için şok yaratabilir. “Hizmetkâr Lider” kavramını 1970 yılında yazdığı bir kitapta ortaya koyan Robert K. Greenleaf’in bu düşüncesi günümüzde çalışma hayatında yeniden konuşulmaya başlamış gibi görünüyor. Bu yönetim felsefesi yaklaşımında, yöneticinin öncelikli amacı çalışma arkadaşlarının gelişimini sağlamak ve profesyonel hayatta kendilerini iyi hissettiklerinden emin olmak. Yaşam Koçu ve Yönetim Bilimi Profesörü Agnès Muir-Poulle, iyi bir yöneticinin çalışanlarından korkmaması ve onların ilerlemelerini tehdit olarak görmemesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Kendisinden daha farklı özelliklere sahip ve onu zorlayacak kişileri çalışma arkadaşı olarak seçmelidir. Takımının beraber çalışmasını sağlar. Herkesin kendi yeteneğini öne çıkartacağı ve hatta kendini aşacağı ortamlar oluşturur. Onları otonom hale getirmek için çalışanlarına sorumluluk verir ve herkesin kendi işini organize etmesine izin verir.”

 Takımın her zaman arkasında ve cesur olmalıdır

Güven bu işin temelini oluşturur. Birçok defa rencide edilmiş çalışanlar, yöneticilerinin onların sözüne itibar etmediklerinden, projelerinin arkasında durmadıklarından ve atik olmadıklarından şikâyetçi oluyor. Céline Ricocé, yöneticilerin kendine güvensiz olmasının çok sık duyulan şikâyetler arasında yer aldığını söylüyor ve ekliyor: “İş ilişkilerinde cesaretli olmak, birçok yönetici kaçınırken sizin çalışanlarınızla günlük ilişkiler kurmaya cesaret etmeniz demektir.”

Mevkiyle bu özellik maalesef ters orantılı ilerliyor. Ricocé durumu şu şekilde açıklıyor: “Bir proje ürettiğinizde ya da iyi bir ekibiniz olduğunda sizi tebrik etmekten başka bir iletişim yolu bilmezler, çünkü başka şeyleri nasıl dile getireceklerinin bilincinde değillerdir.”

Zeynep Balcı’ya göre ekip yöneten kişinin, açık iletişim içinde olarak ortak vizyonu net ortaya koyabilmesi, hedefleri hem ekip olarak hem de birey olarak gerçekleştirmenin nasıl bir fark yaratacağını tüm ekibe hissettirebilmesi, sorumluluk alma ve hesap sorulabilmesi konusunda açık iletişim prensibini uygulayabilmesi önemli. Tabii duygusal zekâ da önemli bir denge. Balcı, “Ortak amaç için ekip üyelerini harekete geçirecek içsel motivasyona da sahip olmak ve tabi ki başarıyı kutlama heyecanını hiç kaybetmemek ve başarısızlıklarla da yüzleşebilme cesaretine sahip olmak gerekir.” diyor.

“Olumsuz bir sonucu nasıl söylerim?” Bu birçok yöneticinin cevap aradığı bir soru. Çalışanına “Hayır” demek, terfi alamayacağını hatta işten çıkarılacağını söylemek, bir yöneticinin en zor görevlerdendir. Peki, her zaman şeffaf olmak ne kadar doğru? Céline Ricocé’ye göre yönetimde cesur olmak önce kendinle yüzleşmek demektir. Ayrıca bu tip durumlar karşısında nasıl hissettiğiyle ilgili kendini sorgulamak ve birazdan söyleyeceği şeyin bir başka insanı etkileyeceğinin bilincinde olmak demektir.

Sorumlu kişi yeri geldiğinde takımı için açıklama yapabilmeli ve onları sonuna kadar savunabilmelidir, çünkü bir çalışan yöneticisinden onu korumasını bekler. Onları yönetmeden önce, herkese sorunlarını ve eleştirilerini dile getirme hakkı tanımalıdır ve kendisi de yöneticiliğiyle ilgili iyi ve kötü geri dönüşlere kulak vermelidir.

Örneğin maaşlarda kesintiye gidileceği zaman, ulaşılması zor hedefler belirlendiğinde ya da başka durumlarda kendi değerlerine ters düşen kararlar açıklamak zorunda kalabilirler. Yaşam Koçu Ricocé, cesaretin, gerektiğinde bir şeyi onaylamadığınızı söylemek olduğunu da belirtiyor.

Belki de, kimi zaman boşuna da olsa, özgür düşüncenin sınırları içerisinde cesaret göstermek size bir hareket kabiliyeti verecektir. Aynı zamanda kişinin kendi hayat görüşü olması, çalışma hayatında prensiplerinizin olması büyük önem arz ettiği gibi bu prensipleriniz size karşı durma gücünü de verir.

 

 

Önceki Yazılar

KÜÇÜK ŞEYLERİN DEĞERİNİ BİLİN

Sonraki Yazılar

CERRAHLARIN DİNLEDİĞİ TOP ROCK ŞARKILARINI KEŞFEDİN!

Bir cevap yazın