SİLKELEN

“İSTERSEN YAPARSIN”

 

 


“Silkelen ve kendine gel!”

Yazı: Stéphanie Torre
Çeviri: Serra Akyüz

Bu cümle ilk bakışta tembel bir çocuğa, uyuşukluktan içimizi sıkan bir depresife, nasıl hâlâ aynı hataya düştüğüne akıl sır erdiremediğimiz bir aşk, sigara veya iş bağımlısına söyleyeceğimiz türden zalim bir formül gibi görünüyor. Fakat üzerine biraz düşündüğümüzde, bu tartışılmaz buyruk, bu keskin bıçak esasında bizim gündelik hayatımıza hükmediyor. Sanki biri bize mutlu, çekici, eğlenceli ve performansımızın zirvesinde olmayı emretmiş gibi. Hiçbirimizin şüphesi yok ki herkes kendi kaderini yazar. Evet, yapabiliriz!

Malum, bu önermeyi ne biz bulduk ne de onu sıklıkla kullanan annemiz. Bazıları kökenini “Yapmalısın, çünkü yapabilirsin” diyen Kant’ın fikirlerinde arasa da kesin olarak bildiğimiz tek şey bu düsturun özellikle “Pozitif Düşünce Akımı”nın* doğuşundan bu yana bir hayli popüler olduğu. Başarının bir seçim olduğunu düşünen bir kısım kişisel gelişimci hep bir ağızdan haykırdıkları “İstersen yaparsın” mottosunu kuramlaştırmayı da ihmal etmediler. Sıklıkla atıf yaptıkları çekim yasasına göre, kişi ne düşünürse yaşamına onu çeker. Yani yaşasın arzuların gücü, yaşasın liyakatin iktidarı! Eğer bunu beceremiyorsanız da yapacak bir şey yok… Oysa Psikanalist Jacques André, “Hepimiz kabul etmeliyiz ki her şeye muktedir olmadığımız gün gibi ortada” diyor. Rejime başlamak, spora gitmek, Japonca kursuna yazılmak gibi yeni yıla girerken aldığımız kararlara, yılın ilk günü itibarıyla ne olduğunu ne yazık ki hepimiz biliyoruz. İstediniz, denediniz ama birçoğunuz vazgeçtiniz. André, “ben” dediğimiz varlığın kararlarımızda aslında oldukça yüzeysel bir etkisinin olduğunu ve arzularımızı gerçekleştirmeye yönelik tüm çabalarımıza rağmen bilinçdışımızdaki kuvvetli dürtülerin, içimizde birbiriyle çatışan karşıt güçlerin bizi dize getirdiğini vurguluyor. Adeta içimizdeki bir şey ellerimizi, kollarımızı bağlıyor. Ve biz her seferinde bunun aksinin gerçekleşmesini boş yere bekleyip duruyoruz. Psikanaliz, elde etmeyi umduğu şeylere ulaşamayanlara, iç dünyalarında nasıl bir bölünme yaşadıklarını, neler kaybedip kazandıklarını iyi gözlemlemelerini öneriyor. “Çünkü garipliğin farkına varmak tek başına sorunu çözmeye yetmez. Kişi meseleyle yeniden ilişki kurmalı, onu sorgulamalı, güncellemeli, kendine bir manevra ve özgürlük alanı bırakacak biçimde şekillendirmelidir” diyor André. Ne demiş Saint Augustinus? “Sahip olduğumuz tek özgürlük, çolak bir özgürlüktür.” Sadece bunu bilmek bile egomuzu yatıştırır. Ama her şeye rağmen bir yanınız hep “Yapabilirim” diyecek ve umut edecek. O yanınıza karşı sorumluluklarınız olduğunu da unutmayın.

*1952 yılında “Olumlu Düşünmenin Gücü” kitabını çıkaran Norman Vincent Peale tarafından kavramlaştırılan bu teori, 2006 yılında Rhonda Byrne tarafından “Secret” isimli çok satan kitabında yeniden ele alındı.

 

 

Önceki Yazılar

AŞK UZMANINA KULAK VERİN!

Sonraki Yazılar

SOL YANAĞINIZI UZATIN

Bir cevap yazın