is-ve-ozel-hayat-dengesi-nasil-saglanir

İş ve Özel Hayat Dengesi Nasıl Sağlanır?

Bir yandan başarılı bir kariyere sahip olmayı arzularken diğer yandan işin yaşam enerjinizi emeceği kaygısını taşıyor musunuz? Bu ikilem arasında para kazanmaya çalışırken, hayatı kaçırmamak için ne yapmalı?

Kariyerinizin üzerinizdeki sonuçlarını hiç düşündünüz mü? 42 yaşında, iki çocuklu Murat, çalıştığı bankanın en iyi satış danışmanlarından biri. Kısa bir süre önce İstanbul’da önemli bir şube için aldığı terfii geri çevirerek müdürünü kızdırmış. Eşi Ayça’yla beraber bu konu üstüne iyice düşünmüşler. “Ne maaşımda artış olacaktı ne de önemli bir unvan sunuyorlardı. Ailemle zaman geçirmek için yıllar boyunca inşa ettiğim hayat dengeme bunlar rakip olamaz. Beni ve ailemi yıpratacak her türlü stresten uzak durmak istiyorum.” Bu tercihinin ona bazı kapıları kapatma riski olduğunu biliyor. Okulda öğrettikleri, her üç ya da dört senede bir, bir adım öne stratejisinden oluşan kariyer planını bir kenara atmasa da buna bir nokta koyduğu kesin. Eşi ve çocuklarıyla yaşadığı hayata karşın sunulan teklif, “satış belgesinin altındaki toplamın daha büyük bir sayı olması karşılığında ruhun” şeklinde özetlenebilecek bir kandırmaca gibi geliyor ona.

ÇALIŞMANIN KUTSALLIKTAN ARINMASI

Murat’la aynı durumda bulunan birçok kişi var. Bir yanda ilerleme ve sorumluluk alma arzusu, diğer yanda işin bir vampir gibi kanınızı emeceği korkusu arasında hayatınızda çalışmayı nerede konumlandıracaksınız? Daha geniş bir perspektifle bakarsak, bugün mesleki
hırsları nasıl anlamlandırmalı? Aramızdan birçoğu artık bu soruları kendine soruyor. Çalışanlar için bir işin ilgi çekiciliği ve bağlamı artık maaşın önüne geçmeye başladı. Bu nedenle şirketlerde “çalışan deneyimi”ne verilen önem artıyor. Hatta ünlü bir alışveriş web sitesi, insan kaynakları departmanının ismini “çalışan deneyimi” olarak değiştirdi. Evet, değerler değişiyor; çalışmak kutsallığını kaybetmeye başladı. Yaşamdaki merkezi konumundan çıkıyor. Artık bireyi tanımlamayı, konumlandırmayı ve açıklamayı sağlayan tek unsur mesleği değil. Öte yandan, hayatta kişinin daha bütüncül bir şekilde kendini gerçekleştirmesine imkân sunan bir dengeye özlem yaygınlaşıyor. Çağımız, iş hayatında ya da iş dışında, tüm potansiyellerini gerçekleştirerek birey olarak var olmaya dair güçlü bir taleple öne çıkıyor. Artık bir yandan hayatı kazanırken, diğer yandan onu nasıl kaçırmayacağımızı soruyoruz. Bu sorular bizim için oldukça yeni; önceki nesiller bu soruları sormayı bile düşünmüyordu. Belki geçmişte kârlılık ve verimlilik normları, performans gereksinimleri bugünden daha az sertti. Belki de geçmiş nesil şu iki doğruya göre hareket ediyordu: Kişisel kaynakların iş hayatına sınırsız yatırımının duygusal yaşama hiçbir olumsuz etkisi olmadığı ve varoluşa anlam kazandırmaya fazlasıyla yettiği inançları. Bu bakış açısı özellikle erkekler için geçerliydi, çünkü kadınlar zaten evdeydi. Ancak, bu yaklaşım artık eskidi. Bugün kim başarı sunağında kendisinden önemli bir kısmı feda etmeden sadece iş için çalıştığını iddia edebilir?

Önce tek tük işaretler kendini göstermeye başladı; başarısının enfarktüs geçirmeye değip değmediğini hasta yatağında sorgulayan CEO veya müdürler gibi. Ardından işsizlik geldi. Şirketlerine “her şeylerini” vermiş binlerce kişi yeniden yapılanma veya küçülme nedeniyle işten çıkarıldı ve kendilerini değersiz hissetti. Her sektörden büyük markaların, sayıları bazı firmalarda on binleri bulan toplu işten çıkarmaları 2020’de hem dünyada hem de Türkiye’de devam ediyor. Birçok insan kendini toparlamakta zorlandı, bazıları ise çok üzücü bir şekilde hayattan vazgeçti. Bazıları ise şoku atlattıktan sonra, her şeyi masaya yatırdı, düşündü ve bir daha asla kandırılmamaya karar vererek değer ölçeklerini değiştirdi.
Hatta bazıları “işsizlikle” beraber daha fazla zamana sahip olurken farkında olmadıkları birçok yeni uğraş ve sosyal bağlar keşfedip yaşamlarını duygusal açıdan daha doyumlu bir hale getirdi.

ERKEKLER TARAFINDAN KENDİLERİ İÇİN OLUŞTURULMUŞ NORMLAR

Günümüzde Türkiye’de erkeklerin işgücüne katılım oranı yaklaşık %70’ken, kadınlarda bu oran sadece %30. 2009’da bu oran %20’ydi. Kadınların işgücüne katılımında artışın nedenlerinden biri, 2009’da yaşanan ekonomik krize çözüm olarak kadın istihdamına yöneliş. Kısacası, kadınların işgücüne kitlesel girişi ekonomiyi de olumlu yönde etkiliyor. Kadınlar da iyi bir temel eğitimle çalışma hayatında becerilerini gösteriyor ve pes etmiyorlar. Bir iletişim şirketinde bölüm sorumlusu Gökçe, şunları söylüyor: “Yılda 150 bin TL kazanıyordum ama deli gibi gece gündüz çalışıyordum. Evdeyken bile müşterileri, bütçeyi, iş planlarını düşünmeye devam ediyordum. Yöneticimiz bize altı ay önce, ona göre yeterince kârlı olmadığını söylediği bölümümüzün kapanacağını söylediğinde şok geçirdim. Aklım başıma geldikten sonra, işten çıkarılma sürecim kendimi işe bu denli vermemdeki saçmalığın farkına varmamı sağladı. Yaptığım fedakârlıklara bakıldığında, işim bana ne vermişti?” Bu negatif deneyimden sonra Gökçe, yarı zamanlı bir iş teklifini kabul etmiş ve tutkusu olan resme ciddi olarak zaman ayırmaya karar vermiş. Ancak iş hayatında, önemli sorumluluklara sahip olsalar bile, kadınlar nadiren erkekler kadar işe zaman ayırabiliyor. Anka Kadın Araştırma Merkezi’nin 2013 yılında yaptığı “Kadının Görünmeyen Emeği: İkinci Vardiya” adlı araştırma, kadınların ev işlerinin neredeyse tamamını yüklendiğini gösteriyor. Yaş ortalaması 35, üniversite ve üzeri eğitime sahip, tam zamanlı çalışan yaklaşık 1000 kadın arasında yapılan araştırma, yemek, temizlik, düzenleme gibi işlerin yaklaşık %80’ini kadınların üstlendiğini gösteriyor. Yani kadınlar için haftalık 45 saatlik iş mesaisi bütün bu iş yükünün altında hiçbir şey gibi kalıyor. Erkekler tarafında ise; yemek pişirme oranı yaklaşık %3, çocuğun temizliği ve giydirilmesi %2, yemek yedirme ise %1,5. Kadınların büyük bir kısmı bağımsızlık, özgürlük ve kendini gerçekleştirmeyi mümkün kılan mesleki faaliyetleri ve özel hayatları arasında oluşan kaygıyı uzlaştırmak istiyor. Daha iyisi nasıl olur? Kuzey Avrupa ülkelerinin bazılarında halihazırda olduğu gibi, çocuk bakımı için daha fazla altyapı, daha esnek çalışma saatleri ve ev işlerinin paylaşılmasını da içerecek gerçek bir kadınerkek eşitliğine ihtiyacımız var. Kadınların isteği, zaten erkekler tarafından erkekler için belirlenmiş çalışma standartlarına artık maruz kalmamak. Dolayısıyla bu erkeklerin de değişmesi anlamına geliyor. Hollanda’da kadınların iş hayatındaki yeri üzerine çalışan sosyolog Marie Wierink’in söylediği gibi, kadınları evcil çemberden çıkarmak istiyorsak, önce erkekleri işten uzaklaştırmak gerekiyor.

 

 

Önceki Yazılar

Online Terapi

Sonraki Yazılar

40 Yaş Sendromu